"O divanlar der ki, veli ol, gör, makamata çık, bak, nurları, feyizleri al. Risalet-in Nur ise der, her kim olursan ol, bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikatı müşahede et." Farkını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur, meslek ve meşrep olarak tarikat ve tasavvuf değildir. Nur mesleği tarikat berzahına girmeden hakikatleri doğrudan Kur’an'dan alan ve bu hususta sahabelerin mesleğini esas alan bir cemaat hareketidir. Yani Risale-i Nur dairesinde tasavvufta olduğu gibi riyazet, çile, uzlet, erbain gibi terbiye usulleri yoktur. Nur talebeleri doğrudan sünnet-i seniyye yolu ile nefsini terbiye eder. Nur talebelerinin bütün gayesi, tahkikî imanı elde edip, farzları yapıp, günahlardan kaçınmak ve sünnete ittiba etmektir. Bunun dışında haricî ve hususî bir terbiye usulü yoktur, ayn-ı şeriattır.

Tarikatta ise riyazet, çile, rabıta, şeyhte fena olmak, seyr-i sülûk gibi usûl ve vasıtalarla nefsi terbiye ve tezkiye etmek ve ondan sonra hakikatleri elde etmek esastır. Bu yol hem uzundur, hem meşakkatlidir, hem dar bir yoldur, herkes gidemez. Ama gidebilen için gayet güzel ve şirin bir manevî seyahattir. Biz zor ve elverişli değil derken, bu zamanın insanlarının bu yola müsait olmamasını kast ediyoruz. Yoksa tasavvuf ve tarikat yolunun -hâşâ- hata ve yanlış olduğuna dair bir fikir ya da düşüncemiz kesinlikle yoktur.

Risale-i Nur'un en büyük vasıflarından biri, insanlık içindeki bütün anlayış tabakalarına hitap etmesi ve onları aydınlatabilmesidir. Başka eserlerde bu vasıf çok nadir olarak görünüyor.

Risale-i Nur avam - havas, cahil - âlim, zengin - fakir, köylü - şehirli, her kesime hitap eden bir eser olmasından, bazen bir cümlesi ve bir kelimesi çok manaların ihtiva edildiği bir kitap hükmünü alır. Bu yüzden, herkesin istifadesi, kabiliyet ve anlayışına göre oluyor, ama en alt kademedeki avam insan da istifadesiz kalmıyor.

Ama batılı bir filozofun eserini ya da doğulu İbn-i Arabînin eserlerini anlamak için onların kıvamına varmak ve o seviyeye çıkmak gerekir. Zira onların eserleri sadece havassa hitap ediyor.

“O divanlar derki veli ol, gör makamata çık bak, nurları, feyizleri al” ifadesi bu manaya işaret ediyor.

Risale-i Nur meyveli bir bahçe gibidir. O bahçede çok uzun dalların ucunda tatlı ve olgun meyveler de var, en alt kısmında boyu kısa olanlar için de meyveler var. Yani Nurlar kimseyi meyvesiz bırakmayan güzel bir bahçe hükmündedir.

Risale-i Nurların dışındaki İslamî kaynaklarda imana ve Kur'an’ın inceliklerine dair meseleler dağınık ve zamanlarının ihtiyacına göre şekillenmiş ve ona göre tarif edilmiştir. İmanî mevzular ayrı ayrı ve teknik tariflerle ehil olanlara izah edilmiştir.

Her bir âlim bir meseleyi eserinde güzelce izah etmiş, ama temsil ve teşbih ile avamın idrakine hitap etmediği için, istifade umumî değil, hususî kalmıştır. Mesela Kader konusunu Sa’d-ı Taftazanî elli sayfalık izah ile havassa tam anlatmış, ama avam insanlar bu hususta istifadesiz kalmıştır. Aynı şekilde İmam-ı Gazzalî çok güzel telifatlar ile felsefeye derin darbeler vurmuş, ama bu telifatlardan sadece ehil olan ulema istifade edebiliyor.

Bu yüzden, bu zamanda bütün İslamî kaynaklara tam vukufiyet ve tam mesai mümkün olmadığı için, insanlar meseleleri anlamakta zorlanıyor ve tam manasıyla mutmain olamıyor. Biraz bu zamanın şartlarının müsadesizliği, biraz o eserlerin kendi döneminin şartlarına göre yazılması ve havassa hitap etmesi gibi sebeplerden dolayı, eski kıymetli kaynaklar zamanın ihtiyaçlarına tam cevap veremiyor.

Risale-i Nur'un diğer eser ve kaynaklardan farkı, dağınık ve hususî olan imanî ve Kur'anî meseleleri temsil ve teşbihlerle toplatıp, herkesin anlayacağı seviyeye indirmesidir. Aynı zamanda günümüz meselelerine de ışık tutması Risale-i Nur'u daha tesirli ve parlak yapmıştır. Risale-i Nurlar temsil ve teşbih dürbünü ile en derin ve en dağınık meseleleri en avam insanın idrak edebileceği bir kıvama ve seviyeye getirmiştir. Sair kaynaklar hususî insanlara hitap ederken, Risale-i Nur umuma hitap ediyor.

Meselâ; İbn-i Arabî gibi zatlar; “Bizim eserlerimizi anlamak için bizim makamımıza çıkmak lazımdır” diyor. Ama Risale-i Nurlar her makam ve seviyedeki insana, “yalnız kulağını ve gözünü aç” diyor, başka bir şart istemiyor.

Evet, temsil ve teşbihin asıl gayesi, mücerred ve derin olan manayı, müşahhas hale getirmek, dağınık hakikatleri bir noktada toplamak ve akla yaklaştırmaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
5
Okunma sayısı : 6.421
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
"bazen bir kelimesi ve cümlesi çok manaların depolu olduğu bir kitap hükmünü alır." Misal: Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Kullanıcı

4.mektubun devamında gelen bahse ait olan bu sualler neden 5. Mektub olarak yazılmış? Hal boyleyken diger tüm mektuplarda sayi kaymış 

Değerli Kardeşimiz; sitemizde Söz Basımın külliyatı kullanılmaktadır. Orada nasıl eklenmişse öyle yayınlanmıştır. Yani bu soru doğru metin ve alt kategoriye eklenmiştir. Selam ve dua ile...

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...