Günahkâr Nur talebesi olabilir mi? Kişi; şehvetine esir olup namahreme levhiyata bakmaktan kendisini almıyorsa ne yapmalı?
- Bu resimlere kendi rızalarıyla malzeme olan kadın suretlerine bakmak neden haram?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nur talebeliği bir mazhâriyettir. Ancak temel bir gaye değildir. Temel gaye, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Diğer taraftan, günahlardan kaçınma sebebimiz de, Nur talebeliğini kaybetme endişesinden ziyâde, Allah'ın rızasını kaybetme endişesi olmalıdır. Günah işleyen bir mü'min, İslam'dan çıkmadığı gibi, Nur talebeliğinden de çıkmaz. Yalnız günahkâr bir mü'min olur.
Nefsin tazyikatından kurtulmak için tesbihatların ve hususen sığınma duaları olan, "Ecirna dualarını" ihmâl etmemek icâb etmektedir. Kader Risalesinde geçen aşağıdaki ifâdeler de yine bizim için bir hayat prensibi olmalıdır.
"Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat seyyiâtta ve tahribâtta eli gayet uzun ve hasenâtta eli gayet kısa cüz-i ihtiyârînâmında bir irâden var. O irâdenin bir eline duâyı ver ki, silsile-i hasenâtın bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel'unenin bir meyvesi olan zakkum-u Cehenneme yetişmesin. Demek, duâ ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dâhi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar..."(Sözler, Yirmi Altıncı Söz)
Risale-i Nur hizmetine devam etmek ve iman kuvvetini ziyadeleştirecek iman hakikatleri ile çokça meşgul olmak, nefse büyük bir darbedir. İnsan hayırlı işler ile çokça meşgul olursa, günahı işlemeye ve düşünmeye fırsat bulamaz. Üstad'ın "Atalet sefahatin hocasıdır" demesi bu manayadır.
Şayet günaha girilmiş ise; çokça tövbe etmeliyiz. Zira tövbe ve iyilikte bulunmak, günahların silgisidir. Seyyienin silgisi; sevap ve pişmanlıktır. Bu da insanı manevî olarak zinde kılar.
Peygamber Efendimiz (asv), şehvetle alakalı günahlardan korunmak için evlenmeyi, şayet evlenme mümkün değilse oruç tutmayı tavsiye ediyor. Şehvetin yakıtı çok yemektir, düşmanı ise açlıktır.
Şehvetin esiri olmamak için, lüzumsuz yere çarşı ve pazarlarda dolaşmamalı, açık neşriyatlara kesinlikle bakmamalıdır.
İnsanda iman ve nasihati dinlemeyen en mühim kuvvelerden birisi şehvettir. Bu manaya işaret için “Şehvetin kulağı yoktur" denilmiş olabilir. Yani bu söz çok mühim bir hakikate işaret ediyor. Günahta insanın rızası önemli değildir. Zira bize verilen bu vücut emanettir. Emanet de ancak sahibinin rızası dâhilinde kullanılabilir. Emaneti sahibinin razı olmadığı yerlerde kullanmak, emanete hıyanettir. Bu yüzden, kimse vücut benimdir, dilediğim yerde kullanırım diyemez, demeye hakkı yoktur. Üstat bu manayı şöyle tasvir ediyor:
"Hem insanın vücudu ve cesedi bile onun değildir. Çünkü kendisinin eser-i san'atı değildir. O vücudu yolda bulmuş, lakîta olarak temellük de etmiş değildir. Kıymeti olmayan şeylerden olduğu için, yere atılmış da insan almış değildir. Ancak, o vücut, hâvi olduğu garib san'at, acip nakışların şehadetiyle, bir Sâni-i Hakîmin dest-i kudretinden çıkmış kıymettar bir hane olup, insan o hanede emaneten oturur. O vücutta yapılan binlerce tasarrufattan, ancak bir tane insana aittir..."(Mesnevî-i Nuriye, Katre)
Kadın, suretini kendi isteyerek ilan ediyorsa, bakanlar üzerinde hak sahibi olamaz. Burada bakan kişi sadece haram olan bakmak noktasından mükelleftir. Ama bakılmasından rahatsız olan iffetli bir kadına nazar etmek de kul hakkı olur. Zira kadın istemediği halde, kişi zorla gözleri ile taciz ediyor; bu yüzden kadına bir kul hakkı doğuyor.
“Ben kendime mâlik değilim. Ancak mâlikim kâinatın mâlikidir.” (Mesnevi-i Nuriye)
Üstad Hazretleri’nin otuz sene tahsilinde öğrendiğini ifade ettiği dört kelamdan birisi de, “Ben kendime malik değilim” ibaresidir.
Bu sözü, “Ben bedenimin maliki değilim” ve “Ben ruhumun maliki değilim” diye ikiye ayırabiliriz. Bunların her ikisi de bize emaneten verilmiş oluyorlar.
O halde, bu kelamı “Ben bu iki emaneti de dilediğim gibi kullanamam” şeklinde değerlendirmemiz gerekiyor.
Meselâ, gözümle her istediğim şeye bakamam, çünkü ben gözüme malik değilim. Kulağımla istediğim her sözü dinleyemem, mideme her gıdayı gönderemem, ayaklarımı her menzilde gezdiremem.
Öte yandan, bu ruh ve ona takılı akıl, kalp, hafıza, hayal ve bütün his dünyam da bana emanet verilmiş ve ben bunları da dilediğim gibi kullanamam.
“Akıl benim değil mi, istediğim şeye yorabilirim” diyemem.
“Hafıza benim değil mi, ona dilediğim her şeyi doldururum” diyemem.
“Sevgi hissi benim değil mi, istediğim şeyi severim, hayal benim değil mi, onu keyfimce dolandırabilirim” de diyemem.
İşte Üstad Hazretleri, “Ben kendime malik değilim.” kelamını öğrendim derken, “Bütün bu maddî ve manevî cihazlarımı, gerçek sahibi ve yaratıcısı olan Allah’ın rızası istikametinde kullanmayı öğrendim ve öylece kullandım” demek istiyor. Bunları yazmakla da bize aynı mesajı veriyor.
“Ruhunuz da, bedeniniz de size emanettir. Onları doğru yahut yanlış kullanmaktan imtihan oluyorsunuz. Dikkatli olun ve bu emanetlere hıyanet etmeyin. Emanetleri hakiki sahibinin emir ve yasaklarını göz önüne alarak kullanın” diyor.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Çok teşekkür ederim editörlerimiz, Allah razı olsun sizlerden, muvaffakiyetinizin devamını Cenabı Haktan diliyorum. Sevgi ve dualarımla