İnsanın mahiyetindeki isimlerin esmaya delalet ettiği konusunda hadis var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Resulullah (sav) buyurdular ki:

"Sizden biri kardeşiyle dövüşünce, yüze vurmaktan sakınsın."
Müslim'in rivayetinde şu ziyade var:
"...Zira Allah Âdem'i kendi suretinde yaratmıştır.") (1)

Resulullah (sav)'ı şu ayetleri okurken işittim. (Mealen):

"Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür." (Nisa, 4/58).

Bu sırada Resulullah (sav)'ın baş parmağını kulağına, onu takib eden (şehadet) parmağına da gözünün üzerine koyduğunu gördüm.(2)

Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor:

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu duayı çok yapardı:
"Ey kalbleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!"
Ben (bir gün kendisine):
"Ey Allah'ın Resulü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?"
dedim. Bana şöyle cevap verdi:
"Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir." (3)

"Allah Âdem'i, Rahman suretinde yaratmıştır."(4)

"Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti her şeye galiptir; Onun hikmeti her şeyi kuşatır." (Rum,, 30/27)

Yukarıdaki hadis ve ayetlerden anlaşılan, Allah’ın isim ve sıfatları kainatta tecelli etmişlerdir. Kainat içinde de, özellikle insanın mahiyetinde tecelli etmişlerdir. Bu yüzden insan, mahiyet olarak Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına mazhar ve makes olmuş cami bir ayinedir.

İnsan, Allah’ın mutlak ve kayıtsız sıfatlarını ancak kendi mahiyetindeki kayıtlı ve cüzi his ve latifeler aracılığı ile rasat edebilir. Yoksa bu his ve latifeler olmadan, anlaması imkansızdır. Ama ihata ile Allah’ın isim ve sıfatlarını kuşatması imkansızdır. Sadece uzaktan uzağa bir idrak ve rasattan ibarettir insan mahiyetindeki his ve duyguları.

Üstad'ın şu ifadeleri bu meseleyi gayet güzel izah ve ispat ediyor;

"On Birinci Söz'de beyan edildiği gibi, insan öyle bir nüsha-i câmiadır ki, Cenâb-ı Hak, bütün esmâsını, insanın nefsiyle insana ihsas ediyor." (...)

"İkinci vecih aynadarlık ise: İnsana verilen nümuneler nev'inden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyatla, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rububiyetine aynadarlık eder, onları anlar, bildirir. Meselâ, "Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder," ve hâkezâ..."

"Üçüncü vecih aynadarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye aynadarlık eder. Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Lâtif isimlerini, ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevahiriyle, letâif ve mâneviyâtıyla, havas ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir İsm-i Âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır."(5)

Kaynaklar:

(1) Buhari, Itk 20; Müslim, Birr, 112, (2612).
(2) Ebu Davud, Sünnet 19, (4728).
(3) Tirmizî, Kader: 7, (2141); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/289.
(4) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/288-289.
(5) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...