"Kur’an hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı davet olduğundan, içinde tekrar müstahsendir, belki elzemdir ve eblâğdır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Kur’an'ın irşat maksadıyla yaptığı tekrarlar, muhatapların kalbine gerçekleri güzelce yerleştirmek içindir. Bu tekrarlar, muhatapların öğrenme ihtiyaçları nazara alınarak yapıldığı için usanç değil, lezzet verir.
Kur’an, kalplere gıdadır, ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı lezzeti artırdığı gibi, manevî gıdanın tekrarı da insanların kalbî ve ruhî lezzetlerini artırır.
Büyük emaneti ve hilafet görevini omuzlayan insanoğlunun şekavet ve saadetini netice verecek olan dünya imtihanında en önemli meselelerini ona ders vermesi, hadsiz şüpheleri izale etmesi, diğer taraftan ölümün bir hiçlik, bir idam olmadığını ispat etmesi cihetiyle Kur’an, binler defa değil, milyonlar defa o meseleleri tekrar edip gözler önüne serse, yine israf sayılmaz.
"Kıssa-i Musa gibi bazı cüz'î hadiselerin tekrarı, o hadisenin büyük bir düsturu ihtiva ettiğine işarettir. Hülâsa: Kur’an, hem bir zikir, fikir ve hikmet kitabıdır; nem bir ilim, hakikat ve şeriat kitabıdır; hem de akıl ve gönüllere şifa, müminlere hidâyet ve rahmettir."(1)
Bir kısım hakikatlerin yahut kıssaların Kur’ân’da birkaç defa tekrar edilmesi, hakikatte tam bir hikmet olduğu halde, bazı kesimlerce kusur tevehhüm ediliyor.
Üstad Hazretleri Kur’ân’ın bir “zikir, duâ ve davet” kitabı olduğunu nazara vererek, bunlarda yapılan tekrarların hakikatte tekrar olmadığını ve müstahsen olduğunu hatırlatır.
“Hem Kur'ân, müessistir, bir Din-i Mübînin esâsıdır. ... Müessise, tesbit etmek için tekrar lâzımdır,” (Sözler)
Namazın içinde çok tekrarlar vardır, meselâ her rekâtta Fatiha okunur ve namazın sonunda tesbih, hamd ve tekbir cümleleri otuz üçer defa tekrar edilir. Bu tekrarlarla ibâdet binası inşa edilmekte, yükselmekte kemâle ermektedir. O itirazcıların vehimleri esas alınsa, namazın sadece bir rekâtında Fatiha okumak, sadece namaza başlarken tekbir getirmek, namaz sonunda tesbihat yaparken de bir defa Sübhanallah, bir defa Elhamdülillah, bir defa da Allahu Ekber demek kâfi gelecektir.
Demek oluyor ki, her tekrar kusur değildir. Bazı tekrarlar tesis için ve meseleyi zihinlerde ve kalplerde iyice tespit etmek için yapılırlar. Bir başka sorunun cevabında da ifade ettiğimiz gibi, “Bir duvarı örerken aynı işi sürekli tekrarlarız. Bir sıra örmekle yetinmez, duvar tamam oluncaya kadar tuğlaları yan yana ve üst üste dizmeye devam ederiz.”
Kur’ân-ı Kerîmde Hz. Mûsâ’nın (as.) kıssası birkaç sûrede tekrarlanmıştır. Ancak, bu kıssa her bir sûrede ayrı bir maksat için zikredildiğinden bu tekrarlar, hakikatte, tekrar ve kusur sayılmazlar.
Bunlardan bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:
Birçok peygamber gibi Hazret-i Mûsâ’nın da mu’cizelerine zamanın müşrikleri sihir demişlerdir. İşte, Hazret-i Mûsâ’nın âsasının sihirbazların bütün sihirlerini yutmasına, Firavun ve etbaının sihir demeleri, Peygamber Efendimize (asm.) yapılan bu sihir isnadının Hz. Mûsâ’ya da yapıldığını hatırlatmaktadır.
İlahlık taslayan kibir timsali Firavun’un akıbeti nazara verilmekle, İslâm’a karşı çıkan müşriklerin de sonlarının hezimet ve mağlubiyet olacağı, hakkın batıla mutlaka galip geleceği müjdelenmekte, mü’minlere ümit ve teselli verilmektedir. Bu teselliye, sadece sahabeler değil, baskıya ve zulme maruz kalan bütün mü’minler muhtaçtırlar.
Hz. Mûsâ’nın (as.) Hazret-i Hızır ile yaptığı seyahatin nakledilmesi, kader konusunda çok mühim mesajlar vermektedir. Hz. Mûsâ aleyhisselâmın dahi bilemediği ve Hz. Hızır’dan ders almaya ihtiyaç duyduğu bu gibi İlâhî sırlarla mü’minlerin fazla meşgul olmamaları, bilhassa belâ ve musibetler karşısında Allah’ın hikmetine ve rahmetine itimad etmeleri ders verilmektedir.
Cenâb-ı Hakk’ın, dilerse, fâcir ve kâfirleri bile dine hizmet ettireceği hakikatine, Hz Mûsâ’nın Firavun’un sarayında büyüyüp yetişmesi en güzel bir misaldir.
“Allah size yardım ederse size galib gelecek kimse olamaz...” (Al-i İmran Suresi, 3/160)
âyet-i kerîmesindeki hakikat dersine Hazret-i Mûsâ’nın Firavun’a galip gelmesi en büyük bir misaldir ve Müslümanların en güç şartlarda bile ümitsizliğe düşmelerine lüzum olmadığının en müessir bir dersidir.
Hz. Mûsâ’nın Allah’ı görme talebine karşı “Sen beni göremezsin” buyurulması, Allah’ın bu âlemde görülemeyeceğini ders verir. Üstad Hazretleri, Peygamber Efendimizin (asm.) “Mi’rac yoluyla beka âlemine girdiğini” ve Cenâb-ı Hakk’ı bu dünya âleminde değil, o beka âleminde gördüğünü beyan ediyor. Demek oluyor ki, Hz. Mûsâ’nın (as.) görme talebinin yerine gelmemesi o büyük mazhariyete bu dünyada kavuşmak istediğinden dolayıdır.
Bu kıssadaki çok mühim bir ders de Firavun’a yumuşak sözlerle tebliğ yapılmasının emredilmesidir. Cenâb-ı Hak, ilahlık taslayan bir düşmanına bile iki peygamberini birlikte gönderiyor ve ona iman ve tevhidin tebliğini istiyor. Ve bu tebliğin de yumuşak bir şekilde yapılmasını bilhassa emrediyor.
İşte, Kıssa-yı Mûsâ’da böyle daha nice hakikat derslerinin verilmiş olması, bu kıssanın tekrarını kusur tevehhüm edenlerin aldandıklarını ve tekrarların son derece hikmetli olduğunu gösterir.
1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe.Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü