Peygamber Efendimiz miraçta Allah'ı görmüş müdür? Kimileri görmediğini ifade ediyor. Bilgi verir misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Allah, Hazreti Peygamberi (asm) miraçta, bütün mülkünü gezdirip, bütün isim ve sıfatlarının tecellisini ve nakışlarını gösterdikten sonra, bütün o güzel sanat ve nakışların kaynağı ve esası olan Zat-ı Akdes'ini, Habibine göstermiştir. Miraç gibi bir hâdiseye başka hiçbir yaratılmış mazhar olamamıştır.
Hazreti Peygamber (asm), bütün imkân âlemini geride bırakıp, mahiyetini idrak edemediğimiz ve edemeyeceğimiz bir makama varıp, Allah’ın zatını, baş gözü ile görmüştür. Üstad Hazretleri, bu makamı, yani Kab-ı Kavseyn’i, "imkân ve vücûb ortası" diye tarif ediyor. Yani, mahlûkatın bitip tükendiği ve Allah’ın zat-ı akdesinin tezahür ettiği bir makam demektir.
Üstad Hazretleri bu hususta şöyle buyurur:
“Mi’rac yoluyla beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası, bu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.” (Lem’alar, 3. Lem’a)
Ruh, beden kaydından kurtulup rüya âlemine girince, çok harika işleri çok kısa bir zamanda yapabilmektedir. Bu işler yine bu dünyada, yani “fena âleminde” cereyan etmektedir. Şu var ki, bu dünya hayatında da olsa, âlemlerde değişiklik meydana gelmiştir; yakaza (uyanıklık) âleminden nevm (uyku) âlemine geçilmiştir. Başka bir âleme geçilince, o yeni âlemin hükümleri de farklı oluyor.
Peygamberimiz (asm) miraç ile bambaşka bir âleme, beka âlemine girdi. O âlemin birkaç dakikası, bu dünyanın senelerinden daha bereketli olabilir ve olmuş.
Beka âlemine geçiş, rüya âlemine geçmekten çok ileri bir mazhariyettir. O âlemde icra edilen faaliyetler de yine bu dünya işlerinden çok farklı ve çok ileridir. Bundan anlaşılıyor ki, Hazret-i Musa aleyhisselâma “Sen beni göremezsin.” Buyrulması, “Sen, beni bu fena âleminde göremezsin.” manasınadır.
Mirac hadisesi Necm Sûresinde şöyle anlatılmaktadır:
"O ancak kendisine vahy olunanı söyler. Onu muazzam kuvvetlere, üstün bir akıl ve dirayete sahip Cebrail öğretti ki, kendisine gerçek suretiyle görünmüştür. O, ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hattâ daha da yakın oldu. Sonra da vahy olunacak şeyi Allah'ın kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz?"
"And olsun ki, onu bir kere daha hakikî suretinde, Sidre-i Müntehâda gördü ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Göz ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü." (Necm Suresi, 53/4-18)
- "Rü'yet" nedir? Rü'yetullah'ın keyfiyeti nasıldır?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
“Kab-ı kavseyn”, miraç mucizesinin en son ve en ileri safhasında, Peygamber Efendimiz (asm.)’in rüyete mazhar olduğu, manevi makamın ismidir."
Başka bir rivayette ise,
“Rabbini gördün mü?” diye sorulduğunda “O bir nur, nasıl görürüm?” buyurmuştur."
Bu iki farklı ifadenin uygunluğu nasıl oluyor?
Selamün Aleyküm;
İmam Maturidiye göre acaba görüş nasıldır? Efendimiz a.s Bizzat Zatını gözüyle görmüş müdür?
Birde Üstad hazretlerinin görüşü nasıldır acaba? Bu hususta Bizzat gözle görmüş şeklinde manalar var mıdır?
Allah razı olsun...
İmam Maturidi’nin Görüşü
İmam Maturidi ve Maturidi kelamcılarının genel yaklaşımına göre, Allah’ın dünyada (dünya şartları ve fiziksel gözle) görülmesi aklen mümkündür, ancak bu dünyada vaki olmamıştır.
Rü’yetullah (Allah’ı Görmek): Maturidiler, Allah’ın ahirette müminler tarafından "keyfiyetsiz" (yön, mesafe ve biçim olmaksızın) görüleceğine kesin olarak inanırlar.
Miraç Meselesi: İmam Maturidi, ayet ve hadislerin zahirine dayanarak bu dünyada Allah'ın zatını gözle görmenin beşeriyet sınırları içinde gerçekleşmediği, rü'yetin ahirete has olduğu görüşüne daha yakındır. Ancak bazı Maturidi kaynaklarında, Efendimiz'in (asm) Miraç'ta ulaştığı "ahiret alemi" mertebesinde rü'yete mazhar olduğu da ifade edilir. Yani görme gerçekleşmişse bile bu, dünya gözü ve şartlarıyla değil, o aleme has bir haletledir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Görüşü
Bediüzzaman Said Nursi, Miraç Risalesi'nde (31. Söz) bu konuyu çok detaylı işler ve Efendimiz’in (asm) Cenab-ı Hakk’ı bizzat gördüğünü ifade eder.
Bizzat Gözle Görme: Üstad, Efendimiz'in (asm) Miraç'ta sadece ruhuyla değil, hem ruhu hem de cesediyle seyahat ettiğini vurgular. Bu seyahatin sonunda, mahlukatın ve imkanın sınırlarını aşarak "Kâb-ı Kavseyn" makamına ulaştığını ve orada Zât-ı Zülcelâl'i rü'yet (görme) şerefine erdiğini açıkça ifade eder.
Nasıl Bir Görme?: Üstad'a göre bu görme, bizim anladığımız fiziksel sınırlardaki bir bakış değildir. Efendimiz (asm), o gece zaman ve mekanın dışına çıkmış, ahiret alemlerine geçmiş ve Cenab-ı Hakk’ı "bi-gayri hicab" (perdesiz) görmüştür. Risale-i Nur'da bu, bir elçinin (Efendimiz) padişahın (Allah) bizzat huzuruna çıkıp cemalini müşahede etmesi olarak anlatılır.
İnce Bir Ayrıntı: Üstad, İmam-ı Rabbani gibi büyük zatların görüşlerini de teyit ederek; bu görmenin "dünya" sınırları içinde değil, dünyanın bittiği ve "ahiret" hükümlerinin başladığı noktada gerçekleştiğini belirtir.