"Kürtçe Eğitim" isteyenler neden devlet haini, ırkçı olarak nitelendiriliyor? Said Nursi gibi bir alim Kürtçe eğitime cevaz vermiş de biz niye isteyemiyoruz?
Değerli Kardeşimiz;
Bu dönemde Van’da ikamet eden Bediüzzaman, Vali Tahir Paşa’nın da desteği ile ‘’maarif, san’at ve fünun noktasında Şark’ın uyandırılması’’ maksadıyla Medreset-üz Zehra projesini hazırladı. 1907 yılının sonlarına doğru bu maksadını gerçekleştirmek maksadıyla İstanbul’a gitti, ama Sultan Abdulhamid ile görüşme imkânı bulamadı. Projesinin esas hatlarını ifade eden bir dilekçeyi Saray’a takdim etti. Bediüzzaman, Sultan Abdülhamid’e verdiği dilekçede, Medresetüzzehra’nın üç şube halinde Bitlis, Van ve Diyarbakır’da açılmasını, buralara en az ellişer öğrencinin alınmasını ve masraflarının da hükümet tarafından karşılanmasını talep etti. Bediüzzaman’ın Şark’ın huzur ve saadeti için zaruri olarak telakki ettiği bu mühim projesi, büyük badirelerle karşı karşıya olan ve büyük sıkıntılarla boğuşan o zamanın yönetimi tarafından dikkate alınmadı.
Bediüzzaman; “Camiü’l-Ezher’in kızkardeşi olan, Medresetüzzehra namıyla dârülfünunu mutazammın pek âli bir medrese” ifadesiyle, Medresetüzzehra'nın üniversite seviyesinde ve Ezher’in bir benzerinin olacağını belirtmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri; Şark'ta medreset-üz zehra namıyla bir dar-ülfünun (üniversite) kurulmasını düşünmüş, bu kanaatini hem idarecilere intikal ettirmiş, hem de o zamanın gazetelerinde bu konuda makaleler yazmıştır. Üstadımızın düşündüğü bu üniversite, sadece o bölgeye değil, İslam âlemine, belki de insanlığa hizmet edecek ciddi bir müessese olacaktı. Bu üniversitede hem fen ilimleri, hem de din ilimleri beraber okutulacaktı.
Üstad Hazretleri, Doğu’da kurulmasını çok arzu ettiği bu “Darul fünunun” sadece Türkiye’deki öğrencilerin değil, birçok İslam ülkesinden gelecek öğrencilerin de eğitim göreceği bir kurum olacağını şöyle ifade etmektedir:
“Bu dârülfünun hem İran, hem Arabîstan, hem Mısır ve Afganistan, hem Pakistan ve Türkistan ve Anadolu'nun merkezinde bir kalb hükmündedir. Ve hem bir Câmi-ül Ezher, bir Medreset-üz Zehra'dır.” (Emirdağ Lahikası)
Dil olarak ise, İslam âleminin ilmi merkezi olması ciheti ile üç lisanın öğretilmesi ve bilinmesini tavsiye etmiştir.
“Hem bu darülfünunu “medrese nam me’luf ve me’nus ve cazibedar ve şevk-engiz itibarı olduğu hâlde büyük bir hakikatı tazammun ettiğinden rağabatı uyandıran o mübarek mederese ismiyle tesmiye.” Hem “fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc ve Lisan-ı Arabî vacib, Kürdî caiz, Türkî lâzım kılmak”…” (Münazarat)
Her muhitin kendine ait hususiyetleri vardır. Örfler, adetler ve görenekler çok mühimdir. Bunlara itibar etmeyen muvaffak olamaz. Mesela Üstad; ‘Batıya dini, mekteple; Doğuya fenni medrese ile götürünüz’ ifadesi ile örfün ve âdetin muhasebesini yaparak tavsiyede bulunmaktadır. İşte Van’da ve Diyarbakır’da, Mısır’daki El- Ezher’in ayarında bir üniversite açtırarak hem Türk, hem Kürt, hem de Araplara hizmet ifa edeceğinden dolayı, üç lisanın öğretilmesini tavsiye ediyor.
Lisanlar ve diller bir milletin hissiyat ve efkârının tercümanıdır. Ayrıca her ilmin ve bilimin terennümü için onlara muvafık lisanlar kullanmak ehl-i edebiyatın şe’nidir. Dolayısıyla Üstad, bu dar-ülfünunda Arapça’yı mutlaka öğrenilmesi icab eden lisan olarak vacip derecesinde; Türkçe’yi resmi lisan itibarı ile lazım mertebesinde; Kürtçe’yi de muhit icabı serbest bırakılarak caiz noktasında değerlendirmiştir.
İdarecilerin ancak yeni vakıf olabildiği bu meseleye, Üstad’ın o zamanlarda parmak basması, teşhis ve tedavi cihetinde yol göstermesi çok manidardır. Bugün diplomatlara vazifeleri icabı İngilizce ile beraber, Arapça’nın ve Kürtçe’nin öğretilmesi; idare ettiğimiz ve münasebette olduğumuz toplumlarla irtibat ve alakanın sağlanması hususunda çok önem arz etmektedir. Maalesef üstadın planladığı bu üniversite ismen ve resmen gerçekleşmemiştir. Ancak fiilen ve manen bazı maksatlar tahakkuk etmiştir. İstikbalde bu ihtiyaç tam hissedildiğinde, bu manada dar-ülfünunlar da kurulacaktır.
Kürtçe eğitim, herhangi bir yabancı dil eğitimi gibi gayet tabii olan bir haktır. Mesela, Osmanlı gittikleri yerlerde 300, 400, 500 sene kaldığı halde, kimsenin diline, dinine veya örfüne karışmamıştır. Fakat günümüzde Kürtlerin Kürtçe eğitiminin yapılamamasının bazı sebepleri vardır. Bu sebeplerin bazıları haklı bile olsa, çoğu haklı nedenlere dayanmamaktadır. Bu durum serbest olsa, isteyen Kürtçe eğitimi alabilir denilse, sanki yüzyıllarca kardeş olarak geçinmiş iki millet için daha hayırlı olacaktır. Bu gibi fitneler de sönecektir.
Bir şeyin yasaklanması, o şeye daha çok rağbet kazandırır. Ama serbest bırakıldığı zaman, fazla rağbet olmayabilir. Ama bu tarz bir eğitimi serbest bırakmanın hem devletimize hem de iki millete daha hayırlı olacağı kanaatindeyiz.
Ayrıca bir şeyi istemenin menfi ve müspet olmak üzere iki tarzı ve yolu vardır. Müspet olan yol: ilmi, zararsız ve faydalı olan yoldur. Bir zamanlar dinin yaşanmasının yasak olduğu dönemlerde Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin İslami ve imani eserler yazıp neşretmesi gibi.
Menfi olan yol ise: zararlı ve şiddet ihtiva eden yoldur. Yukarıda anlatıldığı gibi dinin yasaklandığı dönemlerde devlete silah ve şiddet yoluyla tesir etmeye çalışanlar gibi. Her ne kadar iki yol da, İslam dini için olsa bile, birisi neticeye ulaştırır; diğeri ise çıkmaz sokak gibidir.
İşte Kürtçe eğitimi uygulamaya veya uygulatmaya çalışmak da buna göre değerlendirilmelidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Batıya dini, mekteple; Doğuya fenni medrese ile götürünüz. sözü nerede geçmektedir..Merak ettim..Gerçi Münazaratta bu ilim müessesesinin isminin medrese olmasının hikmeti anlatıyor ancak Batıya dini, mekteple ! götürme kısmını ben yeni duydum..