"Kâb-ı Kavseyn" ne demektir?

"Kâb-ı Kavseyn" ne demektir?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kâb-ı kavseyn", miraç mucizesinin en son ve en ileri safhasında, Peygamber Efendimiz (asm.)'in rüyete mazhar olduğu, manevî makamın ismidir. Kavseyn iki yay demektir. Bu ifade mecazîdir. Nur Külliyatı'nda, Kâbe kavseyn için, “imkân ve vücub ortasında Kab-ı kavseyn ile işaret olunan makam,” denilmektedir.

Buna göre, söz konusu teşbihteki yaylardan birisi imkân, diğeri ise vücub olmaktadır. İmkân, bütün mahlûkat âlemini; vücub ise, zat, şuunat, sıfat, efal ve esmanın tümünü ifade eder.

Mahlûkatın varlığı “mümkin,” Allah’ın varlığı ise vaciptir, yani varlığı zatındandır ve olmaması muhaldir. Mümkin, “olup olmaması eşit bulunan” şeklinde tarif edilir. Bütün mahlûkat bu gruba girer. Yaratılan her mahlûkun, var olması yoklukta kalmasına tercih edilmiş demektir.

Mi’rac hadisesinde, Vacibü’l Vücut olan Allah, Sevgili Habibini (asm) bütün mahlûkat âlemlerini gerilerde bırakacak bir terakki yolculuğuna çıkarmış ve sonunda onu Kab-ı Kavseyn makamında rüyetine ve sohbetine müşerref kılmıştır.

Miraç yolculuğunda Cebrail’i (a.s) geride bırakan Hab-b-i Kibriya Efendimiz, burada Refref’e binerek Arş-ı A’lâ’ya urûç etti ve tâ "Kab-ı kavseyn" olarak belirtilen “imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama sınırına” ulaştı. Huzûr-u Kibriya’da Zât-ı Akdes’e ok yayının iki ucu kadar, hatta daha fazla yaklaştı. Cemâlullah’ı perdesiz ve vasıtasız olarak müşahede etti, O’nunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf konuştu. Daha sonra tekrar Refref’le Sidre’ye geri döndü. Orada Cebrail’i asıl hüviyetiyle -tıpkı ilk defa Hira Mağarasın’da gördüğü şekliyle- gördü. Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa bir anda dünyaya nüzûl eylediler.

  • Mi'raçta, Hazreti Peygamber (asm) bütün imkân âlemini, yani mahlûkatı ve yaratılmışları geride bıraktı, manen çok terakki etti, Allah’ın zâtını görebilecek bir kıvama geldi ve Kab-ı Kavseyn denilen makamda rüyete mazhar oldu.

Kab-ı Kavseyn: Kelime olarak, iki yay uzaklığı demektir. Bu bir tabirdir. Yoksa Allah ile kul arasında mekânı akla getiren bir uzunluk birimi değildir. Ama şunu diyebiliriz: Hazreti Peygamber (asm), bütün imkân âlemini geride bırakıp, mahiyetini idrak edemediğimiz ve edemeyeceğimiz bir makama varıp, Allah’ın zâtını dünya gözü ile görmüştür.

Üstad Hazretleri, bu makamı, imkân ve vücûb ortası, yani, mahlûkatın bitip tükendiği ve Allah’ın Zat-ı Akdesinin tezahür ettiği bir makam olarak tarif ediyor. Kab-ı Kavseyn’i bir mekân olarak değil de bir makam olarak ele almak gerekir. Mekân kavramı ister istemez Allah’a bir mekân hayal ettiriyor ki, bu da İslam inancına zıttır. Bu yüzden, Kab-ı Kavseyn’i Hazreti Peygamber (asm)'in mahiyetini bilmediğimiz bir şekilde, Allah’ın zâtını gördüğü bir makam olarak anlamak, en salim yol olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
K
Okunma sayısı : 41.617
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ZULKARNEYN59430
izahı içinde saklı tedbirli bir cevap olmuş biraz tekellüf edilmiş gibi...ama genel hatlarıyla güzel allah ebeden razi olsun..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...