"Kün Fe Yekün" ne demektir?
- Allah nerede ve ne zaman "Ol!" dedi?
Değerli Kardeşimiz;
“Ol! der hemen oluverir” manasına gelen “Kün fe yekûn” ifadesi, şu ayetten iktibastır:
“Allah bir şeyi dilediğinde O’nun emri, ona sadece 'Ol!..' demektir. O da hemen oluverir.” (Yasin Suresi, 36/82)
Yani O bir şeyi yaratmak istediği zaman "ol" demesi kâfidir. Burada anlatılmak istenilen husus, Allah’ın eşyayı yaratmasındaki kolaylık ve suhulettir. Allah herhangi bir şeyi yaratırken zorlanmaz. Allah için büyük küçük, ağır hafif, uzun kısa, geniş dar gibi maddî kayıtlar, yaratma noktasından engel teşkil etmezler. İşte bu yaratmadaki kolaylık ve suhulet, Kün, yani Ol emri ile tasvir edilmiştir.
Kâinatta ne kadar mülk varsa hepsinin icadı ile bir tek zerrenin icadı Allah’ın kudreti karşısında müsavidir. Bütün nefisleri yaratmak, O’na bir nefsi yaratmak kadar kolaydır. İşte bu manalar "Kün" emri ile ifade edilmiştir. Adeta Allah’ın "Kün" emrinin içinde sonsuz mülkler ve hazineler vardır, onlara “meydana çıkın” emri geldi mi meydana çıkarlar. İşte Allah bu derecede mülk ve kudret sahibidir denilmek isteniyor.
Allah mümkinata "Ol!.." dedi. Mümkinât varlığı ile yokluğu müsavi olan her şeydir. Mesela bir dağ “var ve yok olma” arasında mütereddit iken, Allah dağı yaratmakla, tereddüdü bozup tercihi varlıktan yana kullanmış oluyor. İşte Allah’tan başka bütün mümkinât ve mahlûkat bu "Ol!.." emrinin muhatabıdır.
Kur’an’ın bu ifadesi, Allah’ın kudretinin sonsuzluğuna ve her şeyi kolayca yapabileceğini gösteren bir hâkimiyetten kinayedir. Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle ifade eder:
“Nasılki terzi gibi bir san'atçı, birçok külfetler, meharetlerle musanna' bir şeyi icad eder ve ona bir model yapar. Sonra onun emsalini külfetsiz çabuk yapabilir."
"Hattâ bazan öyle bir derece sühulet peyda eder ki, güya emreder yapılır ve öyle kuvvetli bir intizam kesbeder, (saat gibi) güya bir emrin dokunmasıyla işlenir ve işler.” (Sözler, On Altıncı Söz)
“ONUNCU KELİME: وَ هُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ Yani: Hiçbir şey ona ağır gelemez. Daire-i imkânda ne kadar eşya var, o eşyaya gayet kolay vücud giydirebilir. Ve o derece ona kolay ve rahattır ki: اِنَّمَا اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا ilh… sırrıyla, güya yalnız emreder, yapılır. Nasılki gayet mahir bir san'atkâr; ziyade kolay bir tarzda, elini işe dokundurur dokundurmaz, makina gibi işler. Ve o sür'at ve mehareti ifade için denilir ki: O iş ve san'at, ona o kadar müsahhardır ki; güya emriyle, dokunmasıyla işler oluyor; san'atlar vücuda geliyor. Öyle de: Kadîr-i Zülcelal'in kudretine karşı eşyanın nihayet derecede müsahhariyet ve itaatine ve o kudretin nihayet derecede külfetsiz ve sühuletle iş gördüğüne işareten, اِنَّمَا اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ["Allah bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece 'Ol!..' demektir, hemen oluverir."(Yasin, 36/82)] ferman eder.” (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam)
Allah’ın ezelî ve ebedî olan sıfatları, taalluk ve tecelli noktasından farklı farklı tecelli eder.
İlim ve Kelam Sıfatı: Varlığın hem vacip hem mümkün hem de mümteni olan kısmına tecelli eder. Yani Allah’ın ilmi hem kendini hem mümkünü hem de muhali ihata eder. Kelam sıfatı da aynı ilim gibidir.
İrade ve Kudret Sıfatı: Varlığın, sadece mümkün sınıfına taalluk ve tecelli eder. Vacip ve mümteni sınıflara tecelli ve taallukları yoktur. Şayet olsa idi; Allah’ın kendi Zatı ve sıfatları hakkında tebdil ve tagayyürü aynı zamanda mahlûku ilah yapma gibi şeyler caiz olurdu. Bu sebeple bu iki sıfat sadece mümkünde tecelli ve taalluk eder.
Sem ve Basar Sıfatı: Bu sıfatlar mümkün içinde sadece mevcut sınıfında tecelli eder. Yani madum sınıfında tecelli ve taallukları yoktur. Zaten madum olmayan demek olduğu için, görülmesi ve işitilmesi söz konusu değildir.
“Ne zaman 'ol' dedi?” sorusu yanlış bir sorudur. Zira Allah zaman ve mekândan münezzeh ve mukaddestir. Allah, mümkinâtı yaratmadan önce zaman diye bir şey yoktu ki, zaman ile O’nun karar ve tercihini ölçelim.
"Ne zaman?" sorusu mahlûkata ait bir kavram olup, Allah hakkında kullanılması caiz ve mümkün değildir. Allah’ın emir ve iradesi ezelidir, belli bir zaman ve kesit içine sığışmaz. Nasıl koca bir dağı yirmi kiloluk bir torbanın içine koymak mümkün değilse, Allah’ın ezelî irade ve emrini zaman gibi kısa ve küçük bir mahlûkun içine sığıştırmak da mümkün ve caiz değildir.
- "Emr-i Künfeyekün" ne demektir?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar