Mısır'daki Keops Piramidi ile İlgili Risalelerde Bilgi Var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İkinci misal: Kur’ân’da çok tekrar edilen kıssa-i Mûsâ Aleyhisselâmın cümleleri ve cüzleridir ki, herbir cümlesi, hattâ herbir cüz’ü, bir düstur-u küllînin ucu olarak gösterilmiş ve o düsturu ifade ediyor.

Meselâ, يَا هَامَانُ ابْنِ لِى صَرْحًا Firavun vezirine emreder ki, “Bana yüksek bir kule yap; semâvâtın halini rasat edip bakacağım: Semânın gidişatından, acaba Mûsâ’nın dâvâ ettiği gibi semâda tasarruf eden bir ilâh var mıdır?”

İşte, صَرْحًا kelimesiyle ve şu cüz’î hadiseyle, dağsız bir çölde olduğundan dağları arzulayan ve Hâlıkı tanımadığından tabiatperest olup rububiyet dâvâ eden ve âsâr-ı ceberutlarını göstermekle ibkà-yı nam eden, şöhretperest olup dağ-misal meşhur ehramları bina eden ve sihir ve tenasuha kail olup cenazelerini mumya edip dağ misillü mezarlarda muhafaza eden Mısır Firavunlarının an’anesinde hükümfermâ bir düstur-u acibi ifade eder.

Meselâ, فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ gark olan Firavuna der: “Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim” ünvanıyla, umum Firavunların, tenasuh fikrine binaen, cenazelerini mumyalamakla maziden alıp müstakbeldeki ensâl-i âtiyenin temâşâgâhına göndermek olan mevt-âlûd, ibretnümâ bir düstur-u hayatiyelerini ifade etmekle beraber, şu asr-ı âhirde, o gark olan Firavunun aynı cesedi olarak keşfolunan bir beden, o mahall-i gark denizinden sahile atıldığı gibi, zamanın denizinden asırların mevceleri üstünde şu asır sahiline atılacağını, mu’cizâne bir işaret-i gaybiyyeyi bir lem’a-i İ’cazı ve bu tek kelime bir mu’cize olduğunu ifade eder." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz)

Firavunların geleneği olan anıt mezar anlayışı, tenasuhe yani bugünkü tabirle; reenkarnasyon fikrine dayanır. Bu tenasuh fikri, maddeci felsefenin farklı bir anlayışıdır. Ölümden sonraki hayatı inkâr edip, tamamen dünya hayatına tapan bu tenasuh fikrine göre; insanlar öldükten sonra tekrar beden değiştirerek dünyaya gelirler ve eski hayatlarına farklı bedenlerde devam ederler.

Bu sebeple dünyada kıymetli eşyalarını anıt mezarlarına koyduruyorlar, ta ki ikinci ruh göçünde o kıymetli eşyaları kullansınlar. Bu fikirden dolayı Firavun hanedanlığı hem sapkın egolarını tatmin etmek, hem gelecek nesillere şöhretlerini duyurmak, hem çölden dağlık sahalarına özlemlerini göstermek için piramitleri inşa ettirmişler. Elbette bu inşaatta çok mazlumların ve masumların kanı ve emeği vardır. Nitekim taşın olmadığı çölde o dev eserlerin yapılması, harikulade bir çaba ve güç ister. Bu da zulmün boyutlarına işaret ediyor.

Piramitlerin teknik boyutu hakkında farklı teoriler vardır. O zaman teknolojisince yapılması imkânsız olan durumların, peygamberler eli ile mucize şeklinde yapılması muhtemeldir. Zira piramitlerin yapılmasında masum İsrail oğulları istihdam edilmiştir. İsrail oğulları içinde ise nebiler çok bulunmuştur. Tabi bu fikir bir ihtimaldir, katiyet ifade etmez.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

bakiduman

Ben nebilerden ziyade Süleyman (a.s)'ın belkısın tahtını getirmesi meslesinde(ben sen ayağa kalkıp yerine oturuncaya kadar getiririm demiş)olduğu gibi veya süleyman (as)'ın mescid-i aksanın inşasında cinleri ve şeytanları kullanması gibi o dönemde meşhur olan sihirbazların cinnileri teshir edecek bir yol ve yöntem bulduğu kanaatindeyim.Yoksa bir nebinin veya nebilerin böylesine şer ve zulmün timsali olan şeylerde istihdam edilmesine Rahmet-i İlahi ve Hikmet-i Rabbaniyenin müsade etmeyeceğini düşünuyorum.
İşte beşerin, san'at ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispirtizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi şu âyet, en nihayet hududunu çiziyor ve en faideli suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor.. Sözler

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...