"Kader, her şeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kader; ızdırarî ve ihtiyarî olmak üzere iki kısma ayrılır.

"Izdırarî kader"de bizim hiçbir tesirimiz yok. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, memleketimiz, ırkımız ızdırarî kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar vermemişiz ve bu nevi kaderimizden dolayı mes’uliyetimiz de yok.

Kalbimizin çalışması, saçlarımızın uzaması, kanımızın temizlenmesi, hücrelerimizin çoğalıp ölmesi gibi sayısız işler bizim irademiz dışında cereyan etmektedir. Bunları irade eden de yaratan da Allah’tır.

İkinci kısım kaderde ise, müreccih insan iradesidir. Yani bu küçük dairenin idare ve tercihleri tamamen insana aittir. Bu sebeple insan bu dairede olup-biten her şeyden mes’uldür. Bu dairenin faaliyet alanları ise iman-küfür, iyi-kötü, hayır-şer, günah-sevap gibi şeyler arasında tercih yapmaktır. Tercih ise tamamen insana bırakılmıştır.

İnsan kaderin önünde mahkûm değildir; kendine verilen cüz’î iradesi ile seçim yapabilir. Öyle ise tercihinin neticesinden de mes’uldür. İnsan iradesine temas eden fiillerin ve amellerin iki boyutu, iki yüzü vardır. Birisi, fiilin yaratılması ki bu tamamen Allah’a aittir. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Diğeri ise, fiilin tercih edilmesinde irade ve seçme işidir ki, bu kısım da tamamen insana aittir. Yani bu sahaya giren bir fiilin aslını Allah yaratır, vasfını ise insan iradesi ile tayin eder. Bu hayırda da şerde de aynıdır.

Cebir ve baskı ancak irade ve kudret sıfatı ile mümkündür. İlim sıfatının cebir ve baskı ile işi olmaz. Allah’ın sonsuz ilmi ile bizim ömrümüz boyunca hangi amelleri yapacağımızı, hangi fiilleri işleyeceğimizi önceden bilmesi bizim irademiz üstünde bir baskı teşkil etmez.

Allah, bu dünya imtihanının icabı olarak, insana hürriyet vermiştir. İster inanır, isterse inanmaz, hayır ve şerden istediği şeyi tercih eder. Fiilin tercih edilmesi irade ve seçme işidir ki, bu kısım da tamamen insana aittir.

Velî bir hâkim düşününüz. Bu zât, kerametiyle, adliye önünden geçen bir adamın hırsızlık etmeye gittiğini keşfederek o şahsın cezasını takdir etse ve kayda geçse, biraz sonra hâkimin keşfettiği aynı suçu işleyerek mahkemeye getirilen bu adama, hâkim, suçunun karşılığı olan cezasını tebliğ edip bu cezadan bir miktarını da affettiğini bildirse, elbette ki hırsız, hâkime teşekkür edecek minnettar kalacaktır.

Suçlu, mahkemeden çıkarken hâkim kendisine şöyle hitap etse: "Ben senin bu suçu işleyeceğini önceden biliyordum ve sen o suçu işlemeden cezanı da takdir etmiştim." Bu takdirde suçlu, hâkime diyebilir mi ki, "O halde benim ne kabahatim var? Siz benim bu suçu işleyeceğimi bildiğiniz için ben suç işledim. Dolayısıyla beraat etmem gerekir."

Bu haddini bilmez hırsızın, gülünç durumuna düşmemek istiyorsak, cüz’î ihtiyârımızla işlediğimiz kötü işlerde kadere yapışmayalım.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

risale44
Cebir ve baskı yok diyorsunuz ama, 13 Şua' da Üstadın yazdığı mektubların bir kısmında şu ifadeler var '' Bu musibetimizden kaçmak ve kurtulmak,iki cihetle kabil değildi Birincisi:Kader-i ilahi kısmetimizin bir kısmını buradan yedirmek için her halde gelecek idik.En hayırlısı bu tarzdır.'' bir diğerinde '' Kader-i ilahi adaleti bizleri Denizli medrese-i Yusufiye'sine sevketmesinin bir hikmeti...'' bu ifadelere bakılırsa sanki bir cebir var gibi.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Üstadımız burada, meydana gelmiş bir olaydan bahsediyor. Meydana gelmiş her olay için bu ifade kullanılabilir. Ancak meydana gelmemiş, yani kaza olmamış bir olay için böyle konuşulmaz ve bu tür ifadeler Risalelerde de yoktur.  Bu şey, mutlaka başıma gelecektir denemez, zira kaderimizde ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak olay meydana geldikten sorna, kesin konuşabilir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

hâkimiyet-i esmanın nizam ve tekabülüyle feyz ... İNSANIN MARİFETULLAHDAKİ TERAKKİSİNDE Hakimiyeti Esmanın nizamı nasıl oluyor,

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Mesela Rezzak isminin kainatta ki tecellisi ile bir nizam oluşuyor canlıların düzenli bir şekilde beslenmesi ve rızıklarının tanzim edilmesi şeklinde insan bu nizamı tefekkür ettiğinde Rezzak ismi ile bir marifet kazanıyor. Her ismi bu şekilde düşündüğümüzde her ismin nizamı ve bu nizam üzerinden tefekkürü ve bu tefekkürün marifeti meydana çıkıyor. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...