"Sekeratta bulunan talebelerine imanını kurtarmak için bir mürşid gibi yetiştiğine, müteaddit vâkıalar şüphe bırakmıyor." Burada ifade edilen hâdiseye misal verir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Evet, bu asrın ehemmiyetli ve mânevî ve ilmî bir mürşidi olan Risaletü'n-Nur'un heyet-i mecmuası, sair şahsî büyük mürşidler gibi kendine muvafık ve hakikat-i ilmiyeye münasip olarak, birkaç nevide ve bilhassa hakaik-i imaniyenin izharında, intişarında azîm kerametleri olduğu gibi, üç keramet-i zâhiresi bulunan Mucizât-ı Ahmediye, Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Söz ve Âyetü'l-Kübrâ gibi çok risaleleri dahi her biri kendine mahsus kerametleri bulunduğunu çok emâreler ve vâkıalar bana kat'î bir kanaat vermiş. Hattâ sekeratta bulunan talebelerine imanını kurtarmak için bir mürşid gibi yetiştiğine, müteaddit vâkıalar şüphe bırakmıyor."(1)
Risale-i Nurların ölüm anında bir mürşid gibi yetişmesi, Üstad Hazretlerinin manevî âlemdeki müşahedeleri olduğu için, müşahhas bir şekilde gösterilmesi kabil değildir. Şayet Üstad Hazretleri bizzat; "şunu şunda, bunu şunda" şeklinde isim vererek ifade etmiş olsa idi, biz de o hâdise hakkında malumat sahibi olmuş olurduk. Biz umumi manada Üstad Hazretlerinin "müteaddit defa gördüm" demesine kanaat ile mükellefiz.
Bizim de kalp gözümüz açılır ve o manevî âlem bize de açılırsa, o zaman bizzat görme imkânına kavuşuruz. Şayet böyle bir durumumuz yoksa, kaziye-i makbule nev’inden kabul etmemiz icab eder.
(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (4. Mektup).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar