"Kapitalizm", "Komünizm" ve "Sosyalizm" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri, eserlerinde, müminlerin aklını ve zihnini bulandıracak batıl ve muzır düşünce ve mefkûrelerden bahsederken, onların fikirlerini teferruatı ile ilan etmeden, esaslarını çürütüyor. Ta ki müminlerin saf zihinleri bulanmasın. Onun için bu gibi düşünce ekollerini uzun uzadıya tarif etmez, sadece mesleğine ilişen esasa dair noktalarda, onların bozuk ve çürük taraflarını gösterir.

Üstad bu gibi felsefi ekolleri iki yönden değerlendirir. Biri fıtri olup olmadıkları, diğeri ise, insanlığa getirdiği dünyevî ve uhrevî saadet nelerdir. Biz de Risale-i Nur'dan mülhem bir tarz ile bu felsefi ekolleri tek tek değerlendirelim.

Komünizm; temeli ve felsefesi 1948 yılında Marx ve Engels tarafından atılan “Komünist Manifestosu” başlıklı bir belgede ana hatları açıklanan siyasî, sosyal ve ekonomi düzenini savunan, sınıf farklılıklarını ortadan kaldıran ve tek bir sınıf topluluk oluşturmaya çalışan bir ekoldür. Hususi mülkiyet, şahsi terakki, farklı düşünce sistemlerinin tamamen yok edildiği, mutlak eşitlik düzenini hedefleyen bir düşüncedir.

Maddeci ve materyalist bir düşünce sistemi olan Komünizm; mutlak eşitliğe ters düşen bütün farklı fikirlere ve imtiyazları doğuran bütün sebeplere düşmandırlar. Bütün üretim vasıtaları ve imkânları devlete aittir. Bütün ekonomik hayat, kesin emredici hükmünde olan bir planlama çerçevesinde yürütülür. Planın öngördüğü ağır sanayi ekseriyetle birinci önceliğe sahiptir. Fertleri ilgilendiren tüketim ve sanayi ise daha mühimdir. İçtimaî sahada ise, iskân, sağlık, eğitim ve kültürel faaliyetler tamamen devletçidir. Şahsi mülkiyet hakları yok denilecek kadar sınırlıdır. Miras hakkı da yoktur. Ticaret ve mülkiyet haklarını şahıslara vermezler. Dolayısı ile insan, bu sistem içinde kendi istidat ve kabiliyetini gösteremeyen silik bir kurşun askerdir.

Allah’ı, dini ve maneviyatı temelden inkâr ve ret ederler. İnsanlığın evrim yolu ile türden türe geçerek, ilk merhalede basit bir toplum, sonra köle, ücretli, kapitalist ve en sonunda komünist nizama doğru geliştiğinin savunurlar.

Bu anlayış esas olarak ontolojik ve mekanik materyalizme dayanır; ateist, yani dinsizdir. İnsanı hayvandan bir kademe üstün gördüğü için, onun manevî hayatını dikkate almaz. Sadece bir üretim vasıtası olarak değerlendirir.

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde Komünizm ile ilgili bazı değerlendirmeler yapmıştır. Buna göre 1917 yılında Rusya’da gerçekleştirilen Bolşevik İhtilâliyle komünizm, bir sistem olarak Asya’nın büyük bölümünü hâkimiyeti altına aldı. Bu bölgedeki insanların Müslüman olsun, Hıristiyan olsun, inançlarından uzaklaştırılması için her türlü zemin hazırladı. İtikat ve maneviyat boşluğuna düşen ve bütün mukaddesatından kopan insanlar, tarih boyunca hiçbir düşmanın vermediği zararı kendi değerlerine, tarihî birikimine, kültürüne, örf ve âdetlerine verdi.

Bediüzzaman, komünizmin ortaya çıkardığı, itikat sahasında yaşanan tahribatı engellemek ve yaraları tedavi etmek için çareler ortaya koymuştur. Emirdağ Lâhikasında komünizm, içtimaî hayatta kargaşa ortamını hazırlayan zararlı akımlar arasında sayılır ve bu tehlikeye karşı alınması gereken tedbirlerden bahsedilir:

“Komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği intaç ediyor. Ve bu dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-i Kur’âniye etrafında ittihad-ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istilâ-yı ecanipten ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur.”(Emirdağ Lahikası-II, 19. Mektup)

Üstat, komünizmin fıtri bir düşünce olmadığını söyler. Düşünceleri hayalden öteye gitmez. Bu yüzden ömrü yetmiş seksen yıl sürmüştür. Dünyanın her yerinde her açıdan iflas etmiş bir fikirdir. Üstat zaten eserlerinde maddeci felsefenin teoloji kısmını yani tabiat, tesadüf ve sebepler icat ediyor gibi fikirlerini kati delilleri ile çürütmüştür.

Dinsizlik fikri, felsefi akımlar ve hürriyet adı altında insanları başıboşluğa, kanun tanımamazlığa, ahlaki ve dini değerleri kırılması gereken zincirler olarak görmektedir. Bu durumda bu akımlara kapılan birisi; önce ailesine, sonra topluma, sonra da devlete başkaldırıyor ve insanlık için patlamaya hazır bir bomba haline dönüşüyor.

Nitekim komünizm dünyanın yarısını istila edip, sınıf kavgası adı altında milyonlarca masum insanın ölmesine sebep olan anarşik ve ihtilalci bir akımdır. Öyle ki sadece Lenin ve Stalin dönemlerinde altmış milyon kadar masum insanın katledildiği ifade ediliyor.

Komünizm, serseri gençlere insanların namus ve servetini yağmalamayı mubah gösterip içtimaî kargaşaya ve anarşiye sebebiyet vermiştir. Masonlar da bu tarz akımları el altından destekleyerek anarşizme hizmet etmiştir. Troçki gibi komünist liderlerin Yahudi olması meseleye ışık tutuyor.

Son olarak şunu da ifade edelim ki; Üstad'ın ifadesi ile "Her batıl mezhep içinde, bir dane hakikat olabilir" kaidesince; bu komünizmin de tekâmül kanunu, işçi sınıfının temel hak ve hürriyetleri gibi fıtri ve dine mutabık bazı güzel tarafları vardır.

Sosyalizm: Komünizmin biraz daha gerçekçi bir şeklidir. Komünizm ferdi yok eden aşırı bir uçtur, sosyalizm ise bu aşırılıkların biraz törpülenmiş hareketidir. Fert ve toplum dengesini eşitlemeye çalışan ama buna muvaffak olamayan bir düşünce disiplinidir. Tıpkı kapitalizm ile liberalizm gibi... Marks'ın ifadesi ile "Sosyalizm, toplumsal evrimin bir dönemidir, bu dönemden sonra nihai hedef komünizm gelecektir." Yani sosyalizm insanlığın iktisadi sahada bir merhale katetmesidir. Ama Marks'ın kehanetleri tutmamıştır.

Kapitalizm ve sosyalizm, en büyük siyasi ve içtimaî bir hâdisedir. Emek-sermaye çarpışması milletler üstü bir mücadele olduğu için, bu dava dünyanın her tarafına nüfuz edebilmiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının temelinde bu ideolojik sınıf kavgaları yatmaktadır.

Bu iki büyük cereyandan ve davadan diğeri ise, din ile menfi felsefenin mücadelesidir. Menfi felsefe materyalizmi esas alarak Allah’ı ve ahreti inkâr ettiği için, birçok insanı dinsizliğe ve ateizme sürükleyip ebedî davasını kaybettirmiştir. Dünyanın siyasi ve iktisadi boğuşmaları gelip geçici arızalardan ibarettir, lakin imansızlık cereyanı insanı ebedî saadetten mahrum eden çok tehlikeli bir illettir.

Üstad Hazretleri, burada, iman davasının sınıf davasından daha büyük bir dava olduğuna işaret ediyor. Öyle ise semavi din mensupları olan İslam ve Nasara, ortak düşmanları olan dinsizliğe karşı tek vücut olup mücadele etmeleri zaruri bir hakikattir, diyerek çok mühim bir hakikate işaret ediyor.

"Elcevap: Diyor ki: Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hakikat ve daha âzam bir hadise hükmettiği için, şu Cihan Harbi ona nisbeten çok ehemmiyetsiz düşüyor. Çünkü, bu Cihan Harbinde iki hükûmet küre-i arzın hakimiyeti için mürafaa ve muhakeme dâvâsında bulunmaları içinde iki muazzam dinin musalâha ve sulh mahkemesine barışmak dâvâsı açılarak ve dinsizliğin dehşetli cereyanı da semavî dinlerle mücahede-i azîmesi başladığı hengâmda, nev-i beşerin sosyalist tabakasıyla burjuvalar taifesinin mahkeme-i kübrâlarında açılan dâvâlarından çok mühim öyle bir dâvâ açılmış ve öyle muazzam bir hakikat meydana çıkmış ki, o dâvânın tek bir adama isabet eden miktarı bu Cihan Harbinden daha büyüktür."

İkinci Dünya Savaşı'nın bir tarafında Almanya diğer tarafında Avrupa’nın diğer devletleri bulunmakta idi. Diğer bir taraf ise dinsizliği yaymaya çalışan Rusya idi. Hususen Hıristiyan Almanya ile Komünist Rusya savaşında, Hıristiyanlık ile İslam birbirlerine yaklaşan iki büyük semavi dindir. İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesi ile bu ittifak daha da gelişmiş ve NATO paktına kadar ilerlemiştir.

Üstad Hazretleri, bu davalar belki dünyanın en büyük davaları olabilir, lakin ebedî dava olan imanla kabre girip girmemek davası yanında, bunların zerre kadar ehemmiyeti yoktur, diyerek, dünyanın en büyük meselelerini bile merak etmiyor ve sormuyor. Bütün dikkat ve mesaisini iman üzerine yoğunlaştırıyor.

Sosyalizm, özellikle Fransız İhtilâlinden sonra gelişen ferdiyetçi ve hürriyetçi (liberalist) sistemlere karşı bir tepki olarak doğdu. Sermaye sahipleriyle işçiler arasındaki adaletsizliği, servet ve refah farklarını ortadan kaldırma iddiasında olan Sosyalizm, daha çok ekonomik bir çerçeve içinde; yani servetin üretimi, tüketimi, paylaşılması ve dağıtımı açısından ele alınmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Sosyalizmi meydana getiren şartlar büyük önem arz etmektedir. Batı dünyasında hızla yayılan Liberal demokrasi ve Kapitalizmin belli bir süre sonra hemen her sahada yetersiz kalmış ve büyük bir adaletsizliğe sebep olmuştur.

Sosyalizm, öncelikle Liberal Kapitalist düzenin adaletsizliklerine karşı çıkmasıyla ezilen geniş halk kesimleri arasında büyük kabul gördü. Böylece Sosyalizmin ilk temel hedefi, mevcut düzeni adaletsizlik ve çağ dışı ilân etmesiyle ortaya çıktı. Buna göre Sosyalizm, Liberal Kapitalist düzenin mülkiyet ve çalışma kurumlarını yetersiz ve adaletsiz bulduğu için, değiştirmek ve onun yerine geçmek isteyen bir rejim hâlini aldı. Bu hâliyle Sosyalizm, kolektif çalışmanın zaman içinde fiiliyata geçmesi ve uygulanması şeklinde anlaşılmaya başlandı.

Kapitalist sistemler, özel mülkiyet, piyasa ekonomisi ve kâr esasına dayanan bir sistem kurmuştu. Bu düzen, başta Fransız İhtilâli olmak üzere bazı tarihî gelişmelerin ve sanayileşmenin ürünüydü. Sosyalizm de bu düzene karşı antitez olarak hazırladığı düzenini, tarihî şartların meydana çıkardığı bir düzen olarak gördü. Sosyalistler bu düzenin de tıpkı Kapitalist düzen gibi ihtilâl sonucu kurulacağı iddiasını dile getirdiler.

Sosyalizmin ikinci esas dayanağı da, ekonomik faaliyetlerin özel sektörden kamuya, kişilerden topluma aktarılmasıdır. Bu manada Sosyalizm, uygulamada mevcut olan üretim vasıtalarının tümünü, yahut büyük bir kısmını toplumun yönetici durumunda olan organlarına bağlamayı gaye edinir. Bu sistemde üretim araçları toplumun mülkiyetine geçecek, neticede özel mülkiyet yerine kollektif ve sosyal mülkiyet kurumu oluşturulmuş olacaktır.

Sosyalizme göre kollektif mülkiyetin sadece toplumun malı yapılması da yetmez. Aynı zamanda, bu mallar toplumun hizmetinde olmalıdır. Yani kârın hizmetinden çıkarılıp işçinin hayat şartlarını artırıcı hâle getirilmelidir.

Netice olarak Sosyalizm, objektif tarih şartları içinde Kapitalizmi takip ederek onun yerine geçme iddiasıyla ortaya çıkan bir düzendir.

Diğer yandan Sosyalizmi benimseyenler arasında zaman içinde büyük farklılıklar gözlenmiştir. Sosyalistler bazı ana fikirlerde birleşseler de, bu hedeflere nasıl ve hangi yollarla ulaşacakları ve uygulayacakları metotlar hususunda ayrılığa düştüler. Bu ayrılıkların neticesi olarak Ütopik Sosyalizm, Bilimsel Sosyalizm, Kürsü Sosyalizmi, Hıristiyan Sosyalizmi, Devrimci Sosyalizm, Reformcu Sosyalizm, Demokratik Sosyalizm gibi birçok kavramlar ortaya çıktı.

Sosyalizmin ciddî manada bir yönetim şekli olarak ilk defa 1917 İhtilâliyle Rusya’da kuruldu. Takip eden yıllarda Orta ve Doğu Avrupa’da yaygınlaştı. Orta ve Doğu Avrupa, Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Yugoslavya’da Sosyalizmin uygulama şekli Komünist rejimler hep 1943-1944 yıllarında başladı. Daha sonra doğu ve uzak doğuda Çin Halk Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Kuzey Vietnam, Moğolistan ve Küba gibi ülkelerde yaygınlaştı. Batı ve uzak doğuyu yarım asır etkisi altında bulunduran Sosyalizm, Türkiye’de ilk defa 1910 yılında resmen adını duyurdu ve “Osmanlı Sosyalist Partisi” adıyla Sosyalist Hüseyin Hilmi tarafından bir parti kuruldu.

1980'li yıllarda ise, Gorbaçov bu sistemden bazı tavizlerde bulunmak zorunda kaldı. Hak dağıtmak için ortaya çıkan siyasî rejim, 75 yıl boyunca bir zulüm düzeni hâline dönüşmüş ve 1991’de ömrünü tamamlayarak büyük ölçüde tarih sahnesinden silinmiştir.

Kapitalizmde serbestlik ve hırs öyle şiddetlidir ki haram, helal ve ahlak mefhumu adeta yok hükmüne girmiştir. Tam bir canavar sistemidir. Güçlü zayıfı ezer, büyük küçüğü yutar. Zaten Marks'ın teorisinde komünizm ancak kapitalizmin şiddetlenmesi durumunda gelebilir, esası vardır. Zira her iki taraf da sınıf hegomonyasını savunuyor, çatışmalardan besleniyor. Bir nevi birbirlerine varlık sahası açıyorlar. Kapitalizm biraz daha fıtrata yakın olmasından, komünizme göre ömrü uzun olmuştur, ama onun da sonu yakındır. Her ikisinde de bir dane-i hakikat vardır; birinde ferdin fıtri istidat ve kabiliyetleri, diğer tarafta sosyal dayanışma ve yardımlaşma.

Bediüzzaman Hazretleri bu noktada İslam’ın bu iki hakikati cem edip insanlığa gerçekçi ve uygulanabilir bir sistemi sunduğunu, huzur ve saadetin ancak İslam’da olduğunu çok kati deliller ile izah ve ispat ediyor. Sınıf kavgasının ancak iki sınıf arasında bir köprü kurmakla mümkün olacağını söylüyor. Yoksa her iki tarafın birbirlerini inkâr edip yok saymaları çözüm değildir. İslam bu hususta fıtrata uygun bir nizam getiriyor. Onun için hem dünyada hem ahirette saadeti temin ancak İslam ile mümkündür. Bu gibi rejimler kısa ve fani dünyada bile saadeti temin edemiyorlar ki, kişinin ahiretini kurtarsınlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
K
Okunma sayısı : 23.415
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

EnesKanaat
Komünizmle yönetilen çok az ülke kaldı, ancak komünizmle neşredilen ve insanların zihinlerine işlenen materyalizm hale ayaktadır. Bu nedenle, Risale-i Nur ve onun hizmeti, insanların zihinlerine işlenen materyalizmle kıyamete kadar mücadelesini sürdürecektir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...