"Risale-i Nur mesleği, sahabe mesleğinin bir cilvesidir." Böyle midir; konu hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"BİRİNCİ MAKAM: Dakik bir sırr-ı velâyetin beyanıyla sual halledilir. Şöyle ki:"

"Sahabelerin velâyeti, velâyet-i kübrâ denilen, veraset-i Nübüvvetten gelen, berzah tarikine uğramayarak, doğrudan doğruya zâhirden hakikate geçip, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan bir velâyettir ki, o velâyet yolu, gayet kısa olduğu halde, gayet yüksektir. Harikaları az, fakat meziyâtı çoktur. Keşif ve keramet onda az görünür."

"Sahabeler ise, sohbet-i nübüvvetin in'ikâsıyla ve incizâbıyla ve iksiriyle, tarikatteki seyr ü sülûk daire-i azîminin tayyına mecbur değildirler. Bir kademde ve bir sohbette, zâhirden hakikate geçebilirler. Meselâ, nasıl ki dün geceki Leyle-i Kadre ulaşmak için iki yol var:"

"Biri, bir sene gezip dolaşıp tâ o geceye gelmektir. Bu kurbiyeti kazanmak için bir sene mesafeyi tayyetmek lâzım gelir. Şu ise, ehl-i sülûkün mesleğidir ki, ehl-i tarikatin çoğu bununla gider."

"İkincisi, zamanla mukayyet olan cism-i maddî gılâfından sıyrılıp tecerrüdle ruhen yükselip, dün geceki Leyle-i Kadri öbür gün leyle-i îd ile beraber, bugünkü gibi hazır görmektir. Çünkü ruh zamanla mukayyet değil. Hissiyat-ı insaniye ruh derecesine çıktığı vakit, o hazır zaman genişlenir; başkalarına nisbeten mazi ve müstakbel olan vakitler, ona nisbeten hazır hükmündedir. İşte bu temsile göre, dün geceki Leyle-i Kadre geçmek için, mertebe-i ruha çıkıp maziyi hazır derecesinde görmektir."

"Şu sırr-ı gamızın esası, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafıdır. Meselâ, güneş bize yakındır; çünkü ziyası, harareti ve misali aynamızda ve elimizdedir. Fakat biz ondan uzağız."

"Eğer biz nuraniyet noktasında onun akrebiyetini hissetsek, aynamızdaki misalî olan timsaline münasebetimizi anlasak, o vasıtayla onu tanısak; ziyası, harareti, heyeti ne olduğunu bilsek, onun akrebiyeti bize inkişaf eder ve yakınımızda onu tanıyıp münasebettar oluruz."

"Eğer biz bu'diyetimiz nokta-i nazarından ona yakınlaşmak ve tanımak istesek, pek çok seyr-i fikrîye ve sülûk-u aklîye mecbur oluruz ki, kavânin-i fenniye ile fikren semâvâta çıkıp semâdaki güneşi tasavvur ederek, sonra mahiyetindeki ziya ve harareti ve ziyasındaki elvân-ı seb'ayı uzun uzadıya tetkikat-ı fenniye ile anladıktan sonra, birinci adamın kendi aynasında az bir tefekkürle elde ettiği kurbiyet-i mâneviyeyi ancak elde edebiliriz."

"İşte şu temsil gibi, nübüvvet ve veraset-i nübüvvetteki velâyet, sırr-ı akrebiyetin inkişafına bakar. Velâyet-i saire ise, ekseri kurbiyet esası üzerine gider, birçok merâtipte seyr ü sülûke mecbur olur."(1)

Sahabe mesleği anlaşılırsa, onun cilvesi olan Risale-i Nur mesleği de anlaşılmış olur. Bu sebepten dolayı Risale-i Nur'dan, yukarıda, sahabe mesleğini tarif eden alıntılar yaptık. Yani Risale-i Nur da tıpkı sahabe mesleği gibi tarikat berzahına, yani riyazet ve çile gibi uzun ve meşakketli bir manevi yolculuğa girmeden, direkt olarak zamansız ve zahmetsiz hakikatleri ders veriyor. Tarikat ehlinin kırk yılda elde ettiği velayet ve hakikati, Risale-i Nur istidadı olana, bazen kırk gün, bazen kırk dakikada veriyor. Bu da Allah’ın, bu dehşetli ve sıkıntılı zamanında kullarına bir lütfu, bir inayetidir.

Zira bu zaman insanlarının eski zamandaki gibi, tarikat tarzı ile hakikatlere ulaşacak, ne vakti, ne de şartları vardır. Onun için Allah, bir lütuf ve inayet eseri olarak, vehbi bir tarzda Said Nursi Hazretlerine bu yolu bahşetmiştir. Tıpkı sahabelerin bir anda, bir sohbeti Nebeviyeye mazhariyet ile en yüksek makamlara çıkması gibi, bunun bir cilvesini de bu zamanda Risale-i Nura bahşetmiştir. Bunun bir hikmeti de zaman ve şartların çok ağırlaşmasıdır.

Nasıl tehlike içinde nöbet tutan bir askerin sevabı ile rahat ve tehlikesiz bir yerde nöbet tutan bir askerin sevabı bir olmaz. Bunun gibi, günümüz şartları, dini yaşamak ve manevi olgunluğa erişmek açısından çok zorlaştığı için, az bir gayret çok hükmüne geçiyor. Bu zamanda az bir mücadele eskilerdeki uzun ve meşakkatli mücadeleye denk geliyor.

Bununla beraber, sahabelerin asıl gayesi İ'layı kelimetullah idi. Risale-i Nurların ve Nur talebelerinin de asıl gayesi ve vazifesinin bu olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bir çok yönden Nur Risaleleri ve onun müntesipleri sahabe efendilerimizin yapmış oldukları kudsi hizmetin bir devamı niteliğinde, hulusiyetle bu işi yaptıklarına şüphe bulunmamaktadır. Ve onların icra ettikleri İman ve Kur'an mesleğini bu ahir zamanın, zor şartlarında bu eserler fevkalade bir muvaffakiyetle, düşmanlarını izni ilahi ile galebe etmiştir. Sahabe efendilerimiz kısa zaman zarfında, yirmi-otuz yılda İslamiyet'i dünyanın her tarafına götürme ve ulaştırma şerefine nail olmuşlardır.

İşte onların torunları hükmünde olan Nur talebeleri de Kur'an ve sünnetle yoğrulmuş bu eserleri, kısa zaman zarfında, dünyanın her tarafına ulaştırarak, tam olarak hayrul halef olduklarını göstermişlerdir. Malum olduğu üzere, bu Nur Risaleleri, şu an itibariyle ellinin üzerinde dünya dilllerine çevrilerek Kur'an ve hadislerden sonra en çok okunan kitaplar sırasına geçmişlerdir.

(1) bk. Mektubat, On Beşinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

Asrı Saadette sahabede gözüken velayeti Kübra mesleğine R.Nur hizmeti hangi cihetlerden ayinedarlık gösteriyor

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

“Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.” Beşinci Mektup

Sahabeler kısa bir zamanda bazen bir dakika sohbet-i nebevinin tesiri ile velayet-i kübra makamına çıkabiliyorlarken Risale-i Nurun kuvvetli iman dersleri de benzer bir şekilde istidadı olan birisine kırk dakikada aynı manevi makamı kazandırabiliyor.

“Sahabelerin velâyeti, velâyet-i kübrâ denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarikine uğramayarak, doğrudan doğruya zâhirden hakikate geçip akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan bir velâyettir ki, o velâyet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Harikaları az, fakat meziyâtı çoktur. Keşif ve keramet onda az görünür.” Onbeşinci Mektub

Sahabede ezvak, keşif ve keramet nevinden harikulade haller çok az tezahür ederdi benzer bir durum Risale-i Nur talebelerinde de caridir. Zira velayet-i kübra mesleğinde ezvak ve keramet değil hakikat ve akrebiyet esastır.

“Sahabeler ise, sohbet-i nübüvvetin in’ikâsıyla ve incizâbıyla ve iksiriyle, tarikattaki seyr ü sülûk daire-i azîminin tayyına mecbur değildirler. Bir kademde ve bir sohbette, zâhirden hakikate geçebilirler.” Onbeşinci Mektub

Sahabeler uzun ve meşakkatli bir yol katederek hakikate ulaşmaya mecbur olmadıkları gibi bu asırda Nur şakirtleri de benzer bir şekilde tarikat berzahına girmeden kısa bir sürede hakikate ulaşabiliyorlar.

"Sahâbelerin kurbiyet-i İlâhiye noktasındaki ma­kamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez. Çünki Cenâb-ı Hakk bize akrebdir ve her şeyden daha ziyâde yakındır. Biz ise ondan nihâyetsiz uzağız. Onun kurbiyetini kazanmak, iki sûretle olur. Birisi, akrebiyetin inkişâfıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar. Ve nübüvvet verâseti ve sohbeti cihetiyle Sahâbeler o sırra mazhardırlar.

İkinci sûret, bu‘diyetimiz(uzaklığımız) noktasında kat‘-ı merâtib(mertebeleri geçip) edip, bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki, ekser seyr-i sülûk-u velâyet ona göre, seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu sûretle cereyân ediyor.

İşte birinci sûret, sırf vehbîdir, kesbî değil; incizâbdır, cezb-i Rahmânîdir ve mahbûbiyettir. Yol kısadır, fakat çok metîn ve çok yüksek­tir ve çok hâlistir ve gölgesizdir. Diğeri kesbîdir, uzundur, gölgelidir. Acâib ve hârikaları çok ise de, kıymetçe, kurbiyetçe ev­velkisine yetişemez." Yirmi Yedinci Söz

Sahabenin bu yüksek hususiyetlerine bu zamanda Risale-i Nur ve talebeleri ayinedarlık ediyor.

Akrebiyet Allah’ın kula olan yakınlığını ve bu yakınlığın kulda bir anda ve birden inkişaf etmesini ifade ederken kurbiyet ise kulun Allah’a yaklaşma çabasıdır ki bu yol çok uzun ve meşakkatli bir yoldur. Yani kul, riyazet, uzlet, halvet, çile gibi şeylerle Allah'a yakınlaşmaya çalışır. Yetmiş bin perde tabir edilen her bir perdeyi geçerek kurbiyete müşerref olur. Tasavvuf yoluyla gidilen velayetlerin çoğunda kurbiyet vardır.

"Onlardan önce o yurda (Medîne’ye) yerleşmiş ve (samîmâne) îmâna sarılmış olanlar (Ensar), kendilerine hicret edip gelen (Muhâcir)leri severler; hem (onlara) verilenlerden dolayı sînelerinde bir ihtiyaç (bir rahatsızlık) duymazlar ve kendilerinde bir sıkıntı (bir ihtiyaç) bile olsa, (o kardeşlerini) kendi nefislerine tercîh ederler!"(Haşr- 9)

İsar hasleti; ihtiyaç içinde olan bir Müslümanın, başkalarını kendine tercih ederek onlara ihsanda, ikramda bulunmasıdır. Sahabeye özgü olan bu isar hasleti bu zamanda Risale-i Nur talebelerinde de inkişaf etmiştir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...