Kur'ân'ın "Kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi" olmasını izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
İlk önce “kitab-ı kebir-i kâinat” ifadesi üzerinde biraz duralım. Cenab-ı Hakk’ın iki farklı kitabı vardır:
Birincisi: Kelam sıfatından gelen Kur’an’dır.
İkincisi: İrade sıfatından gelen kâinat olup kudret kalemiyle yazılmıştır.
Kelam sıfatından gelen Kur’an kitabının kelimeleri olduğu gibi, İrade sıfatından gelen kâinat kitabının da kelimeleri vardır. Her bir mahlûk bu kitabın bir kelimesidir. Kuş bir kelimedir, çiçek bir kelimedir, dağ bir kelimedir; deniz, güneş, yıldızlar ve her ne varsa, bu kitabın bir kelimesidir.
"Kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi"
Tercüme: Bir sözü bir dilden başka bir dile tercüme etmektir. Kur’an’ın kâinat kitabının tercümesi olmasından anlıyoruz ki:
Şu kâinat kitabının kelimeleri hükmünde olan varlıklar lisan-ı hâlleriyle konuşuyorlar ve bize bir şeyler diyorlar. Bizler ise onların bu konuşmalarını anlamıyor ve dillerini bilmiyoruz. İşte Kur’an onların bu konuşmalarını tercüme ediyor ve sözlerini anlayacağımız dile çeviriyor.
Kâinat bir kitaba benzer. Ama bu kitap, sınırlarını bilemeyeceğimiz kadar büyük bir kitaptır.
Kâinat kitabı Cenâb-ı Hakk'ın kudret sıfatından gelmiştir. Kur’ân ise O’nun kelam sıfatından gelmiş olup, kâinat kitabının mânâlarını bize tercüme eder. Ve bu tercüme, ezelî bir tercümedir. Çünkü diğer sıfatları gibi, Allah’ın kelam sıfatı da hem ezelî hem ebedîdir.
Meselâ; kâinat kitabının bir kelimesi olan suyun lisan-ı hâliyle ne dediğine bakalım ve daha sonra Kur’an’ın onun sözünü nasıl tercüme ettiğini görelim:
Su lisan-ı hâliyle bize der ki:
- Bana bak, beni oku. Bak nasıl Allah benim ile ölü bir toprağı diriltiyor ve her türlü meyveleri çıkartıyor. Ölmüş nebatat ve ağaçlar bizim ile diriltiliyor. Allah sizi de böyle diriltecek. Ölmüş nebatatın dirilmesi gibi, sizler de diriltilip kabirlerden çıkartılacaksınız. Hâlâ bizim bu hâlimizi görüp ibret almayacak mısınız?
İşte su lisan-ı hâliyle böyle diyor. Lakin biz onun bu sözünü anlayamıyoruz. İşte Kur’an o sözü bize tercüme ediyor ve diyor ki:
فَأَنزَلْنَا بِهِ الْمَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْموْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
"Sonra o bulutla yağmuru indiririz ve o yağmurla her türlü meyvelerden çıkarırız. Ölüleri de böyle çıkartacağız. Umulur ki ibret alırsınız." (Araf Suresi, 57)
Yine su lisan-ı hâliyle der ki:
- Bana bak, nasıl da yerçekimi kanununa meydan okuyorum. Eğer yerçekimi kanununa tabi olsaydım başınıza kurşun gibi inerdim. Ama beni yaratan zat çok merhamet sahibi olduğu için, beni bir takdir ile indiriyor. Ben bu yumuşacık inişimin lisan-ı hâliyle Rabbimin rahmetine şehadet ediyorum.
İşte su lisan-ı hâliyle böyle der. Lakin biz onun bu sözünü duymayız, anlamayız. Kur’an o sözü bize tercüme ederek der ki:
وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاءً بِقَدَرٍ
"Biz suyu gökten bir ölçüyle indirdik." (Mü’minun Suresi, 18)
Yine su lisan-ı hâliyle der ki:
- Ben toprağın dibine kaçıp gidebilirdim. Ama bir kudret var, beni tutuyor; kaçmama, kaybolmama izin vermiyor. O kuvvetin tesirindendir ki toprak beni içemiyor, dibinde yok edemiyor. Ben bu hâlimle “Allah vardır” diyorum. Sözümü niçin işitmiyorsunuz, beni niçin duymuyorsunuz?
Evet, su lisan-ı hâliyle böyle der. Lakin biz onu yine duymayız. Kur’an ise sözünü bize tercüme edip şöyle der:
فَأَسْكَنَّاهُ فِي الأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ
"Biz o suyu yerde durdurduk. Şüphesiz ki biz, onu gidermeye de elbette gücü yetenleriz." (Mü’minun Suresi, 18)
Yine su lisan-ı hâliyle der ki:
- Bak ben tertemizim. İçimde hiçbir kir ve pislik yok. Beni böyle tertemiz yapan ve sizin istifadenize sunan Allah u Teâlâ’dır. Ben temizliğimin lisan-ı hâliyle O’nun varlığına şehadet ederim.
Bizim duyamadığımız bu konuşmayı Kur’an şöyle tercüme eder:
وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء طَهُورًا لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَامًا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرًا
"Biz gökten tertemiz su indirdik. Onunla ölü bir toprağa can vermek ve yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için..." (Furkan Suresi, 48-49)
Su daha bunlar gibi birçok şey söyler, Kur’an da bu sözleri bize tercüme eder. Sadece su değil; dağ konuşur, güneş konuşur, deniz konuşur; sinek, ağaç, ateş konuşur; hulasa her bir varlık konuşur. Kur’an da onların bu konuşmalarını bize tercüme eder.
İşte Kur’an bu cihetiyle kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir. Eşyanın lisan-ı hâlleriyle dediklerini bize tercüme eder, konuşmalarını bize anlatır, sözlerini izah eder...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü