"Hem iman, yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem imân yalnız ilim ile değil, imânda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlim ile gelen mesâil-i imâniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sır, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır." (Sözler, Konferans)
Bu vecize, İslam düşüncesindeki en derin konulardan birine ışık tutuyor: İmanın sadece zihinsel bir kabulden (kuru bir bilgiden) ibaret olmadığı, insanın bütün ruh dünyasını kuşatması gerektiği. Bunu harika bir biyolojik benzetme üzerinden anlatıyor. Parçaları birlikte inceleyelim:
1. "İman, Yalnız İlim ile Değil..."
Buradaki "ilim" ifadesi, zihinsel bilgi ve entelektüel kavrayış demektir. Bir insan Allah’ın varlığına, ahirete veya diğer iman esaslarına dair yüzlerce kitap okuyabilir, delilleri ezberleyebilir ve bunları mantıksal olarak kanıtlayabilir. Ancak bu vecize diyor ki: Bu bilgi tek başına "iman" demek değildir; o sadece imanın giriş kapısıdır. Yani ilim yalnız başına hidayete götürmez.
2. Harika Bir Benzetme: Akıl Midesi ve Yemek
Üstad burada, aklı bir mideye, dini bilgileri ise o mideye giren yemeğe benzetiyor:
Yemeğin Sindirilmesi: Bir lokma yemeği yediğinizde, o yemek midede kalmaz. Vücut onu sindirir; içindeki vitaminleri, proteinleri ve mineralleri ayrıştırarak kaslara, sinirlere, kana ve gözlere dağıtır. Her organ kendi ihtiyacına göre o yemekten bir hisse alır.
İmanın Sindirilmesi: İşte akıl midesine giren imanî bilgiler de aynen böyledir. Akıl o bilgiyi alır, tartar ve mantıklı bulup kabul eder; ancak süreç burada bitmez. O bilgi oradan süzülerek kalp, ruh, his ve latifeler gibi insanın diğer manevi organlarına dağılmalıdır.
3. "Letâif" (Manevi Cihazlar) Kendine Göre Hisse Alır
İnsan sadece akıldan ibaret değildir; onun içinde "letâif" denilen, pek çok manevi merkez, duygu ve fakülte vardır. Bilgi akıldan geçtikten sonra bu merkezler tarafından emilmeli (massedilmeli):
Kalp: Sevgi ve bağlılıkla o bilgiyi hisseder, tatmin olur.
Ruh: O bilgiyle huzur bulur, ebediyet arzusunu doyurur.
Sır: Bilginin derinliklerinde ifade ettiği ilahi hakikatlere karşı hayranlığı ve tefekkürü yaşar.
Nefis: O imanın getirdiği sorumlulukla terbiye olur, teslimiyeti öğrenir.
Eğer akla giren o iman bilgisi kalbe inmiyor, ruha dokunmuyor, insanın ahlakına ve duygularına yön vermiyorsa; yani diğer manevi duygular o bilgiden beslenemiyorsa, o iman noksan kalır.
Özetle: İman, sadece akılla bilip "Evet, bu doğrudur." demek değildir. Gerçek iman; aklın onaylayıp tasdik ettiği o doğrunun kalbe inip aşk ve huşu olması, ruha inip huzur vermesi, hayata yansıyıp güzel ahlak hâline gelmesidir. Laboratuvarda suyun formülünü bilmek başkadır; çöldeki bir insanın o suyu içip hücrelerine kadar hararetini dindirmesi başkadır. İşte ilim formülü bilmekse, iman o suyu kana kana içmektir.
İlave bilgi için tıklayınız:
- İnsan Bildiklerini Neden Yaşayamıyor? (Video: Dr. B. SABAZ)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü