İMAN VE İNTİSABIN EHEMMİYETİ
"İman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor." (Sözler, İkinci Söz)
"Selâmet ve emniyet yalnız İslâmiyette ve imandadır." (Sözler, İkinci Söz)
"Her hakikî hasenât gibi, cesaretin dahi menbaı imandır, ubûdiyettir." (Sözler, Üçüncü Söz)
"Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur." (Sözler, On Üçüncü Sözün İkinci Makamının Haşiyesi)
"İman, dizginini cism-i hayvanînin elinden alıp kalbe, ruha teslim ettiği için, maziye nüfuz ve müstakbele hulûl edebilir. Çünkü kalb ve ruhun daire-i hayatı geniştir." (Sözler, On Yedinci Sözün İkinci Makamı)
"İman, insanı Sâni-i Zülcelâline nisbet ediyor. İman bir intisaptır." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Birinci Nokta)
"İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Birinci Nokta)
"Nur-u iman, içine girse, üstündeki bütün mânidar nakışlar, o ışıkla okunur. O mü’min, şuurla okur ve o intisapla okutur." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Birinci Nokta)
"Kat’-ı intisaptan ibaret olan küfür, insanın içine girse, o vakit bütün o mânidar nukuş-u esmâ-i İlâhiye karanlığa düşer, okunmaz." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Birinci Nokta)
"İman nasıl ki bir nurdur; insanı ışıklandırıyor, üstünde yazılan bütün mektubât-ı Samedâniyeyi okutturuyor. Öyle de, kâinatı dahi ışıklandırıyor. Zaman-ı mazi ve müstakbeli, zulümattan kurtarıyor." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, İkinci Nokta)
"İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta)
"İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta)
"İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Dördüncü Nokta)
"İmân, yalnız ilim ile değil, imânda çok letâifin hisseleri var." (Sözler, Konferans)
"İlim ile gelen mesâil-i imâniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sır, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder." (Sözler, Konferans)
"Kıymetli kardeşlerim! Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi imânı kurtarmak veya kaybetmek dâvâsıdır." (Sözler, Konferans)
"Ah, ne bahtiyardır o insan ki, bir mü’min kardeşinin imanının kurtulmasına sebep olur!" (Tarihçe-i Hayat, Önsöz)
"İman ne kadar kıymettar ve hayattardır ki, hangi şeye girse canlandırır ve bir şûlesi böyle fâni hayatı, bâkiyâne hayatlandırır, üstündeki fenayı siler." (Şualar, Dördüncü Şuâ, Beşinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye)
"İman hakikatı öyle bir çekirdektir ki, eğer tecessüm etse, bir cennet-i hususiye ondan çıkar, o çekirdeğin şecere-i tûbâsı olur." (Şualar, On Birinci Şuâ, Üçüncü Mes'ele)
"Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır." (Şualar, On Birinci Şua, Altıncı Mes'ele)
"İki cihanın ve iki hayatın medar-ı saadeti yalnız imandır." (Şualar, On Birinci Şuâ, Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası)
"Bir Müslümanın imanı o kadar kuvvetli ve sarsılmaz hadsiz hüccetlere dayanıyor ki, inkârda hiçbir özür kalmıyor, âdeta akıl kabulde mecbur oluyor." (Şualar, On Birinci Şuâ, Dokuzuncu Mesele)
"İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdânî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzî kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar." (Şualar, On Birinci Şua, Dokuzuncu Mes'ele)
"Kimin için Allah var, ona her şey var. Ve kimin için yoksa, her şey ona yoktur, hiçtir." (Şualar, On Birinci Şua, Onuncu Mes'ele)
"İman ve tevhid yolu gayet kısa ve doğru ve müstakîm ve kolaydır ve küfür ve inkâr yolları gayet uzun ve müşkülâtlı ve tehlikelidir." (Şualar, On Beşinci Şuâ)
"İman hem tasdik, hem iz’an, hem iltizam, hem teslim, hem mânevî timsaldir." (Hutbe-i Şâmiye)
"Ehl-i iman ile bütün kâinat alâkadardır, ondan memnundur." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, On İkinci İşaret)
"Nev-i insanın tenevvüünün en mühim mayası ve zembereği, müsabaka ile, hakikî imanlı fazilettir." (Lem'alar, Yirmi İkinci Lem'a, İkinci İşaret)
"İmanlı fazilet, medar-ı tahakküm olmadığı gibi, sebeb-i istibdat da olamaz. Tahakküm ve tagallüb etmek faziletsizliktir." (Lem'alar, Yirmi İkinci Lem'a, İkinci İşaret)
"Madem O var, sana bakar; sana her şey var. Asıl gurbette, kimsesizlikte kalan odur ki, iman ve teslimiyetle Ona intisap etmesin veya intisabına ehemmiyet vermesin." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Yirmi Üçüncü Devâ)
"İman, geçmiş ve gelecek zamana nüfuz edemeyen o cüz-ü ihtiyarînin dizginini cismin elinden alıp kalbe ve ruha teslim eder." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Yedinci Rica)
"İman ise, her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür." (Lem'alar, Yirmi Dokuzuncu Lem'a, İkinci Bab)
"Zerrât-ı âlemin adedince iman nimetlerine hamd ü senâ etmek bir borçtur." (Lem'alar, Yirmi Dokuzuncu Lem'a, İkinci Bab)
"Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanın kuvvetleşmesi ehemmiyeti çok azîmdir. İmanın bir zerre kadar kuvveti ziyade olması, bir hazinedir." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte)
"İmanın mahiyetindeki hârikulâde şehamet, izzet-i İslâmiyenin tabiatındaki âlempesent şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mu’cizeleri gösterebilir." (Sünûhat)
"Böyle bir Sultana ubûdiyet ve imanla intisap etmek ve şu dünyada ona misafir olmak ne kadar âli bir saadet, ne derece büyük bir şeref olduğunu kıyas et." (Mektubat, Üçüncü Mektup)
"Şüpheler, erkân-ı imaniyenin zaafından ileri geliyor." (Mektubat, On İkinci Mektup)
"Hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vasıta ve saadet-i ebediyenin anahtarı imandır." (Mektubat, On Altıncı Mektup, İkinci Nokta)
"Şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder?" (Mektubat, Yirminci Mektup, Mukaddime)
"Kur’ân’a ve imana ait her şey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir." (Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup, Yedinci Sual)
"İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüt ettikleri için, her zaman tecdid-i imana muhtaçtır." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, Dördüncü Mesele)
"Saadet-i dâreyn ve elemsiz lezzet ve vahşetsiz ünsiyet ve hakikî zevk ve ciddî saadet, iman ve İslâmiyetin hakikatindedir." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım)
"Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
"İmana gel ki, elemden emin olasın." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)
"İman, Şems-i Ezelîden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)
"İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)
"Hidayet haddizatında büyük bir nimettir ve vicdanî bir lezzettir ve ruhun cennetidir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 5. âyetin Tefsiri)
"Gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar." (Kastamonu Lâhikası, 5.Mektup)
"Bir adamın imanı, ebedî ve dünya kadar bir mülk-ü bâkinin anahtarı ve nurudur." (Kastamonu Lâhikası, 16.Mektup)
"İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler." (Kastamonu Lâhikası, 13.Mektup)
"İman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor." (Kastamonu Lâhikası, 13.Mektup)
"İman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşif ve şuhud ile hakikate yetişmektir." (Kastamonu Lâhikası, 13.Mektup)
"Şu zamanda iman-ı tahkikînin dersini vermek pek büyük bir fazilettir ve kudsî bir vazifedir." (Barla Lâhikası, 210.Mektup)
"İman-ı tahkikîyi taşıyan bir mü’min, çok mü’minlere bir nokta-i istinad olur ki, şuursuz olarak avâm-ı mü’minîn o iman-ı tahkikî sahibinin kuvvet-i imanına istinad ederek kuvve-i mâneviyeleri kırılmaz; dalâletlere karşı dayanırlar." (Barla Lâhikası, 210.Mektup)
"Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir." (Emirdağ Lâhikası-I, 63.Mektup)