Üstad Hazretlerinin nefsine dönük "Ey mağrur nefsim!" ve benzeri ağır ifadeleri kullanmasının hikmeti nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız, yazdığı hakikatleri evvela ve bizzat kendi nefsine hitaben yazdığını ifade etmektedir. On Altıncı Mektup'ta geçen şu ifadelere bakalım:

"Yazdığım hakaik-i imaniyeyi doğrudan doğruya nefsime hitap etmişim. Herkesi davet etmiyorum. Belki ruhları muhtaç ve kalbleri yaralı olanlar, o edviye-i Kur’âniyeyi arayıp buluyorlar."(1)

Ayrıca Risale-i Nur Külliyatı'nın birinci kitabı olan Sözler adlı risalenin en başında da aşağıdaki ifadeleri kullanır. Bu ifadeler Nur Külliyatı'nın yazılış felsefesini ortaya koymaktadır.

"Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyeciklerle bir kaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin."(2)

Yukarıdaki cümlelerde geçen; "nefsimle beraber dinle, nefsimi herkesten ziyade muhtaç görüyorum, nefsime demiştim, nefsime diyeceğim" ifadeleri hem risalelerden istifade etmenin yollarını gösterirken, diğer yandan da risalelerin yazılış felsefesini de ortaya koymaktadır.

Keza, Kastamonu Lahikası'nda, Risalelerin müessir olmasının nedeni olarak da bu eserlerin evvela müellifin nefsine hitap etmesi gösterilmektedir. Şöyle ki:

"Hem Risaletü’n-Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı mânevî-i dalâlet karşısında tek başıyla galibâne mukabele eder."(3)

Üstad Hazretleri Rabbine karşı kulluk vazifeleriyle, yüklendiği iman hizmetinin icablarını en mükemmel bir şekilde dengelemiştir.

"Madem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım." (Sözler, Yirmi Birinci Söz)

Vazife noktasında kaleme aldığı ve umumun istifadesine sunduğu Nur Külliyatında, büyük bir mürşit, eşsiz bir mütefekkir olma vasıfları hemen nazara çarpmakla birlikte, nefis terbiyesiyle alâkalı konularda kendisini “herkesten ziyade nasihate muhtaç” görür. Bu sadece bir tevazu değildir. Üstad Hazretleri dile getirdiği bu mânaları iç âleminde tekemmül ettirerek nefsini terakki yolculuğunda ilerletirken, bunları kaleme almakla da okuyucularına ehemmiyetli bir ders vermektedir. Yani, bunları düşünürken kendi nefsini, yazarken kendi nefsiyle birlikte diğer nefisleri de muhatap almıştır. Eğer, bu mânaları sadece kendi nefsine ders verseydi, yazmasına gerek kalmazdı.

Bu noktada Allah Resulü'nün şu hadis-i şerifleri çok dikkat çekicidir:

“İçinizde Allah’ı en çok seven benim. Ve O’ndan en çok korkan da benim.” (Buhârî, Îmân 13)

Bu hadis-i şerifte kullukla vazife dengesinin en ileri seviyede kurulduğunu görüyoruz. Bütün enbiyanın serveri, bütün evliyanın sultanı olması, bütün kâinatın onun nurundan yaratılmış bulunması, kendisinin Allah’tan korkma noktasındaki o en ileri derecesine hiçbir noksanlık getirmemiştir.

Peygamber varisi olan bütün büyük zatlarda olduğu gibi, Üstat Hazretlerinde de bu ruhun her zaman hâkim olduğunu görüyoruz.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Altıncı Mektup

(2) bk. Sözler, Birinci Söz'den önce

(3) bk. Kastamonu Lahikası, (5. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sonsuznur
Allah razi olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...