İnsanın sosyolojik gelişimi ve kâinat arasında nasıl bir bağlantı var?

Soru Detayı

- Maddî yönden gelişmemiş insanların terakkisi hususunun Muhakemat'taki insan kâinat benzerliği ile alakası var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah; kâinata tekâmül kanununu koymuş ve kâinat içinde her şeye bir kemal noktası tayin edip, hepsini o noktaya doğru sevk ve terbiye ediyor. İnsan, fıtrat ve mahiyet olarak diğer mahlûkattan daha cami ve külli bir varlık olmasından, tekâmül ve terakki en ziyade insanda tezahür ediyor.

Kâinat ile insan arasında şöyle bir alaka vardır. Kâinat, Allah’ın isim ve sıfatlarına büyük ve cami bir ayna, insan ise aynı mananın küçültülmüş bir modeli hükmündedir. Yani, kâinat küçülse insan olur; insan büyüse kâinat olur. Kâinat, büyük yazıların kitabı; insan ise aynı mananın küçük yazılar ile ifade edilmiş biçimidir.

İnsan, ferdi olarak böyle geniş ve külli bir fıtrat ve mahiyete sahip olunca, insanın oluşturduğu içtimaî hayat da ona orantılı olarak külli ve geniş oluyor. Aynı zamanda insanın oluşturduğu içtimaî hayat da sürekli tekemmül, terakki ve inkişaf eder. Diğer türlerin de kendine has basit içtimaî yönü vardır; ama tekemmül ve terakkileri yoktur. Mesela, karınca türünün basit sosyal ciheti vardır. Ama insanlık türü gibi ucu açık bir terakkisi yoktur. Bundan bin yıl önceki karınca ile şimdiki arasında bir fark yoktur. Ama insanların içtimaî yapısı ve terakkisi çok farklılık arz eder. İnsana Allah, nasıl nihayetsiz kabiliyet ve duygular takmış ise, aynı şekilde insanın oluşturduğu içtimaî hayat da ona bağlı olarak bir inkişaf ve terakki kabiliyetine sahiptir.

Üstad, Muhakemat'ta; maddî ilimler ile manevî ilimlerin tekâmül seyrinin farklı olduğunu söyler. Maddî ilimler ve buna bağlı içtimaî tekâmül, zaman ve müddet ister ve telahuk-u efkâr, yani ortak akıl ile tekemmül eder. Ama manevî ilimler ise, defi ve ani olarak tekemmül ederler. Burada kollektif aklın bir faydası ve tesiri yoktur. Bir ile bin aynı hükmündedir. Ama maddî ilimlerde ne kadar akıl yardım ederse, o kadar iyi olur. Ağır bir taşın kaldırılması gibi.

Manevî ilimler ise; dar bir delikten geçmek, ya da hendekten atlamak gibidir. Burada yardım söz konusu değildir. Bu sırdan dolayı, İbn-i Sina’nın o şartlarda bildiği tıbbi malumatı, şimdi sıradan bir insan da biliyor. Basit bir pratisyen hekim, tıbbın babası denilen İbn-i Sina'dan daha bilgili olabiliyor. Buradan da maddî açıdan, her sahada bir tekâmülün olduğunu görüyoruz. Yoksa, İbn-i Sina gibi bir dâhinin derecesine yetişmek mümkün değildir. İbn-i Sina o zamanın çocuğu olduğu için, geri kalmış. Bu zamandaki hekim de bu zamanın çocuğu olduğu için, ileride duruyor. Yoksa, şahsi kabiliyet noktasından bu zamanın bütün hekimleri toplansa, ona yetişemez. Bu da insanların maddî ilimleri ve içtimaî yapılarının bir tekâmül içinde olduğunun en büyük delilidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 6.107
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...