"Prens Sabahaddin Bey'in su-i telakki olunan güzel fikri" nedir, konu hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kamu hizmetlerinin tek bir merkezden, merkez hiyerarşisine bağlı organlar eliyle yürütülmesini öngören yönetim biçimine "Merkezden yönetim" adı verilmektedir. "Yerinden yönetim" (ademimerkeziyet) ise, kamu hizmetlerinin yönetiminin, merkezî idareden ayrı, özerk kamu hukuku tüzel kişilerine verilmesidir. Bir ülkenin tamamıyla bir merkezden yönetilmesi mümkün değildir. Bu sebeple devlet sorumluluğu altındaki kamu hizmetlerinin örgütlenmesi, geliştirilmesi ve müessiriyetinin sağlanması için, bu hizmetlerin merkezî yönetim kuruluşlarıyla yerinden yönetim kuruluşları arasında paylaştırılması gerekir.

Sistem üzerindeki kontrolün bir kısmının merkezi yapılardan mahalli yapılara doğru transfer edilmesi demek olan yerelleşme yapısal değişimin nirengi noktasıdır. Ademimerkeziyet ile merkezi otoritenin sadece denetim gücü değil, bölgesel kaynakları harekete geçirecek olan finansal sorumlulukları da devredilmelidir. Burada temel amaç merkezi yönetimin yapısı gereği ortaya çıkan kamu hizmet açıklarına meydan vermemek ve halka daha iyi hizmet edebilmektir. Çünkü nihayette devlet müesseseleri halkın hizmeti için kurulmuş yapılardır.

Dünyada gelişmiş ve ileri konumda olan devletlerin yönetim yapıları incelendiğinde, halkın yönetimde daha çok söz sahibi olduğu, yetkilerin merkez yerine ağırlıklı olarak yerel yönetimlerde toplandığı görülmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ile milli iradenin vitrin malzemesi mesabesinde tutulmak istendiği ülkelerde ise, çeşitli nedenlerle yetkiler merkeziyetçi bir anlayışla kullanılmakta, halkın katılımı ve yönetimde söz sahibi olmasına izin verilmemektedir. Ancak ekonomik ve sosyal yapıdaki hızlı değişmeler, artan hizmet çeşitliliği tüm kamu hizmetlerinin tek merkezden yönetimini imkansızlaştırmakta ve ademimerkeziyeti mecburi hale getirmektedir.

Gelelim Üstad Said Nursi’nin Prens Sabahattin’e yazdığı mektuba. Hakikat o ki Üstad Said Nursi Osmanlı Devleti’nin çözülüş döneminde, çözülüşe yardım edecek yeni delikler açmak değil, -tabiri caiz ise- var olan kapı ve pencereleri de kapatma şeklinde bir tutum içinde olmuştur. Bu hususta Prens Sabahattin’e yazdığı “Prens Sabahattin Bey’in Su-i Telakki Olunan Güzel Fikrine Cevap” başlıklı mektupta, hem onun fikirlerinin yanlış anlaşılmasını ifade ile fikrin güzelliğini, hem de bu babda o gün atılacak adımların muhtemel zararlarını ortaya koyarak, zamansızlığına dikkati çekmiştir.

Konunun daha iyi anlaşılması için burada biraz detay vermek icabedecek. Üstad aktardığınız cümleden önceki ifadesinde;

“Efrad mabeyninde muhabbet-i milli, zerrat mabeynindeki cazibe-i cüz’iyeleri gibi, bir muhassal teşkil ile cihet-ül vahdetimiz olan usul-ü merkeziyeyi intaç edeceğinden, ittihad ve muhabbet-i milli revabını tahkim eylemekle zülal-i medeniyet o mecarada seyelan ederek şu anasır-ı muhtelifeyi bir seviyeye getirdiğinden; aheng-i terakki hoş bir nağme ile ecnebilerin simah-ı hassasında tenninendaz edecektir.”

demektedir. Sonraki ifadeleri ise;

“Ta ki makine-i terakkiyatı medeniyyenin buharı hükmünde olan müsabakayı intaç edecek hissi rekabet peyda olabilsin. Yoksa bu revabıt ve macerayı fekk edecek Adem-i Merkeziyet fikri veyahut onun ammizadesi unsura mahsus siyasi kulupler -zaten merkezden nefret var- istibdat ciheti ile ve şiddeti ihtilaf-ı unsur ve mezhep sebebiyle birden bire kuvve-i aniyilmerkeziyeye inkılap edeceğinden, tevsi-i mezuniyet kabına vahşetin galeyanıyla sığmayacağından; Osmanlılık ve meşrutiyet perdesini birden feveran ile yırtacak bir muhtariyete; Ve sonra istiklaliyete; ve sonra tevaif-i mülûk suretini giydiğinden, hissi rekabet daiyesiyle vahşetin ve ademi müsavatın mahsulü olan fikri istila yardımıyla bir mücadele-i keşmekeşi intaç edeceğinden, öyle bir zenbi azim olur ki; hürriyetteki hasene-i uzmaya, menafi-i umumi mizanıyla tartılsa muvazi belki ağır gelecektir.”(1)

Şu ifadelerden Üstad’ın “Eyalet yapılanmasını” işaret, tavsiye veya kastettiğini çıkarmak yukarıda söylediğim vahdeti vücut kavramına verilen manalar arasındaki kadar zıtlık ihtiva etmektedir. Zorbalığın ördüğü duvarların arkasında kalan Osmanlıca’yı bilemeyen ve naklettiğim paragrafları anlamada sıkıntı yaşayanlar için bu iki ifadenin özeti şudur;

“Fertler arasındaki milli muhabbet, atomlar arasındaki çekim-cazibe gibi birliğimizi netice verecek, birlik ve muhabbetimizin bağlarını güçlendirerek medeniyet suyu o mecrada akmakla muhtelif unsurları bir seviyeye getirerek gelişmenin ahengini ecnebilerin kulaklarında çınlatacaktır.”

Üstad devamla Osmanlı Devletinde yaşayan tüm milletlerin kendi kimliklerini, örf ve âdetlerini koruyarak bu birliktelik içinde rekabetle terakkiye katkı sağlaması gerektiğini, aksi halde bu bağları koparacak ve aynı mecrada akmayı engelleyecek ademi merkeziyet fikri veya onun amca oğlu olan ırk temelli siyasi kulüplerin -merkezi yönetimin baskıcılığı, ırk ve mezhepler arasındaki zıtlaşma sebebiyle- merkezden kaçma eğilimini güçlendirip, oradan yetki genişliği kabını taşırıp önce muhtariyete daha sonrada bağımsızlığa doğru bir mücadele keşmekeşini netice vereceğini hatırlatmakta; mektubun son paragrafında ise Avrupa’daki devletlerde görülen ademimerkeziyetçi uygulamaların şimdilik bize örnek teşkil edemeyeceğini şu ifadelerle anlatmaktadır;

“Seviye-i irfanı bir mütemeddin devlet, Alman gibi libas-ı siyaseti kamet-i isti’dadımıza ya kısa veya uzun olacaktır. Zira seviyemiz bir değildir. Tıbbın eski bir düsturudur ki; 'Her illet zıdd-ı tabiatıyla tedavi olunur' Binaenalyh, mizac-ı ittihad-ı millete arız, semum-u istibdat ile merkeziyet fikriyle veyahud onun kardeşi oğlu gayr-ı mahlut siyasi kulüpler siyasetine yardım ve önüne menfezler, kapılar açmak, muhalif-i kaide-i hikmet ve tıp olduğundan, bir dehayı mücssemin ki; fatihay-ı zaferi istihsal, hasene-yi uzmayı hürriyet ve ittihad-ı milli iken; böyle bir iftirakın zenb-i azmiyle hatime çekmek, on üç asır evvel ölmüş asabiyet-i cahiliyeyi ihya ile fitneyi ikaz etmek; ve Asya’nın mahall-i saadetimiz olan sema-yı müstakbeldeki cinanı cehenneme döndürmek, hamiyet ve uluvv-u cenablarına yakıştıramıyorum. Onun te’vili güzel, fikren taakkul edebiliriz. Amma isti’dadımızla amelen tatbik edemeyiz. Tatbikine çok zaman lazım. Biz ki, ekseriz, mavahhidiz. Tevhidle mükellef olduğumuz gibi, ittihadı tesis edecek muhabbet-i milliye ile de muvazzafız. Eğer unsur lazım ise, unsur için bize İslamiyet kafidir."(2)

Bu ifadelerden de açıkça anlaşılan, Üstad Said Nursi “Her hastalığın tabiatının zıddıyla tedavi edilmesi” misaliyle, ayrılığı netice verecek ve gelecekteki cennetimizi cehenneme çevirecek ayrılıkçı veya ayrılığa yol açıcı hareketlerden sakınmak gerektiğini, muhabbete ve birliğe ağırlık verilerek İslam’ın ortadan kaldırdığı ırkçılık hastalığına yakalanmamak gerektiğini, illa da unsur aranıyorsa İslamiyet’in kafi ve vafi olduğunu tavsiye ile ademimerkeziyet için zamana ihtiyaç olduğunu söylemektedir.

Şimdi bu mektuptaki ifadelerden eyalet tavsiyesi çıkarılabilir mi, sormak lazım. Ben Muhterem Badıllı’nın anladığı gibi anlamıyorum. Kürtlerin demokratik hakları konusunun idari yapılanmada eyalet sistemi ile çözüleceğine değil, bozulacağına inanıyorum. Üstad'ın “Asya’nın mahall-i saadetimiz olan sema-yı müstakbeldeki cinanı cehenneme döndürmek” dediği kapıya çıkacağını düşünüyorum. Bu meselelerin tartışıldığı dönemde Osmanlı Devletinin eyalet sistemi ile yönetildiğini Muhterem Badıllı da biliyordur. Yani "o zaman eyalet sistemi yoktu da problem çıktı, eyalet sistemi gelince mesele hallolur" diyemeyiz. O halde ademimerkeziyet kavramının içini biraz açmak gerekecek.

Üstad'ın bu meseledeki değerlendirmesini anlamak için o dönemdeki siyasi arka planı iyi bilmek gerekir. Üstad Said Nursi Devlet-i Aliye’nin çözülüş döneminde Jön Türklerin 1902 Paris Kongresindeki ayrışmasında merkeziyetçiliği savunan İttihat ve Terakki hareketi yerine temel hak ve hürriyetlere önem veren Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Cemiyetini tercih etmiş ve “Ahrarlar” diye bu hareketi desteklemiştir. Bu hareket ki meş’um 31 Mart vak’ası arkasından kapatılmış, 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası olarak tekrar kurulmuş, istibdad döneminin hitamında Demokrat Parti olarak beyaz ihtilal olarak anılan milli iradenin zaferine imza atmıştır. Tüm bu hareketlerin programları incelendiğinde temel hak ve hürriyetlere yapılan vurgu dikkati çeker.

Mesela; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programında “İdari ademimerkeziyet esası kabul edilecektir (Madde: 14)” ifadesi manidardır. Programların açılımı önemli olmakla birlikte ayrı bir bahistir. Bizi şu an ilgilendiren ademimerkeziyet kavramına geri dönecek olursak, bu kavramın iki türlü anlaşılış ve uygulanış şekli olduğu görülür. Birincisi "siyasi ademimerkeziyet"tir. Bu kavram ucu federalizm ve bağımsızlığa kadar giden uygulamaların çıkış kapısıdır ve yapılanması ve müesseselerinin teşkili de ona göre olur.

Nitekim Osmanlı Eyalet sisteminde "salyaneli" olarak isimlendirilen bu eyaletler parçalanmada başı çekmişlerdir. Salyanesiz olan diğer eyaletlerden ise ancak Anadolu ve civarı parçalanmaya dayanabilmiştir. Oralarda da ne gibi oyunların döndürüldüğünü biliyoruz.

Diğer ademimerkeziyet türü ise "idari ademimerkeziyet"tir. İdari ademimerkeziyet üniter yapı içinde tesis olunabilir. Hele hele zaten kendisi bir eyalet kadar kalmış olan Türkiye’de eyalet mantığının oturacağı bir zemin yoktur. İdari ademimerkeziyetle merkeziyetçi yapılanmanın zararları ve eksiklikleri bertaraf edilebilir. Bunun basitçe manası, kamu hizmetleri yetki genişliği kaidesine göre halk iradesi ile seçilen mahalli idareler eliyle yürütülür, merkezi yapı temel vazifelerine döner. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, mevcut merkezi vesayet altındaki mahalli idare anlayışının terk edilmesi gerektiğidir. İdari yapılanmasını Bonapart Fransa’sına göre dizayn eden Türkiye orada ne olup bittiğine tekrar bakmalıdır. Avrupa’daki en merkeziyetçi devletlerden Fransa idari ademimerkeziyeti üniter yapı içinde kurgulamayı Mitterant zamanında tamamladı.

Belki burada şu merak edilebilir: Bu iş Kürtlerin temel hak ve hürriyetlerine ne katkı sağlayacak? İstenildiği takdirde ayrılık dışında tüm hakları sağlayabilir. Ne diline, ne kültürünü geliştirmesine, ne de eğitim ve yayın hakkına hiçbir zarar vermez.

Ek bilgi için tıklayınız:

ASIRLIK TARTIŞMA: MERKEZİYET VE ADEM-İ MERKEZİYET

Dipnotlar:

(1) bk. Şahiner N., Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Nesil Yay. İstanbul 2011, s. 98.
(2) bk. Asar-ı Bediyye, Nutuklar, Nutuk-2, İttihat Yay. İstanbul 2002, s. 538.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...