Üstad'ın Cumhuriyet döneminde Nakşî tarikatıyla irtibatı olmuş mudur? Kırklı yaşlarına kadar; niçin tarikate girmedi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri Cumhuriyet döneminde bütün mesaisini Risale-i Nur'a, dolayısı ile de iman hizmetine teksif etmiştir. İman hizmetini de herhangi bir tarikat meşrebi ile değil, kendi teşekkül ettirdiği sahabe mesleği ile yapmıştır.

Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"Çünkü, ehl-i velâyetin amel ve ibadet ve sülûk ve riyazetle gördüğü hakikatler ve perdeler arkasında müşahede ettikleri hakaik-i imaniye, aynen onlar gibi, Risale-i Nur, ibadet yerinde, ilim içinde hakikate bir yol açmış; sülûk ve evrad yerinde, mantıkî burhanlarla ilmî hüccetler içinde hakikatü'l-hakaike yol açmış; ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde, doğrudan doğruya ilm-i kelâm içinde ve ilm-i akîde ve usûlü din içinde bir velâyet-i kübrâ yolunu açmış ki, bu asrın hakikat ve tarikat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalâletlere galebe ediyor, meydandadır." (Emirdağ Lâhikası-I, 53.Mektup)

Bu paragraf ışığında cevap vermeye çalışalım:

"... Risale-i Nur, ibadet yerinde, ilim içinde hakikate bir yol açmış..."

Risale-i Nurlar doğrudan iman hakikatlerini ders verdiği için hem ilim hem de ibadet mesabesindedir. Eski zamanda çok nafile ibadetler ile nefsini terbiye eden velilere bedel bu zamanda Risale-i Nurlar ile çokça meşgul olmak aynı neticeyi verdiriyor. Yani Risale-i Nurlar öyle bir ilimdir ki içinde külli ibadet manası da vardır. İlim içinde ibadeti talebesine kazandırıyor.

"... sülûk ve evrad yerinde, mantıkî burhanlarla ilmî hüccetler içinde hakikatü'l-hakaike yol açmış;.."

Eski zamanda tarikatın uzun ve meşakkatli süluku ve evradı ile elde edilen manevî makam ve dereceleri, şimdi Risale-i Nurlar mantıki deliller ve ispatlarla, kısa ve az bir gayret ile verebiliyor. Yani uzlet, çile, evrat ve ezkar yerine Risale-i Nurlarla meşgul olmak, hakikatlerin hakikati olan iman hakikatlerine ulaşmaya kâfidir.

"... ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde, doğrudan doğruya ilm-i kelâm içinde ve ilm-i akîde ve usûlü din içinde bir velâyet-i kübrâ yolunu açmış ki..."

Tasavvuf ilmine ve tarikat disiplinine girmeden doğrudan Risale-i Nurlar vasıtası ile kısa ve az bir zamanda velayet-i kübra makamına girmek mümkündür. Risale-i Nurlar bu yolu ilm-i kelam içinde hususi ve çok çabuk bir yol şeklinde geliştirmiştir. Yani kelam ilmindeki ağır ve herkesin anlamakta zorlandığı felsefi delilleri yerine, Kur’an’ın daha sade ve anlaşılır tevhidi delilleri ile velayete kısa ve öz bir yol bulmuştur.

Fıkıhta şöyle bir kaide vardır: "Müçtehid bir alimin, başka bir müçtehit alimi taklit etmesi caiz ve makbul değildir." Bu sebeple içtihat derecesine ulaşmış müçtehitler, başka bir müçtehidi taklit etmeyip, kendi fıkıh ekolünü ve mezhebini oluşturmuşlardır. Üstad Hazretleri gibi her sahada mutlak müçtehid kabiliyetinde olan birisinin, açılmış çığırlardan gitmesi değil; yeni bir çığır açması beklenir ki nitekim de öyle olmuştur.

Evet, müceddidler açılmış yollardan gitmezler, o asrın ihtiyacına ve ilcaatına uygun yeni bir yol açarlar. Üstad Hazretleri eski yollara hürmet etmekle birlikte, onların bir hülasası hükmünde olan Nur mesleğini ihdas etmiştir.

Üstad Hazretleri kırklı yaşlarından önce de Şazeli ve Kadiri tarikatını takip etmiştir diyebiliriz. Bu hususa Risale-i Nur'da şu şekilde işaret ediliyor:

"Birisi: Hazret-i Mevlânâ, zülcenâheyndir. Yani, hem Kadirî, hem Nakşî tarikat sahibi iken, Nakşîlik tarikatı onda daha galiptir. Üstadım, bilâkis, Kadirî meşrebi ve Şâzelî mesleği daha ziyade onda hükmediyor." (Barla Lâhikası, 142.Mektup)

- Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kaç tarikattan icazet almış ve bunlar hangileridir?

- Bediüzzaman, bir tasavvuf ehli mi, herhangi bir tarikattan tasavvuf dersi almış mı?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

yağız22
" Fıkıhta şöyle bir kaide vardır: "Müçtehit bir alimin, başka bir müçtehit alimi taklit etmesi caiz ve makbul değildir." Bu sebeple içtihat derecesine ulaşmış müçtehitler, başka bir müçtehidi taklit etmeyip, kendi fıkıh ekolünü ve mezhebini oluşturmuşlardır. Üstad Hazretleri gibi her alanda mutlak müçtehit kabiliyetinde olan birisinin, açılmış çığırlardan gitmesi değil; yeni bir çığır açması beklenir ki nitekim de öyle olmuştur." buna göre; İmam-ı Azam (r.a.)'ın son yıllarında tarikata girmesini nasıl anlamalıyız? ve "Son İki Senem Olmasaydı Numan Helak Olurdu" sözünü söylemişmidir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

İmam-ı Azam Hazretleri tabiindir yani sahabe mesleğindendir ve onun döneminde tarikat kurumsal anlamda daha yok idi. Genelde o zaman velilerinin şiddet-i zühd ve takvası tarikat olarak değerlendirilmiştir ki bu bir galat-ı meşhurdur.

İmam- Azam'ın "Eğer son iki sene olmasaydı Numan helak olurdu" anlamında: "Lev-lâ senetân le-heleke Nu'man" dediğine dair de hiç bir güvenilir kaynakta bir kayda rastlanmadığını  muhakkik Kevseri söyler. (Kevserî, Irgamu'l-merîd 41.)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...