"Sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü kuvvetinde bekàya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Yoksa, sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü kuvvetinde bekaya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin, mezkûr yirmi hakikatler lisanlarıyla edilen ve Arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve o hadsiz hukuku zayi etmek ve sinek kanadının intizamı şehadetiyle..."
Sineğin ihtiyaç dili ile istediği şeyleri onun imdadına yetiştiren Allah’ın, kâinatın halifesi ve en mükemmel meyvesi olan, binlerce ihtiyaç ile Allah’a yalvaran insanın sesini işitmemesi, arzusunu yerine getirmemesi elbette mümkün değildir.
Sonsuz hikmeti, eserleri ile sabit olan Allah’ın, ahiret yurdunu kurmayıp, insanları yokluk ve hiçlik kuyusuna atması, Hakîm ismi ve hikmetle bağdaşmaz. Yani Hakîm ismi ve hikmet mânası ahiret yurdunun kurulmasını iktiza edip istiyor. Ahiretin kurulmaması en büyük hikmetsizlik olur. Allah ise hikmetsiz iş yapmaktan mukaddes ve münezzehtir.
Mideyi ve açlığı insana takıp, bunu doyuracak ve tatmin edecek rızkı yaratmamak, nasıl zulüm ve hikmetsizlik ise, insana ebedî yaşama arzusunu, sonsuz meyil ve ihtiyaçları takıp, sonra onu yokluğa mahkûm etmek, bir daha diriltmemek üzere öldürmek de; Allah’ın ne sonsuz hikmeti, ne sonsuz rahmeti ne de sonsuz inayeti ile asla bağdaşmaz.
"Sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet,.."
Allah zerre kadar israf etmekten, abes ve hikmetsiz iş yapmaktan münezzehtir. Onun her işinde mükemmel gayeler, nice hikmetler ve sayısız güzellikler bulunduğu için, israfa ve mânasız icraatlara yer yoktur. Allah her işini iktisad ve hikmet ile yapıyor.
Mesela, her elma için bir ağaç yerine, bin elma için bir ağaç yaratması israftan uzak, iktisad ile iş yapmaya bir misaldir.
Allah’ın şu âlemde yaratmış olduğu hiçbir şey, abes ve faydasız değildir. Her bir şey bir hikmet ve gaye üzerine yaratılmıştır. Her şey mükemmel bir nizam ve harika güzellik içinde yaratılmıştır ve muazzam bir gayeye hizmet etmektedir.
Burada israf, bir şeyi gayesiz ve boşu boşuna yaratmak mânasına geliyor. Mesela, gözün yaratılıp, göreceği manzaraların yaratılmaması, israf olur. Midenin ve açlık hissinin yaratılıp rızıkların yaratılmaması da mânasız ve israf olur.
Eğer âhiret olmazsa, şu göz önündeki bütün icraatlar israfa ve abesiyete inkılâb eder.
"Bütün o hakikatlerin bağlandıkları insanî istidadatı ve ebede uzanan emelleri ve arzuları ve o istidat ve arzuları besleyen kâinatın pek çok rabıtalarını ve hakikatlerini bütün bütün israf etmek öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde ve zâlimâne bir çirkinliktir ki, Hak ve Hafîz ve Hakîm ve Cemîl ve Rahîm isimlerine şehadet eden bütün mevcudât onu reddeder, 'Yüz derece muhal ve bin vecihle mümtenidir.' derler."(1)
Allah’ın hikmetsiz ve abes bir iş yapmayacağına bütün kâinat şahittir. Her şey üstündeki fayda ve gayeler onun hikmetine kat’î delildir.
Allah “Hakîm” isminin muktezası olarak bütün kâinatı ve mahlûkatı hikmetli ve faydalı olarak yaratmıştır. Bir ağaca dalları ve çiçekleri adedince menfaat ve faydalar takmıştır. Bir âzâya yüzlerce vazife ve hikmetler takarak “Hakîm” isminin mânâsını ve tecellisini şuur sahiplerine izhar ve ilan etmiştir.
Hikmet: Her işte menfaatin gözetilmesi, abes bir işin yapılmaması, her bir şeye birçok vazifeler yüklenmesi gibi mânâlara gelir. Hikmetin zıddı, faydasızlık, israf ve abesiyettir.
Şu âleme dikkatle bakılsa görülür ki, onda tasarruf eden Zât, nihayetsiz bir hikmetle iş görüyor. İnsanın bütün âzâları ve hücreleri nice hikmetlerle iş görüyorlar.
Hem her şeyin san’atında nihayet derecede bir intizamın bulunması, nihayetsiz bir hikmete delâlet eder. Evet, güzel bir çiçeğin ince programını küçücük tohumunda dercetmek; büyük bir ağacın amel sahifelerini küçücük bir çekirdekte manevî kader kalemiyle yazmak, elbette nihayetsiz bir hikmet ile iş görüldüğünü ispat eder.
Sonsuz hikmeti, eserleri ile sabit olan Allah’ın, âhireti getirmemesi, insanları yokluk ve hiçlik kuyusuna atması Hakîm ismi ile bağdaşmaz. Yani “Hakîm” ismi ve hikmet mânâsı âhiretin varlığını iktiza edip istiyor. Âhiret olmazsa her şey hikmetsiz olur. Allah ise hikmetsiz iş yapmaktan mukaddes ve münezzehtir.
Hikmeti sonsuz olan Allah, insan ile kâinat arasında da müthiş bir tenasüb ve nizam halketmiştir. İnsanın mahiyetine konulan her bir latifenin ve âzanın iki yüzü var; bir yüzü ahiret hayatına bakar, diğer yüzü ise kâinata bakar.
Gözü verip, gözün göreceği manzaraları yaratmamak nasıl hikmetsizlik ise, gözün yok olmaya ve hiçliğe mahkûm olması da aynı derecede hikmetsizlik olur. Hikmete uygun olan ise, gözün cennette ebedî manzaraları, ebedî olarak seyretmesidir.
Gözün gayesi; Allah’ın san’atlarını teftiş ve tefekkür edip kulluğa vasıta olmaktır. Kulluk ise mükâfat ve mücazat diyarı olan ahireti iktiza eder. Demek gözü mânalı ve hikmetli kılan şey; ahiret âleminin varlığıdır.
İnsana ebedî bir yaşama arzusu ve iştah takıp da, bu arzu ve iştahı ebedî olarak tatmin edileceği bir diyarı yaratmamak mümkün değildir. O zaman bu duyguların takılması hikmetsiz ve abes olur ki, bu da Allah’ın sonsuz hikmetine münafidir. Allah abes ve hikmetsiz iş yapmaktan münezzeh ve mukaddestir.
Allah, kâinattaki en basit bir mahlûkunun en basit bir arzusunu ve ihtiyacını görüp temin etsin, ama "Sen olmasaydın eflaki yaratmazdım” dediği Habib’inin (sav.) en büyük arzusunu, en şümullü ihtiyacını ve en azim talebi olan bekayı vermesin, ahireti yaratmasın; mümkün değildir.
(1) bk. Şualar, On Birinci Şua (Meyve Risalesi), Yedinci Mesele.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü