"Tafsilat ve teferruatta bazen perişan zihnim karışır, noksan kalır, hata eder." İzah eder misiniz?

Soru Detayı

- Üstad'ın burada tafsilat ve teferruat diye bahsettiği şeyler nelerdir?
- O dönem Risale'lere muhatap olan talebeleri, Risalelerde geçen mutlak, mücmel ve külli hakikatler ile Üstad'ın "Hatam olabilir." dediği bu tafsilat ve teferruat nevinden izahları nasıl ayırıyorlardı?
- Risaleleri okurken bizim için de bu hususları ayırt edebilecek bir yol-yöntem var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hakaike dair mesâilde külliyatları ve bazan da tafsilâtları sünuhat-ı ilhâmiye nevinden olduğundan, hemen umumiyetle şüphesizdir, kat’îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişarem, tarz-ı telâkkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir. Çünkü hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor.

Fakat münâsebât-ı tevafukiyeye dair işaretler, mutlak ve mücmel ve küllî surette sünûhât-ı ilhâmiyedir. Tafsilât ve teferruatta bazen perişan zihnim karışır, noksan kalır, hata eder. Bu teferruatta hatam, asla ve mutlaka zarar îras etmez. Zaten kalemim olmadığından ve kâtip her vakit bulunmadığından, tâbiratım pek mücmel ve nota hükmünde kalır, fehmi işkâl eder." (Barla Lâhikası, 131. Mektup)

Üstad, burada "hakaike dair mesail" yani imana ve Kur'an hakikatlerine ilişkin konuların ekseriyetle ilham-ı Rabbani nevinden, şüphesiz ve kati olduğunu belirtiyor. Bunlar, Risale-i Nur'un temelini oluşturan iman hakikatleri, tevhid delilleri, haşir bahsi, ahiret inancı, kader ve irade-i cüziye gibi ana meselelerdir. Bu konulardaki külliyat ve bazen de tafsilatlar, şeksiz ve katidir.

"Bu kısımla ilgili müracaat ve istişarelerim sadece karşı tarafın bu şeksiz ve kati hakikatler karşısındaki tepkileri nasıldır onu merak ediyorum." diyor. Yoksa bu hakikatler; olmuş mu olmamış mı ya da noksan bir tarafı var mı diye bir soruşturma değildir. Onların hakikat ve hak olduklarına dair en ufak bir şek ve tereddütüm yok diyor.

"Tafsilat ve teferruat" derken kastettiği şey, daha çok tevafuklara dair işaretlerin detaylarıdır. Tevafuklar, Kur'an'daki veya kâinattaki bazı harflerin, kelimelerin veya olayların birbiriyle manevi bir uyum içinde olmasıdır.

Üstad, bu tevafukların mutlak ve mücmel surette ilham-ı Rabbani olduğunu, yani genel olarak bir hakikate işaret ettiğini kabul ediyor. Ancak bu tevafukların detaylı açıklamaları, rakamsal dökümleri, özel hesaplamaları veya belirli olaylarla bire bir ilişkilendirmelerindeki teferruatlar konusunda "perişan zihnim karışır, noksan kalır, hata eder" diyor.

Bunun sebebi, Üstad'ın kendi ifadesiyle kaleminin olmaması ve katibin her zaman bulunamaması nedeniyle tabirlerinin çok mücmel (özet) ve not hükmünde kalması, dolayısıyla anlaşılmasının zorlaşmasıdır. Yani Üstad, temel hakikatleri ifade ederken hata etmediğini, ancak bu hakikatlere işaret eden tevafukların detaylandırılmasında, kendi ifade imkânlarının kısıtlılığı ve zihinsel yoğunluğu nedeniyle bazı hatalar veya eksiklikler olabileceğini belirtiyor. Ve bu hataların "asla ve mutlaka zarar îras etmez" diyerek, genel manadaki hakikate zarar vermediğini de ekliyor.

O dönem Risale-i Nur'a muhatap olan talebeler, Üstad'ın derslerini ve mektuplarını bizzat dinleyerek veya el yazması nüshalarını okuyarak öğreniyorlardı.

Bu ayrımı yapmalarında birkaç faktör etkiliydi:

Üstad, bu mektupta olduğu gibi, hangi kısımların "kat'i" ve hangi kısımların "teferruat" olduğunu açıkça beyan ediyordu. Talebeler, Üstad'ın bu uyarılarını dikkate alıyorlardı.

Risale-i Nur'un temel gayesi, iman hakikatlerini ispat ve izah etmektir. Talebeler, Külliyatın genel üslubundan ve odak noktasından, hangi konuların ana eksen olduğunu, hangilerinin ise ikincil, yardımcı izahlar olduğunu kavrayabiliyorlardı.

İman hakikatleri Risale-i Nur'da farklı risalelerde ve farklı açılardan defalarca işlenir ve kuvvetli delillerle ispat edilir. Bu tekrarlar ve vurgular, talebelerin ana konuları kolayca ayırt etmesini sağlıyordu. Tevafuklar ise daha ziyade belirli mektuplarda veya risalelerin son kısımlarında, hakikatlere ek bir işaret olarak ele alınırdı.

Talebeler, Risale-i Nur'u sadece okumakla kalmıyor, aynı zamanda müzakere ediyor, üzerinde düşünüyor ve hazmediyorlardı. Bu derinleşme süreci, onlara hakikat ile teferruat arasındaki nüansı idrak etme kabiliyeti kazandırıyordu.

O dönemdeki talebelerin ayrım kıstasları bizim için de geçerlidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 291
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...