Risaleler nasıl okunmalı? Üstad'ın "Gazete gibi okumayınız." tavsiyesini nasıl anlamalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
Bilindiği gibi Nur Risaleleri ne sadece akla ne de yalnız kalbe hitap etmeyip her ikisinin de hissesini verir. Bazı risaleler, Üstad'ın da ifadesiyle "akıldan ziyade kalbe nazırdır." Bazıları da bunun aksi mahiyettedir.
"Hem iman yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var. Nasıl ki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif asaba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlim ile gelen mesail-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sırr, nefis ve hakeza letaif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas.)
Okumada esas olan ihlastır, ihlasla okunan bir dersten kalp mutlaka hissesini alır. Aklın hissesi ise o dersin anlaşılması nispetinde ziyadeleşir.
Nurlarda ele alınan mevzuların büyük ekseriyeti iman, marifetullah, ubudiyetle, nübüvvet ve haşir gibi hakikatler alakalıdır. Marifetullahın nihayeti yoktur. Allah Resulünün (asm) mi’raçta rüyet ile taltif edildiği anda söylediği,
“Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni hakkıyla, tam bir marifet ile tanıyamadım.”
Cümlesi, bu sahanın sonsuzluğunun en güzel ifadesidir. Bu hakikatin ışığında, Nur Risalelerini şevk ile ihlasla, tefekkürle ve dakik bir nazarla okumak, üstünkörü geçmemek gerekir.
Üstad'ın önemli bir tavsiyesini de bu vesileyle hatırlayalım: "Gazete gibi okumamak."
Bilindiği gibi, gazete okuyan kişi önce haber başlıklarına şöyle bir bakıp geçer, daha sonra mühim gördüğü haberlerin ayrıntılarına iner. Gazetenin tamamını okusa bile ertesi gün, aynı şeyleri değil, farklı haberleri izler.
Gazeteyi okuduğumuzda ondaki her şeye vakıf oluruz. Onu tekrar okumamız gerekmez.
Nurlar ise öyle değildir. Her okudukça marifetimizde inkişaf olacak, ama biz Allah Resulünün (asm) o mübarek kelamını hatırlayarak, elde ettiğimiz marifetin yeterli olmadığını bilecek ve okumaya devam edeceğiz.
Üstadımız bir risalesinde, “her yerde bir küçük bir medrese-i Nuriye açılmasını” tavsiye ederken şu hususu da nazara verir:
"Bu ehemmiyetli risalenin, herkes herbir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz..." (Şualar, Yedinci Şua / Ayetü'l-Kübra.)
Bundan da anlaşılacağı gibi, Nurları birlikte ve mütalaa ederek okuduğumuzda aklımızın hissesi daha da artacaktır.
Nurların okunmasında belli bir metot olmamakla birlikte, ekseriyetle kabul gören tarz, “sıra ile birkaç kez külliyatı devretmek, daha sonra her gün yine belli bir miktar sıra ile okumaya devam ederken, öte yandan mevzularda derinleşmeye çalışmaktır.”
Allah Resulünün (asm) şu hadis-i şerifi Nurların okunmasında da esas bir kaidedir:
“Amelin hayırlısı, az da olsa, devamlı olanıdır.” (bk. Buhari, İman 32)
Umumi bir kaide olarak şunu söyleyebiliriz: Her kelime üzerinde fazlaca durmadan Külliyatı, “kendini kaptırarak ve hafif bir sesle” okumakta kalbin hissesi daha fazla olur. Kelimelerin ve cümleler üzerinde müzakereli olarak okunduğunda ise aklın hissesi daha fazla olur. Bize her ikisi de lazımi olduğundan, “her iki tarzı da birlikte yürütmek en faydalı olanıdır” kanaatindeyim.
Bir Nur talebesi, hem binlerce günahın insana hücum ettiği bu fitne asrında, bu marifetullah dersleriyle kendini korumak, hem bütün dünyada nurları okuyanlarla bir manevî rabıta kurmak, hem de neşrini bir dava olarak benimsediği bu hakikatlerin ulviyetini yeniden hatırlamak ve onları muhtaçlara ulaştırmak için, yeni bir şevk kazanmak üzere bu eserleri her fırsatta okur. Özellikle namazlardan sonra okunması bir âdet haline gelmiştir. Rabbine ibadet ve dua ettikten sonra bu hakikatlerin birkaç dakika olsun okunması, sözünü ettiğimiz manaları daha da kuvvetlendirir.
Bu mevzuda az da olsa muhatap olduğumuz bir sual var: Nurları okumak mı daha önemlidir, yazmak mı?
Bir Nur talebesi için en mühim mesele nurlardaki hakikatlere güzel, parlak ve berrak bir ayna olmaktır. Ta ki, bu hakikatlerin başka insanlara da ulaşmasında örnek ve rehber olabilsin. Üstadımızın bu husustaki şu ifadeleri çok mühimdir:
"Eğer biz ahlak-ı İslamiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemalatını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri, elbette cemaatlerle İslamiyete girecekler. Belki Küre-i Arzın bazı kıt'aları ve devletleri de İslamiyete dehalet edecekler." (Hutbe-i Şamiye)
Bu gayeye okuyarak da erilse, yazarak da kavuşulsa netice değişmez. Ancak şu var ki, nurları okumanın yasak olduğu, Üstatla temas edenlerin bile hapislere, sürgünlere sevk edildikleri o müthiş zamanda, en büyük hizmet nurları yazmak ve neşrine öylece çalışmak idi. Teksir makinesiyle çoğaltma dönemini, Üstadımız Risale-i Nur'un bayramı olarak ilan etmiş ve teksir makinesini binler kâlem ile neşir yapmaya benzetmişti. Bugün, Rabbimize hadsiz şükürler olsun, Nur Risaleleri her dilde rahatlıkla basılmakta ve muhtaçlara ulaştırılmaktadır. Artık yazma, o zulüm dönemindeki tarihî önemini kaybetmiştir. Ancak, Osmanlıca eserleri okuyabilenlerin, eserleri Osmanlıcasından okumaları, yazıya merakı olanların da yazmaları nurlardan istifadelerinin artmasına sebep olabilir. Bu hususi bir durumdur, umumi tarz, Nurları okumak, yaşamak ve neşrine çalışmaktır.
Şunu da önemle ifade etmek isterim: Hizmetimizin her sahasında meşveret ve şura esastır. Nurları okunma tarzının da salahiyetli kişilerden teşekkül edecek bir şurada enine boyuna tartışılmasının en verimli şekli ortaya koyacağına inanıyorum.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar
Tam teslimiyet ve dikkatle en ince manalara nüfuz etmek gerek. Hulusi ağabeye ithafen şuuri ve gayrışuuri inikaslar olduğu ifade ediliyor. Kars'a gittiği zaman hizmete mani olmak için çember içine almışlar. Bunlardan azade olmak ve ehl-i dalaletin diktasını layetezelzel teslim etmemek için gerekli. Bu şekilde, farkında olduğumuz kadar, olmadığımız desiselerden içtinap ederiz