"Erkekler hevâ ve hevesle kadınlaşırsa, kadınlar da nâşizelikle erkekleşir. Bir meclis-i ihvâna güzel bir karı girdikçe riyâ, rekabet, haset damarı intibah eder. Demek, inkişaf-ı nisvandan, medenî beşerde ahlâk-ı seyyie inkişaf eder." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Naşize: Geçimsizlik çıkarma; serkeşlik yapma; kocaya karşı itaatsizlik etme; kadının kocasına karşı buğz edip asî olması gibi mânalara gelen bir İslam hukuk ıstılahı. Arapça bir mastar olup, itaatsiz kadına "nâşize" denir.

Evlilikte eşlerin karşılıklı uyum içinde olması gerekir. Ayet ve hadislerde karşılıklı hak ve vazifeler tayin ve tesbit edilmiştir. Bir ayette meâlen şöyle buyuruluyor:

"Erkeklerin kadınlar üzerinde meşru hakları gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler onlar üzerinde daha üstün bir dereceye sahiptirler."(Bakara Suresi, 2/228)

Şu ayette, eşleri birbirleriyle iyi geçinmeleri istenir:

"... Onlarla iyi geçinin; eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş olur."(Nisâ Suresi, 4/19)

Kadın peşin konuşulan mehrini alıp, kocası onun nafakasını sağladığı müddetce, kocasının meşru emirlerine uymak mecburiyetindedir. Ancak bu itaat kadının, kocasının her türlü emrine uyacağı mânasına gelmez. Kadına, ahlâk ve adâba aykırı veya İslam'ın kendisine tanıdığı hakları ihlâl edici emirler verilirse, onun itaat borcu ortadan kalkar.

Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:

"Allah'a isyan söz konusu olan yerde kula itaat yoktur."(1)

Kadının kocasına karşı itaatsizliği halinde izlenecek yol bir ayette şöyle ifade edilmektedir:

"Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince; önce onlara nasihat edin, vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın; yine fayda sağlamazsa hafifçe dövün."(Nisâ Suresi, 4/34)

Bu ayet kocaya, karısını te’dib hakkı vermektedir. Kocasının meşru isteklerine uymayan ve itaat dışına çıkan kadına kocası önce;

1. İhtar eder, nasihat eder, onu ikna etmeye çalışır, bundan bir netice alınamazsa,

2. Kadını yatağında, yani odasında yalnız bırakır. Bu da bir fayda sağlamazsa,

3. Koca karısını bir çeşit disiplin cezası olarak te’dib edebilecektir. Ancak koca, karısını bedeninde iz bırakmayacak şekilde te’dib edebilir.

“Bir meclis-i ihvâna güzel bir karı girdikçe riyâ, rekabet, hased damarı intibah eder. Demek, inkişaf-ı nisvandan, medenî beşerde ahlâk-ı seyyie inkişaf eder."(2)

Bir meclise güzel bir kadın girse erkeklerde bir gösteriş, bir rekabet, bir kıskançlık damarı uyanır. Bu gibi menfi duyguların hâkim olduğu bir yerde kıskançlık ve rekabet başlar; birlik, dirlik ve samimiyet kalmaz.

İçtimaî hayat da bir kardeşler meclisi gibidir. Kadınlar içtimaî hayatta edebsizce boy gösterir, ahlakî kaideleri ihlal ederlerse, o toplumun maddî ve manevî yapısı bozulmaya başlar.

Tarihin şehadetiyle sabittir ki, düşmana mağlup olmuş nice milletler daha sonra güçlenerek istiklallerini elde edebilmiş, düşmanlarına galip gelebilmiş ve vatanlarını muhafaza etmişlerdir; fakat maneviyattan uzaklaşıp ahlâksızlığa, hayâsızlığa, sefahete, zulme ve adaletsizliğe mahkûm ve mağlup olmuş bir milletin kendini toparlaması ve güçlenmesi mümkün olmamıştır, olamaz da. Mazide edepsizlik ve ahlâksızlık çukuruna düşmüş olan birçok âsi kavimlere Cenâb-ı Hakk’ın vurduğu sille-i te’dib ve ta’zib Kur’an-ı- Kerim’in birçok ayetinde nazara verilmektedir. Bir manevî kanser olan sefahete, çok güçlü kavim ve imparatorlukların kudretleri dahi dayanamamıştır. Bu mikrop bir cemiyete girdi mi, artık onun bünyesini kısa bir zamanda kemirir, güçsüz bırakır ve sonunda çökertir.

Devlet dairelerinde, okullarda, işyerlerinde erkek ile kadın hiçbir ölçü tanımadan iç içe olurlarsa o zaman riyâ, rekabet, hased ve benzeri kötü ahlâklar yeşermeye başlar ve o toplum ciddî mânada tedenni eder.

Tecavüz, kıskançlık cinayetleri, kadının metalaştırılması, ikiyüzlü münasebetlerin çoğalması, kadınların haram nazarlara mahkûm edilmesi, Üstadımız'ın tezini kuvvetlendiriyor. Mesela bir kadına iki erkek talip olursa (ki talip burada iyi niyetle evlenme isteği değil) bu erkekler açısından tam bir felakettir.

Kadın ile erkek arasında fıtrî bir temayül vardır. Bu temayül yüzünden erkek fıtrî olmaktan çıkıp, tamamen gösteriş ve riyakârlık yapma şekline giriyor. Bu da riya, rekabet, hased ve kendini beğenmişlik gibi kötü hallerin erkeğin fıtratına yerleşmesine sebep oluyor. Bu sebeple erkek ile kadının aynı şartlarda tek başlarına bulunması; hem dinen hem ahlâken hem de fıtraten doğru değildir.

Gerek çalışma şartlarında gerekse eğitim ve faaliyetler ifa edilirken, İslam’ın koyduğu esaslara ve ölçülere göre hareket etmek iktiza eder. Erkek ile kadının aynı çalışma şartlarında tesettüre riayet etmeden bulunmaları İslam’a ve fıtrata zıttır. Şayet kadın çalışmaya mecbur ise, yani nafakasını temin edecek kimsesi yok ise, tesettüre ve İslam’ın edebine riayet etmek kaydı ile çalışabilir, bunun bir mahsuru yoktur.

Dipnotlar:

(1) bk. Buharî, Ahkâm, 4; Müslim, İmâre, 39.
(2) bk.
Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 100.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...