"Maksadım, ona o risaleyi yazdırmak, onu has talebeler dairesine idhal etmekti." Has talebelerin içine girme şartının bir risale de olsa yazmak olduğunu mu anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Yazı bir vasıtadır, maksat değildir. Maksatlar bakidir, ama vesileler değişebilir. Bir zaman diliminde çok mühim olan bir vasıta, başka bir zaman diliminde ehemmiyetini başka vasıtalara devredebilir. Ama maksat daimîdir, her zaman lüzumludur.

Hatt-ı Kur’an maksad ve esastır. Bu sebeple daimî ve bakidir. Hatt-ı Kur’an’ı yazı ile muhafaza etmek Üstad'ın zamanında çok mühimdi. Şimdi ise bu iş, matbaa ve başka vasıtalarla yapılmaktadır. Yani maksad devam ederken, vasıtalar yer değiştirdi. Bu yüzden, “ille de el yazısı ile yazılmalıdır” diye ısrar etmek yanlış olur. Ama yazanlara da "neden yazıyorsun" demek ve tenkit etmek de doğru olmaz.

Yazmak da bir ibadettir. Dileyen yazar, ibadet sevabını alır, dileyen matbu’ olanı alıp okur öyle sevap kazanır. İki tarafın da birbirlerini yanlışlık ve hata ile itham etmesi doğru olmaz. Geniş ve hoşgörü ile meselelere bakarsak, ortada bir mesele kalmaz ve niza’ kalmaz inşaallah.

Haslar dairesine girmek için o zamanda yazmak bir zaruretti, ama şimdi değil, diye düşünüyoruz. Şimdi okumak ve anlatmak kâfidir.

Her zamanın bir hükmü vardır. Bazen zaman ve şartlar bazı şeyleri çok mühim hale getirirken, bazen de sıradan ve basit bir şey haline getirir. Üstad'ın döneminde yazı ile Risale-i Nurları çoğaltmak manevî olarak hayatî bir mesele idi. Zira o dönemde matbaa ve bilgisayar gibi vasıtalar olmadığı için, tek teksir yolu el ile yazmak idi. O günün şartlarında bugünkü manada bir araya gelip sohbet etmek mümkün değil. Üstad’ı ziyaret etmek ve O’nunla temas kurmak isteyenlere çeşitli eza ve cefalar yapılmakta, baskınlar, aramalar ve tarassutlar fasılasız devam etmekteydi. Telif edilen eserleri matbaalarda basıp dağıtmak da mümkün değildi. İşte o sıkıntılı dönemlerde Nur talebeleri ellerine kalem almış, Risaleleri el yazısıyla gece gündüz yazıp çoğaltmışlar. O dönemde kalem ile yazılan nüshalar bütün Anadolu’ya meşakkat ve sıkıntılar içinde ulaştırılmış.

İşte Üstadımız böyle bir zamanda, risaleleri yazanları şevke ve gayrete getirmek için yazı yazmayı teşvik etmiştir. Sav’da bin kişi kalemle eserleri yazıp çoğaltmıştır. Osman Yüksel Serdengeçti’nin ifadesiyle; Her talebe, bir makine, bir matbaa oldu. İman, tekniğe meydan okudu. Nur risaleleri binlerce defa yazıldı, teksir edildi.

Şimdi şartlar çok değişti; matbaa var, bilgisayar var. Artık Risale-i Nurları yazmak ve çoğaltmak çok rahat bir şekilde yapılabiliyor. Nitekim risaleler Türkçe, Arapça, Osmanlıca olarak basılmış, elliden fazla dile çevrilmiş ve her tarafta serbestçe okunmaktadır. Eskiden kalem ile aylarca ve yıllarca yazılan nüshalar şimdi matbaalarda birkaç günde, hatta birkaç saatte basılıp çoğaltılmaktadır. Günümüzde milyonlarca insan bu eserleri okuyor, birçoğu da hayatını bu Kur’an hizmetine vakfetmiş. Bunların hiçbirisinin elinde kalem yoktur, kimse risaleleri yazmıyor, bu ulvi hakikatlerin neşrine çalışıyorlar. Bunu bırakıp yazı ile meşgul olurlarsa, o zaman bu hakikatler herkesin eline ulaşmaz. Ancak şahsî olarak yazanlar yazabilirler, onların hizmetlerini de takdir ederiz. Şimdi bu eserleri yazmayıp sadece okuyanlara ne diyeceğiz? Bunlar Nur talebesi değil mi diyeceğiz? Eline kalem almayanları Risale-i Nur dairesinin ve şahs-ı manevinin dışında mı göreceğiz?

Şimdi şartlar ve zaman, okumayı, yaşamayı ve anlatmayı zaruri hale getirmiştir. Biz bunları bırakıp, yazmak üstünde zaman kaybedersek, ya da yazma üstünde niza’ ve ihtilaf çıkaracak olursak, o zaman asıl vazife olan iman ve Kur’an hizmeti zarar görür, zaman ve gayret israfı yaşanır.

Netice olarak, bu zamanda Risale-i Nurları el ile yazıp çoğaltmak bir zaruret olmaktan çıkmıştır, kanaatindeyiz. Ancak aksini iddia edenlere de saygı duymak gerekir ve saygı duyuyoruz. İsteyen şahsî olarak yazabilir. Yazmayana da "Neden yazmıyorsun, sen talebe olamazsın?" demek yanlış bir davranış olur.

Bu hakikatin Kur’an ve hadislerde de benzerleri vardır. Mesela Allah, düşmanlara karşı hazırlıklı olmayı “at beslemeyi” emrediyor ve “Onlara(düşmanlarınıza) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atlarını hazırlayın!” (Enfal Suresi, 60) buyuruyor. Bu hal sadece belli bir zamana mahsus olmayıp, kıyamete kadar geçerlidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) bu ayetin tefsirini yaparken şöyle buyurmuştur: Ey Ashabım! Dikkat edin! Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır.

Şimdi düşmana karşı hazırlıklı olmak esastır ve değişmez. Ama düşmana karşı "at besleyin" emri zamanın şartlarına göre değişir. Şimdi atın yerine top, tank ve füze yapmak elzemdir. Sadece ayetin zahir manasına bakıp, “ben attan başka vasıta tanımam” demek yanlış olur.

O dönemin en güzel savaş vasıtası at ve ok iken, şimdi tank, uçak ve füzedir. Ama düşmana hazırlıklı olmak ayeti her daim geçerlidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.091
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Yazan kardeşlerimiz orjinali muhafaza görevini de yapıyor İnşallah.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...