Block title
Block content

İnsan kâinatın misal-i musağğarı mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan kâinatın misalı musağğarıdır. İnsanı büyütseniz kâinat, kâinatı küçültseniz insan olur. Mesela yeryüzündeki ağaçlar insandaki kıllara; toprak tabakası, kılların altında bulunan deriye; taşlar kayalıklar derinin altında bulunan kemiklere; yeryüzünde mevcut olan çeşit çeşit sular, insanda bulunan muhtelif sulara; (kan , göz yaşı ağız suyu gibi), yine yeryüzündeki mağaralar insandaki kulak ve burun deliklerine işaret ediyor olabilir.

Nasıl ki "Yaş ve kuru ne varsa Kur'an'da vardır" diyoruz. Öyle de Kur'an her şeye kıymeti ölçüsünce ayinedarlık yapmakta, kimisinden yüzlerce ayetle bahsederken [Hz. muhammed (asm) gibi] kimisinden de bir iki ayet veya bir iki kelime veya bir iki harfle bahsetmektedir. Aynen bunun gibi insan da kâinatın enmuzeci olması hasebiyle, insanda da her şey bulunmakta, ama kâinattaki şeylerin kıymetine göre... Yine Kur'an "Fatiha"da, "Fatiha" da "besmele"de, "besmele" de "be" harfinde saklandığı gibi, insanda "acbuzzeneb" denen kuyruk sokumundaki bir hücrede saklanmıştır. 

"İnsan denilen sarayın cevherleri, bir kısmı alem-i ervahtan, bir kısmı alem-i misalden ve levh-i mahfuzdan ve diğer bir kısmı da hava aleminden, nur aleminden, anasır aleminden geldiği gibi; hacatı ebede uzanmış, emelleri semavat ve arzın aktarında intişar etmiş..." (1)

"İnsana verilen numûneler nevinden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyât ile, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rubûbiyetine âyinedarlık eder; onları anlar, bildirir. Meselâ, ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum; öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var, o usta onu bilir, görür, yapar, idare eder ve hâkezâ." (2)

İnsanoğlu, meselâ, bir ev yapacağı zaman önce onun planını zihninde kurar ve bunu bir kâğıda döker. İkinci safhada ise irade ve kudretini sarf ederek o plana uygun bir ev koyar ortaya. İşte bütün bunlar birer numunedirler. Biz bu numuneye bakarak asıl hakkında bir derece fikir sahibi olur ve deriz ki: Şu kâinat sarayı önce takdir edilmiş ve bu takdire uygun olarak inşa edilmiştir. Ene, hem işaret hem de numuneleri cami olduğuna göre, ondaki numuneler de işaretler gibi mahlûktur, kişinin kendine hastır ve bunların da İlâhî takdir, irade ve kudretle hiçbir benzerlikleri düşünülemez.

Şimdi şöyle bir düşünelim: İnsanda bu numuneler yaratılmamış olsaydı insanın İlâhî sıfatları tanıması, bilmesi nasıl mümkün olacaktı? Meselâ, insana irade verilmeseydi ve insan bu iradeye benliğiyle sahip çıkıp onu hür olarak kullanamasaydı, Allah’ın irade sıfatını bilebilir miydi? İnsanın o cüzi kuvveti ve kudreti olmasaydı, Allah’ın Kudret sıfatını ve Kadir ismini bilmesi mümkün olabilir miydi? Merhamet nedir, gazap nedir bilmeseydi, Allah’ın rahmet ve gazabı olduğunu hayal bile edemezdi. Demekki kâinatın her şeyini kendimizde gösteremezsek de en azından bazı örneklerini kendimizde gösterebiliriz.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a. 

(2) bk. Sözler, Otuz Üçüncü söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Makam, Üçüncü Burhan | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 9399 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

nurcu56

Misâl-i musağğar: Küçültülmüş misal, özet, maket, küçük âlem.. Nur Külliyatında insan için misâl-i musağğar tabiri kullanılır; yâni bu kâinatın küçültülmüş şekli. Küçültme (tasgir) fiili âlemde öyle harika bir şekilde icra edilmiş ki, şu muhteşem âlem, mevcut hâlini yine muhafaza etmekle birlikte, ondan onu temsil edecek küçük âlemler süzülmüş. Ağacı süzüp meyveye sıkıştıran kudret ve hikmet eli, aynı kanunla nice âlemleri insana yerleştirmiş. İnsan, okuduğu bir eserin özetini çıkarır. Bu özet asıl eserin küçük bir misâlidir. Ama, şu özet yardımıyla eserin tamamını yeniden ortaya koy, deseniz bundan âciz kalır. Fakat, bir çekirdek öyle mi? Toprağa attığınızda ağacının tamamını yeniden size takdim edebiliyor.
Küçültülmüş misâl ifadesini şöyle de anlamak mümkün: Âlemlerde tecelli eden İlâhî isimler, insanda da tecelli etmiş. Bu tecelliler de kâinattaki hadsiz tecellilerin bir küçük misali gibi...Meselâ, her varlığa bir suret. Bir şekil takılmış, Musavvir isminin bir cilvesi ile... İşte, Güneşe, Aya, dağa, dereye, her ovaya, her deryaya ve nihayet her bitki ve hayvana ayrı bir suret takan Allah, bu suretler âleminin bir küçük misalini de insana lütfetmiş. Onun da gözünün sureti, kulağınınkine benzemiyor; kalbinin şekli böbreğininkine... Muhyi, yâni hayat verici isminin tecellisiyle meleklerden cinlere, hayvanlardan insanlara kadar nice varlıklar hayat nimetine kavuşmuşlar. Bu tecellilerin bir küçük misali de insana lütfedilmiş. İnsan bu sayede, hayat sahibi bir ruha kavuşmuş ve o ruhun hayat sıfatıyla bedenin bütün hücreleri hayattar olmuşlar. Zâhir ve Bâtın isimlerinin cilveleriyle, her şeyin bir iç, bir de dış yüzü halk edilmiş. Denizin içi balıklarla şenlendirilmiş; sema ülkesi meleklerle. Bunun bir küçük misâli de insanda görülüyor. Onun da bir görünen veçhi var, bir de görünmeyen iç âlemi... İlâhî isimlerin tecellilerinde bir perde daha ileri gittiğimizde, İlâhî sıfatları tefekkür edebiliriz. Bu sıfatlardan misâl olarak ikisi üzerinde kısaca duralım. Güneş yapmak ancak İlâhî kudretle olabilir, bunun yanında Güneşe de bir kuvvet bahşedilmiş. Keza atom yaratmak da ancak Allah'a mahsus ve o atoma da bir kuvvet yerleştirilmiş. İşte bu mânânın, bu kanunun bir küçük misâli de yine insanda mevcut, sonsuz kudretiyle yarattığı âlemlerden, insanı yine sonsuz bir hikmetle süzen Allah, o şerefli mahlûkuna da bir kudret lütfetmiş. İşte bu kudret, âlemdeki varlıklara dağıtılan kuvvetlerin bir küçük misâli. İrade sıfatı da öyle. Her şey İlâhî iradeyle idare ediliyor, insan da her şeyiyle O'nun tedbir ve tasarrufunda. İnsan, kendi vücudunda yine kendi iradesi dışında cereyan eden sonsuz faaliyetlerle de âlemdeki İlâhî tasarrufların bir küçük misâlini sergilemekte. Ve o, kendisini iradesiz varlıkların üstüne çıkaran ayrı bir ihsana mazhar olmuş; cüz-i iradeye sahip kılınması sûretiyle.
Nur külliyatından bir hakikat dersi: "Evet, nasıl ki, insanın anasırları, kâinatın unsurlarından; ve kemikleri, taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcarından; ve bedeninde cereyan eden kan, ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları, arzın çeşmelerinden ve madenî sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de, insanın ruhu âlem-i ervahtan, ve hâfızaları levh-i mahfuzdan, ve kuvve-i hayâliyyeler âlem-i misâlden... hakeza, herbir cihazı bir âlemden haber veriyorlar." (Lem'alar) Bu hikmetli ifadelerden aldığımız derse göre, insan kendinde mevcut, madde ve mânâ âlemleriyle, kâinattaki âlemlere bir küçük misal gibi..
Şehadet ve gayb âlemlerinin, yâni görünen ve görünmeyen âlemlerin birer küçük misali: Beden ve ruh. Şu görünen insan bedeni, görünmeyen bir ruh kanunuyla sevk ve idare edildiği gibi, şu muhteşem kâinat da nice kanunlarla sevk ve idare ediliyor. Meselenin bir de şu yönü var: Kâinattaki birçok hakikatin insan ruhunda benzer tezahürleri görülüyor. Âlemde eşya için kullandığımız, yumuşak-sert, alçak-yüksek gibi ifadeleri, insanın iç dünyası, seciye ve ahlâk âlemi için de kullanırız. Aynı şekilde, insandan önce bu âleme misafir gelen hayvan ve bitkilerin de bir takım özellikleri insan ruhunda bir başka şekilde kendini gösterir. Bukalemun gibi renk değiştiren, tilki gibi kurnaz, canavar gibi insafsız, gül gibi şirin, diken gibi iğneleyici mizaçlar insanlık âleminde ayrı ayrı şahıslarda kendini gösteriyorlar. Yine, insanın ruh dünyası, âlemdeki muhtelif mahlûkatın yaptıkları ayrı ayrı tesbihlerin, hamdlerin, tekbirlerin, ibadetlerin de bir küçük misalidir. Mahlûkatın hal diliyle yaptığı nice tesbihleri insan, kal diliyle de terennüm ederek, âlemle bütünleşir. Şu görünen âlemin yaptığı bütün tesbihleri temsil eden, onlardaki kemalâtı, güzellikleri temaşa eden bir melekler âlemi mevcut. Her biri ayrı vazifelerde çalışan bu nuranî varlıkları da insanın his dünyası temsil ediyor. Böylece âlemin meyvesi olan insanda, melekler âlemi de bir bakıma temsilcilerini bulmuş oluyorlar. Âlemdeki iğrenç manzaralar, pis kokular, leşler, bataklıklar da en ileri seviyesiyle, yahut seviyesizliğiyle yine insanda ifadesini buluyor. Ve bize kötülüğü aralıksız telkin eden nefsimiz şeytandan haber veriyor.

Alaaddin Başar Hocamızın Bir Yazısı
Log in or register to post comments
BENZER SORULAR
Yükleniyor...