"Şükre dair meseleyi sordum... Acaba sen kalem karıştırmadın mı?.. Biraz münakaşa oldu." Meseleyi izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Şükre dair meseleyi sordum:
“Hüsrev’in yazdığını Re’fet Bey gördü mü?”
Bekir Ağa dedi:
Evet, gördü ve dedi:
“Çok güzel, fakat acaba sen kalem karıştırmadın mı?”
Hüsrev dedi: “Yok, kendi nüshamda, tam bütün gelmedi. Fakat kendilerine yazdığım tam geldi.”
Biraz münakaşa oldu.
Bu münasebetle kardeşim Re’fet Beye derim ki: Aslında tevafuk noksan olsaydı, zaten ben tavsiye etmiştim ki, kalem karıştırmasınlar, asıl vaziyet bozulmasın. Bekir Ağa da gördü ki, asıl müsveddede çıkıntı olduğu halde, tevafuk Hüsrev’in tarzında var. Onun için Hüsrev’in bir mahareti varsa, tevafuku bozmamış..." (Barla Lahikası, 120. Mektup)
Bu hadise, Risale-i Nur’un telif ve istinsah sürecindeki o meşhur tevafuk ve ihlas dengesini anlamak açısından çok kritiktir. Hadise; Şükür Risalesi'nin yazılması sırasında Hüsrev Altınbaşak ile Refet Barutçu arasında geçer.
Hadisenin gelişimi ve perde arkası şu şekildedir:
Hüsrev Efendi, Şükür Risalesi'ni yazarken metinde harika bir tevafuk tezahür eder. Refet Bey bu nüshayı gördüğünde, tevafukların bu kadar kusursuz olması karşısında hayret eder ve insani bir merak ve belki de ilmî bir titizlikle Hüsrev Efendi’ye şu soruyu sorar:
"Acaba sen buna kendi kalemini karıştırdın mı?" (Yani bu dizilimi sen bilerek, zorlayarak mı yaptın, yoksa tevafuken mi oldu?)
Hüsrev Efendi ise kalem karıştırmadığını, her şeyin doğal akışında gerçekleştiğini belirtir. Ancak aralarında kısa süreli, latife ile karışık bir münakaşa / tereddüt yaşanır. Bekir Ağa da bu sürece şahitlik edenler arasındadır.
Bediüzzaman Hazretleri bu olayı yorumlarken çok mühim bir sırra dikkat çeker. Eğer o esnada bir noksaniyet veya tevafukta bir bozulma görüldüyse, bunun sebebi şudur:
İhlas ve Şüphe Münasebeti: Risale-i Nur'daki tevafuklar keramet-i Kur’aniye olarak kabul edilir. Refet Bey'in "Kalem karıştırdın mı?" sorusu, farkında olmadan o manevi iklime bir şüphe veya insani müdahale ihtimali dahil etmiştir.
İnayetin Gizlenmesi: Üstad, bazen bu tür tevafukların tam noksansız çıkmamasının bir rahmet olduğunu söyler. Eğer her şey her an %100 mucizevi bir şekilde noksansız olsaydı, bu sefer iş imtihan olmaktan çıkar, herkes mecburen inanmak zorunda kalırdı.
Kastın Olmaması; Buradaki en temel kural şudur: Tevafuk, kasten yapılmaz; kasten yapılsa tevafuk olmaz. Hüsrev Efendi’nin kalem karıştırmamış olması, o tevafukun "İlahi bir ikram" olduğunu gösterir.
Netice Olarak: Bu hadise, talebeler arasındaki samimiyeti ve birbirlerini denetleme ciddiyetini gösterir. Refet Bey’in sorgulayıcı zekâsı ile Hüsrev Efendi’nin teslimiyeti ve kalem mahareti bu noktada çarpışmış, ancak Üstad araya girerek bu durumun Risale-i Nur'un bir kerameti olduğunu ve noksanlıkların bile aslında ihlası korumak adına birer perde olduğunu ifade etmiştir.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Risale-i Nur hizmetinin kerametinin tevafuklar olması konusunu açıklayabilir misiniz?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü