"Köy kadınları gibi kendi nafakasını kendi çalışmasıyla kazanmak, on defa daha kolaydır." İfadesinden; kadının çalışıp çalışmaması hususunda buradan bir hüküm çıkarılabilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kadının çalışmasını engelleyen her hangi bir yasak bilmiyoruz.

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, dinimizin kadınlara taalluk eden vazife, mes’uliyet ve hürriyet ile alakalı hükümlerinden farklı bir şey söylemesi mümkün değildir.

Dinimiz; kadınların kendilerine terettüb eden aslî vazifelerini ihmal etmemek kaydıyla, helal dairesinde, onların eğitimlerine, öğrenimlerine, meslek sahibi olmalarına, ticaret yapmalarına ve buna mümasil faaliyet ve çalışmalarına bir kayıt koymamıştır. Resul-ü Kibriya (asm)'dan başlamak üzere, dinimizin hakkıyla yaşandığı dönemlerde, kadınlarla alakalı faaliyet ve çalışmaların olduğunu öğrenmekteyiz.

Üstad Hazretleri kadınları nazik, latif, terbiyede temel unsur, yüksek ruhlu, şefkat abidesi ve kahramanları olarak görmektedir. Bu vasıflarla takdir ettiği hanımların, bu asrın art niyetli insanları tarafından hak etmedikleri ve layık olmadıkları şekillerde kullanılmalarından ciddi manada üzüntü duymuştur.

Kadının çalışma mecburiyeti varsa, çalışma şartlarında, İslam’ın koyduğu esaslara ve ölçülere göre hareket etmek iktiza eder. Erkek ile kadının aynı çalışma şartlarında tesettüre riayet etmeden bir arada bulunmaları İslam’a ve fıtrata zıttır. Şayet kadın çalışmaya mecbur ise, yani nafakasını temin edecek kimsesi yok ise, tesettüre ve İslam’ın edebine riayet etmek kaydı ile çalışabilir, bunun bir mahsuru yoktur. Bir kadın, bu kaidelere uymazsa haram işlemiş olur.

Bir kadının iş yerinde çalışması için belli başlı şartlardan biri, tesettürüne mani olunmaması, vakar ve ciddiyeti hafife alınmamasıdır. Aynı zamanda bu iş yerinde başka insanlar da bulunması ve kadın tek erkekle baş başa kalmamasıdır. Zira bir kadın bir erkekle baş başa kalırsa üçüncülerinin şeytan olacağını Peygamber Efendimiz (asv) bildirmiştir. Hem böyle bir yalnızlıkta halvet vaki olduğundan, erkeğe mehr-i misil gibi maddî ceza, kadına da tâzir gibi dinî ceza terettüb eder.

Demek oluyor ki, çalışmak mecburiyetinde kalan kadın, tesettürüne, iffet ve vakarına halel gelmeyen ciddi bir iş yerinde çalışabilir. Çevredeki yabancı erkeklere bu tesettür ve vakar içinde ciddi şekilde muhatap olabilir. Bu şartların yok olduğu yerde kadının çalışma şartı da yok demektir.

Bir kadının yabancı bir erkeğin evinde veya iş yerinde çalışması İslâm'ın emrettiği şekilde olursa, yani birkaç kadın ile birlikte veya açık bir yerde çalışırsa bunda beis yoktur. Ama, kapalı bir yerde yalnız, yabancı bir kimse ile birlikte kalacak olursa, halvet olduğundan haramdır.(1)

Zaten çalışıp kazanma mecburiyeti erkek içindir. Kadın evinde oturur, çoluk çocuğuna bakar. Erkek ise dışarıda çalışıp çabalayarak kadının ihtiyaçlarını karşılamak mecburiyetinde kalır. Bizim sözünü ettiğimiz şartlar, herhalde böyle hâmisi olmayan ihtiyaç içinde çırpınan kadınlar içindir. Kocası izin vermeyen kadın zaten çalışma hakkına da sahip sayılmaz. Kocasının kazancıyla idare etmesi şart olur yahut beyinin izni gerekir.

Hanımlara; kendilerini layık olmadığı tarzda kullanmak isteyen insanlara ve cereyanlara karşı nasıl davranacaklarıyla alakalı şu tavsiyelerde bulunmuştur: Kendilerini muhafaza etmelerini, hak ve hukuklarını koruyarak alet olmamalarını, icabında kendi hayatlarını kendileri kazanıp, naehil ve liyakatsiz erkeklerin tasarrufu altına girmemelerini, sabır, metanet, feragat ve fedakârlıkta bulunarak, kendilerini ucuza satmamalarını, izzetleri ve şerefleriyle yaşamalarını tavsiye etmektedir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, hanımların en güzel tahassüngahlarının evleri olduğunu, eğlencesinin ise çocukları ve evlatları olduğunu, asrın tehlikelerine karşı sabır ve metanetle kararlılık göstermelerini ifade etmektedir.

İslâm'a göre, kadın ev içinde ve dışında çalışabilir; ailesinin ihtiyaçlarını temin etme hususunda kocasına yardımcı olabilir. Şartlara ve ihtiyaçlara göre aile hayatında eşlerin rollerinin değişmesi de mümkündür. Mühim olan hayatın huzur ve nizam içinde geçmesi, ihtiyaçların karşılanmasında fertlerin imkân ve kabiliyetlerine uygun mükellefiyetleri dengeli şekilde üstlenmeleridir. Bazı kaynaklarda yer alan Hz. Peygamber (asv)'in, evin iç işlerini kızı Hz. Fatıma (r.anha)'ya, dış işlerini ise damadı Hz. Ali (ra)'ye yüklemiş olması Müslümanlar için bir aile modeli teşekkül ettirme gayesine matuf bağlayıcı bir kaide değil; ihtiyaç, örf ve adete dayalı bir tavsiyedir. (2)

Kadın, malî ve ticarî sahalarda erkeklerle müsavi bir konumda olup, herhangi bir kısıtlamaya maruz değildir. Ticaret ve borçlar hukuku sahasında erkeklerin sahip oldukları bütün hak ve selahiyetlere sahiptir. İslâm dininde erkek – kadın ayrımı yapılmaksızın, çalışıp kazanmak teşvik edilmiştir:

"İnsan için ancak çalıştığı vardır." (Necm, 53/39);

"… Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allâh'ın lütfundan nasibinizi isteyin..." (Nisa 4/32)

"Köy kadınları gibi kendi nafakasını kendi çalışmasıyla kazanmak, on defa daha kolaydır."(3)

Bu ifadeyi “Sorularla İslamiyet” sitesinden aldığımız yukarıdaki fıkhî kaideler ışığında anlamak gerekir. Yoksa bu ifadeye dayanarak yeni bir fıkhî izah ve tevil yapmak sıhhatli olmaz.

Dipnotlar:

(1) bk. İbn Ebî Şeybe, Musannef, X/165, No: 9118; XIII/284, No: 16355; Ömer Nasuhî Bilmen, Hukuk-i İslamiyye, II/484.
(2) bk. el-Fıkıh 'ala'l-Mezahip el-Arbaa, c.3, s.125.
(3) bk. Emirdağ Lahikası-II, 45. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.782
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...