Nur talebeleri cennetlik midir? Öbür âlemde karşılaşacakları, diğer insanlardan farklı bir muamele var mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Öncelikle şunu ifade edelim ki; insan akıbetinden endişe etmeli, ebedi saadeti kazanmaya azami gayret göstermelidir. Zira her insanın önünde çok çetin, engebeli ve korkunç menziller var. Kişinin bu engebeleri aşıp, selametle menziline ulaşabilmesi için, imanını muhafaza etmesi, salih amellerle hazırlık yapması ve emaneti hakiki sahibine iman ile teslim etmesi gerekir.

Kabirde sual meleklerinin suallerine cevap verebilmemiz, kabir azabının dehşetinden halas olmamız, amel defterimizi sağ tarafımızdan almamız, sırattan selametle geçebilmemiz ve böylece Rabbimizin rızasına mazhar olabilmemiz için iman vesikamızı muhafaza etmemiz şarttır.

İnsan önündeki çetin menzilleri düşünüp akıbetinden korkmalı, iman ile göçüp göçmeme tehlikesinden endişe edip titremelidir.

Sahabe efendilerimiz, hatta cennetle müjdelenen aşere-i mübeşşire dahi akıbetlerinden endişe edip, Allah’a sığınmışlardır.

Hangi insanın kabre iman ile gideceği bilinmez. Bunu ancak Allah bilir. Fakat kabre iman ile gidebilecek kişilerin vasıfları, ayet ve hadislerde ifade edilmektedir. Kur'an ve hadislerde ifade edilen bazı alametlere ve kıstaslara göre, hangi insanın kabre iman ile gidilebileceği tahmin edilebilir.

Mesela, "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz." hadis-i şerifi bize bu noktada ışık tutmaktadır. Demek ki, bizim yaşama tarzımız istikbalimizi belirleyen en mühim bir sebeptir.

Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de müminlerin cennete gireceği çoğu ayette ifade edildiği halde, çok "keşfel kubur velisi" denilen kabirleri müşahede eden velilerin ifadesine göre, bazı insanların kabre imansız gittiği bilinmektedir. Üstad Hazretleri Meyve Risalesi'nin Dördüncü Meselesinde, “İslam diyarı olan bir yerde kırk vefiyattan bir iki kişinin kazandığını diğerlerinin kaybettiğini" ifade etmektedir. Demek ayet ve hadislerde ifade edilen " Müminlerin cennete gireceği " konusu mutlak ve şartlara bağlıdır.

Şartları yerine getiren kişiler, kabre iman ile giderler. Ama şartları yerine getirmeyen kişiler ise isimleri mümin olsa bile, bu imtihanı kaybedebilirler.

Aynı şekilde Üstad Hazretleri, Risale-i Nurların bu zamanda çok kişinin imanını kurtardığını, iman hakikatlerini mükemmel izah ettiğini, şahs-ı manevî olduğu için cüz'i ve şahsi sevapları çoğalttığını, muhtelif yerlerde ifade etmektedir. Ama bu gibi teşvikler, şartları yerine getiren kişiler için geçerlidir. Yoksa kendine "Ben Nur talebesiyim" diyen herkes, şartlarını yerine getirmediği sürece, Üstadımızın verdiği müjdeli habere muvaffak olamaz.

Birinci Şua'nın Beşinci ve Yirmi Altıncı ayetlerinde bu konuda izahat yapılmıştır. Şöyle ki:

"Beşinci Ayet:"

"Sabri'nin mektubu yolda iken ve gelmeden evvel o mektubun mânevî tesiriyle bu âyeti ve اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا Yani, Ölü olan kimse... âyetiyle beraber düşünürken hatırıma geldi. Risale-i Nur bu derece kuvvetli işaret-i Kur'âniyeye ve şakirtleri bu kadar kıymetli beşaret-i Furkan'iyeye ve aktâbların iltifatına mazhariyetin sırrı ve hikmeti, musibetin azameti ve dehşetidir ki, hiçbir eserin mazhar olmadığı bir kudsî takdir ve tahsin almış."

"Demek ehemmiyet onun fevkalâde büyüklüğünden değil, belki musibetin fevkalâde dehşetine ve tahribatına karşı mücahedesi cüz'î ve az olduğu halde gayet büyük öyle bir ehemmiyet kesb etmiş ki, bu âyette işaret ve beşaret-i Kur'âniyede ifade eder ki, 'Risale-i Nur dairesi içine girenler tehlikede olan imanlarını kurtarıyorlar ve imanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler' diye müjde veriyorlar. Evet, bazı vakit olur ki, bir nefer gördüğü hizmet için bir müşirin fevkıne çıkar, binler derece kıymet alır."
(1)
"Yirmi Altıncı Ayet:"

"Fefil cenneti halidun" ayetinin makam-ı cifrîsi olan 1349 adediyle, 1349 tarihinden beşaretle remzen haber verir. Ve o tarihte bulunan Kur'ân hizmetkârlarından bir taifenin ashab-ı Cennet ve ehl-i saadet olduğunu mânâ-yı işârîsiyle ve tevafuk-u cifrî ile ihbar eder ve bu tarihte Risale-i Nur şakirtleri Kur'ân hesabına fevkalâde hizmetleri ve tenevvürleri ve çok mühim risalelerin telifleri ve başlarına gelen şimdiki musibetin, düşmanları tarafından ihzarâtı tezahür ettiğinden, elbette bu tarihe müteveccih ve işârî, tesellikâr bir beşaret-i Kur'âniye en evvel onlara baktığını gösterir."

"Fefil cenneti halidun" yani, "Cennette sonsuza kadar kalacaklardır." (Hûd Sûresi: 11:108. ) ayetinde şeddeli "nun" , bir "nun" sayılmak cihetiyle "ta" 400, "Ha" 600; 1000 eder. İki "nun" 100; bir "ye " iki " fe" , bir "lam" 200; diğer "lam" 30, ikinci "ya" 10, iki " elif" 2, bir "cim" 3, bir "del" 4, 49 eder ki; yekûnu 1349 eder. (Bu ayetin tarihine bakıldığında Nur talebelerine bakan müjdesi mevcuttur.)"

"Bu müjde-i Kur'âniyenin binden bir veçhi bize teması, bin hazineden ziyade kıymettardır. Bu müjdenin bir müjdecisi bir sene evvel görülmüş bir rüya-yı sadıkadır. Şöyle ki: Isparta'da başımıza gelen bu hadiseden bir ay evvel bir zâta, rüyada ona deniliyor ki, "Resâili'n-Nur şakirtleri imanla kabre girecekler, imansız vefat etmezler." Biz o vakit o rüyaya çok sevindik. Demek o müjde, bu müjde-i Kur'âniyenin bir müjdecisi imiş."
(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, Birinci Şua Beşinci Ayet.

(2) bk. a.g.e, Yirmi Altıncı Ayet

İlave bilgi için tıklayınız:

Cennette ebedi hayat sıkıcı olamaz mı?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 6.936
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

feyyaz
daha çok, nur talebelerinin cennete gitmeleri halinde ne tür bir muameleyle karşılaşacakları üzerinde durmak istemiştim. bu konuda biraz bilgi verirmisiniz. şimdiden ALLAH razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Cemaatin şahsımanevisine dahil olmalarından dolayı, bu şahsımaneviden gelen şereften hissedar olacaklarından, bu şerefin cennetteki meyvesi, ikramı da olacaktır diye ümid ediyoruz... 
Bir de cennetin mertebelerini, apartman katları gibi anlamıyoruz biz, insanların mazhar olacakları özellikler açısından degerlendiriyoruz...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...