"Seyrüsülûk" ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Seyrisüluk; bir yolu takip ederek yürüme. Manevî terakki yolculuğunun usulü. Tarikatta, bir mürşidin murakabesi altında kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesi için yapılan manevi yolculuk. Kurbiyet (yakınlık) ve rıza yolculuğu.
Seyrisüluk, bir terbiye disiplinini ifade eder. Okumadan âlim, gezmeden seyyah olunamadığı gibi, mücadele ve murakabe olmadan da hakikat yolunda ilerlenemez.
Talebelik, ilimde bir seyrisüluktur.
Onun gibi, hakikat yolunda ilmî, fikrî, riyazî bir seyrisüluktan geçen kişi, zamanla mükemmel bir insan olur. Bu seyrisüluk, kişiden kişiye farklılık gösterir. İhlas, takva ve salih ameldeki gücüne göre bazıları kırk günde hakikate ulaşır, bir kısmı ise, kırk yılda. Elindeki demire şekil vermek isteyen birisi, hafif bir ateşte onu yumuşatmaya kalksa, çok uzun süre bekleyecektir. Fakat bir başkası, o demiri altı bin derecelik fırına attığında, hemen ona şekil verir.
Akıl ve kalbin seyrisülukleri çok mühimdir. Bu ikisi birbirine yardımcı olsalar, hakikate çabuk ulaşırlar. Zira tek kanatla uçulmaz; zülcenaheyn, yani çift kanatlı olmak lazımdır.
Seyrisülukun en ileri mertebelerine Habib-i Kibriya Efendimiz (asm) mazhar olmuştur. O’nun mi’racının hakîkatı, “kemâlat mertebelerinde seyr u sülûktan ibarettir”
Bütün evliyaullahın seyrisülukleri, Resulullah (asv)’ın miracının gölgesinde ilerlemektir...
"İKİNCİ VECİH: Sahâbelerin kurbiyet-i İlâhiye noktasındaki makamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez. Çünkü Cenâb-ı Hak bize akrebdir ve her şeyden daha ziyade yakındır; biz ise Ondan nihayetsiz uzağız. Onun kurbiyetini kazanmak iki suretle olur:"
"Birisi: Akrebiyetin inkişafıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar ve nübüvvet veraseti ve sohbeti cihetiyle sahâbeler o sırra mazhardırlar."
"İkinci suret: Bu'diyetimiz noktasında kat-ı merâtip edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki, ekser seyr ü sülûk-u velâyet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu suretle cereyan ediyor."
"İşte, birinci suret sırf vehbîdir, kisbî değil. İncizabdır, cezb-i Rahmânîdir ve mahbubiyettir. Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve gölgesizdir. Diğeri kisbîdir, uzundur, gölgelidir. Acaip harikaları çok ise de, kıymetçe, kurbiyetçe evvelkisine yetişemez."
"Meselâ, nasıl ki dünkü güne bugün yetişmek için iki yol var: Birincisi, zamanın cereyanına tâbi olmayarak, bir kuvvet-i kudsiye ile, fevkazzaman çıkıp, dünü bugün gibi hazır görmektir. İkincisi, bir sene kat-ı mesafe edip, dönüp dolaşıp düne gelmektir. Fakat yine dünü elde tutamıyor; onu bırakıp gidiyor."
"Öyle de, zâhirden hakikate geçmek iki suretledir: Biri, doğrudan doğruya hakikatin incizabına kapılıp, tarikat berzahına girmeden, hakikati ayn-ı zâhir içinde bulmaktır. İkincisi, çok merâtiptenseyr ü sülûk suretiyle geçmektir. Ehl-i velâyet, çendanfenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine Sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü Sahâbelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihâzât-ı kesire ile, ubudiyetin envâına ve şükür ve hamdinaksâmına daha ziyade mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubudiyet-i evliya besâtet peydâ eder."(Yirmi Yedinci Sözün Zeyli)
DÖRDÜNCÜ NOKTA
"Sahabelerden ve Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiînden en yüksek mertebeli velâyet-i kübrâ sahibi olan zatlar, nefs-i Kur'ân'dan bütün letâiflerinin hisselerini aldıklarından ve Kur'ân onlar için hakikî ve kâfi bir mürşid olduğundan gösteriyor ki, her vakit Kur'ân-ı Hakîm, hakikatleri ifade ettiği gibi, velâyet-i kübrâ feyizlerini dahi ehil olanlara ifâza eder."
"Evet, zâhirden hakikate geçmek iki suretledir:"
"Biri: Tarikat berzahına girip, seyr ü sülûk ile kat-ı merâtip ederek hakikate geçmektir. İkinci suret: Doğrudan doğruya, tarikat berzahına uğramadan, lûtf-u İlâhî ile hakikate geçmektir ki, Sahabeye ve Tâbiîne has ve yüksek ve kısa tarik şudur. Demek, hakaik-i Kur'âniyeden tereşşuh eden nurlar ve o nurlara tercümanlık eden Sözler, o hassaya mâlik olabilirler ve mâliktirler."(Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele olan Üçüncü Risale)
"Kalbin seyrüsüluku" tabiri, daha çok, tasavvufi bir metot ve terbiye ile kalbin terbiye ve inkişaf ettirilmesine bakar. Seyrusüluk, tasavvuf büyüklerinin belirlemiş olduğu bir takım usuller ve yollarla uzun ve meşakkatli bir zamandan sonra kalbin olgunlaşıp, Allah’a teveccüh etmesi ve marifet kazanmasıdır. Kalbin velayet kazanıp Allah'a yaklaşmasıdır.
Velayet ve marifetullahı kazanmak ve zahirden hakikate geçmek iki tarz ve iki usul ile oluyor. Biri, akrabiyet, diğeri ise kurbiyettir.
Seyrüsüluku ruhani de aynı kalbin terbiye ve inkişafı gibi bir hedef ve varılacak bir neticedir, yani ruhun terbiye ve inkişafıdır. Burada asıl olan o terbiye ve inkişaf metotlarının nasıl ve ne şekil olacağıdır; kısalık ve uzunluk buradadır. Yani seyrüsuluku kalbi ile ruhani'de esas olan, terbiyenin ve inkişafın nasıl ve ne şekilde olacağıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar