İnsandaki nefis ve kuvve-i şeheviye hangi isimlerin tecellisine bakar?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri bu soruya şu cevabı veriyor:

"Nasıl toprak suya, havaya, ziyaya nisbeten kesafetli, karanlıklıdır, fakat masnuât-ı İlâhiyenin bütün envâına menşe ve medar olduğundan bütün anâsır-ı sairenin mânen fevkine çıktığı gibi; hem kesafetli olan nefs-i insaniye, sırr-ı câmiiyet itibarıyla, tezekkî etmek şartıyla bütün letâif-i insaniyenin fevkine çıktığı gibi; öyle de, cismaniyet en câmi, en muhit, en zengin bir âyine-i tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiyedir. Bütün hazâin-i rahmetin müddeharâtını tartacak ve mizana çekecek âletler cismaniyettedir. Meselâ, dildeki kuvve-i zâika, rızık zevkinde, envâ-ı mat'umat adedince mizanlara menşe olmasaydı, herbirini ayrı ayrı hissedip tanımazdı, tadıp tartamazdı."

"Hem ekser esmâ-i İlâhiyenin tecelliyâtını hissedip bilmek, zevk edip tanımak cihâzâtı yine cismaniyettedir. Hem gayet mütenevvi ve nihayet derecede ayrı ayrı lezzetleri hissedecek istidatlar yine cismaniyettedir." (1)

Buradaki “nefis” kelimesi ruhla bedeni birlikte ifade eder; Türkçesi “kendi” şeklinde ifade edilebilir. Nefs-i emmareyi bu nefisle karıştırmamak gerekir.

Sırr-ı camiiyet, insanın nefsine takılan duygu ve cihazlar cihetiyle çok geniş bir mahiyete ve mükemmel bir istidada sahip olmasıdır. Allah, insanın maddî ve kesif olan nefsini bütün isim ve sıfatlarını tadıp tartacak, duygu ve cihazlar ile teçhiz etmiştir. İnsan, nefse takılmış olan bu duygu ve cihazlar sayesinde bütün âlemler ile irtibat kurup, onlar ile alışveriş içine girebiliyor ve her isme tam bir ayna oluyor.

İnsanın ağzındaki küçücük bir dilin, yeryüzündeki bütün yiyecek ve içecekleri tadabilmesi, zevk edebilmesi; onun sahip olduğu cihazların ne denli kuşatıcı ne kadar geniş bir meziyete sahip olduğunu gösteriyor.

Yine küçücük iki gözün; yeryüzündeki bütün nimetleri okuyabilmesi ve tanıyabilmesi, insanın Allah’ın bütün rahmet hazinelerini, ikram ve ihsanlarını nasıl tanıyıp tadabilecek bir istidada sahip olduğunu gösteriyor.

Burun yeryüzündeki bütün değişik kokuları koklayabiliyor.

Kulak kâinattaki türlü türlü sesleri işitip birbirinden ayırt edebiliyor.

Dokunma hissi cisimlerin sert mi yumuşak mı olduklarını anlayabiliyor.

Beş duyu bu kadar geniş ve ihatalı olursa; kalp, ruh, vicdan, şevk, sevk vesaire diğer manevî duyguların ve latifelerin, ne denli külliyetli olduğu anlaşılır.

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...