"Evet, nasıl ki insanın anasırları kâinatın unsurlarından ve kemikleri taş ve kayalarından ve saçları nebat ve eşcarından ve bedeninde cereyan eden kan..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, nasıl ki insanın anâsırları kâinatın unsurlarından ve kemikleri taş ve kayalarından ve saçları nebat ve eşcârından ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları arzın çeşmelerinden ve madenî sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de insanın ruhu âlem-i ervahtan ve hafızaları Levh-i Mahfuzdan ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden ve hâkezâ her bir cihazı bir âlemden haber veriyorlar ve onların vücutlarına kati şehadet ederler."(1)

İnsan, ruh ve ceset olmak üzere iki temel esas üzerine yaratılmıştır. Ruh insanın manevi ve gaybi tarafını ifade ederken, ceset ise insanın maddi ve görünen yüzünü temsil ediyor.

Ruh, kalp, akıl, hafıza, hayal, sezgi, vicdan ve diğer latife ve duygular insanın manevi cephesini temsil ederken. Ceset, kalp, beyin, göz, kulak, dil, burun, dokunma hissi vesaire de insanın maddi cephesini temsil ediyor.

İnsanın manevi cephesi ve bu cephede bulunan manevi duygular gaybi âlemlerin küçük bir özeti bir prototipi iken, aynı şekilde insanın maddi cephesi ve bu cephede bulunan aza ve organlar da maddi âlemlerin küçük bir özeti ve prototipi gibidir.

Üstadımızın da ifade ettiği gibi insanın kemik iskeleti maddi âlemde camidatı (taş ve kaya gibi cansız varlıkları), cesedinde ki kıllar nebatatı (ağaçları,otları ve bitkileri), bedendeki sıvılar (kan ve gözyaşı gibi) denizleri, okyanusları, nehir ve ırmakları temsil eder. Cesedin şehvet, öfke, iştah gibi hissiyatları da hayvanları temsil ediyor vesaire. Yani insan, cesedi itibariyle şu maddi âlemlerin küçültülmüş bir özeti niteliğindedir.

Yine Üstadımızın ifade ettiği gibi insanın ruhu, ruhlar âleminden gelen bir cevher bir öz niteliğindedir ve o âlemi temsil ediyor. Hafızası levh-i mahfuzdan haber veriyor, hayal kuvvesi âlem-i misale açılan bir pencere niteliğinde, akıl âlem-i manaya açılan bir kapı, muhabbet duygusu âlem-i cemale uzanan bir menfez hükmünde olduğu aşikardır. İnsan maddi âlemde olduğu gibi manevi âlemlerin de bir özeti ve bir küçültülmüş prototipi niteliğindedir.

İnsanın maddi ve manevi âlemlerin bir özeti niteliğinde yaratılmış olması, insanı mahlukat içinde en mümtaz, en donanımlı ve en kapsamlı bir kul olma vasfına çıkarıyor. Böyle mümtaz ve külliyetli bir kul, ancak Allah’ın muhatabı, halifesi ve tabiri yerinde ise gözdesi olabilir.

İnsanı diğer varlıkların üstüne çıkaran, kainata halife olmasını sağlayan ve dahi bütün İlahi isimlere, sıfatlara ve şuunata mazhar yapan şey, insanın maddi ve manevi âlemlerin özeti ve fihristesi olmasıdır. "İnsanı büyütsen kâinat olur, kâinatı küçültsen insan olur." özlü sözü de bu gerçeğe işaret ediyor.

Hz. Ali'nin: "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir." sözü de bu inceliğe işaret ediyor.

Aşağıdaki linkte bu konuya açıklık getirilmiştir:

- "Mahiyet-i insaniye, şu kâinatın bir misal-i musağğarı olduğundan, âdeta âlemde ne varsa insanda nümunesi vardır." cümlesini açar mısınız?

1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte (Haşiye).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...