"Risaletü’n-Nur’a sahip ve naşir ve muhafız halk etmiş." Ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"Rabb-i Rahîmime hadsiz şükür olsun ki, sizin gibileri Risaletü’n-Nur’a sahip ve naşir ve muhafız halk etmiş; benim gibi âciz bir biçarenin zaif omuzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş." (Kastamonu Lâhikası, 9. Mektup)
Bu kavramlar, Nur talebelerinin Risale-i Nur hizmetindeki üç temel vazifesini ve makamını ifade eder. Bu üç halka, eserlerin muhatabı olan kişilerin hizmetteki derinliğini ve sorumluluğunu gösterir.
Risaletü'n-Nur'a Sahip Olmak
Bu makam, eserleri sadece okumak değil, onları kendi malı gibi sahiplenmek anlamına gelir. Bir sahip, Risale-i Nur'un davasını kendi şahsi davası bilir. Eserlerdeki hakikatleri ruhuna massetmiş, onların izzetini kendi izzeti gibi koruyan ve bu uğurda her türlü fedakarlığı göze alan kişidir.
Risaletü'n-Nur'a Nâşir Olmak
Bu, eserlerin muhtaç olan gönüllere ulaştırılması vazifesidir. Naşir yani neşreden, hakikatlerin yayılması için çalışan kişidir. Geçmişte bu hizmet daha çok elle yazarak çoğaltmak şeklindeyken, günümüzde hem basılı hem de dijital mecralarda bu nurların muhtaçlara ulaşması için gayret göstermeyi kapsar. İman hakikatlerinin ilanı ve tebliği bu daireye girer.
Risaletü'n-Nur'a Muhafız Olmak
Muhafızlık, eserlerin hem metnine hem de taşıdığı manaya gelebilecek zararları engellemek ve tahrifattan korumak demektir. Bu görev iki yönlüdür:
Dışarıya karşı; eserlere yapılan itirazlara ilmî cevaplar vermek ve onları saldırılardan korumaktır.
İçeriye karşı; Risale-i Nur'un orijinal dilini, üslubunu ve hizmet metodunu değiştirmeden, safiyetini bozmadan gelecek nesillere aktarmaktır.
Özetle; sahip kalbiyle bağlanır, naşir dili ve imkânlarıyla yayar, muhafız ise aklıyla ve sadakatiyle o hazineyi korur.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Üstad naşir ve muhafız sıfatlarını abilere niye vermiş? Sıfatların hangi düşünce ve olay üzerine verildiğini soruyorum.
Üstad Hazretlerinin talebelerine (abilere) bu sıfatları vermesinin temel sebebi, Risale-i Nur'un telif edildiği dönemdeki ağır baskı şartları ve eserlerin yazılıp yayılma zorunluluğudur.
Naşir (Yayan) Sıfatı
Bu sıfat, matbaaların yasak olduğu veya Risalelerin basımına izin verilmediği dönemde ortaya çıkmıştır.
Eserlerin gizlice el yazısıyla çoğaltılması gerekmiştir.
Nur Talebeleri, binlerce nüshayı elle yazarak bir nevi "şahsi matbaa" vazifesi görmüşlerdir. Üstad, bu fedakarlıkları nedeniyle onlara "neşreden" anlamında naşir demiştir.
Muhafız (Koruyan) Sıfatı
Bu sıfat, Nur hareketine yapılan saldırılara ve eserlerin imha edilme tehlikesine karşı verilmiştir.
Sık sık yapılan baskınlar, aramalar ve tutuklamalar.
Talebeler, eserleri toprağa gömerek, gizli bölmelerde saklayarak ve mahkemelerde canları pahasına savunarak imha edilmekten kurtarmışlardır. Üstad, eserlerin tahrif edilmeden ve yok edilmeden geleceğe ulaşmasını sağladıkları için onlara muhafız demiştir.
Sahib (Sahiplenen) Sıfatı
Üstad, "Risale-i Nur benim değil, Kur'an'ın malıdır" diyerek eserleri kendine mal etmemiştir.
Talebelerinin bu eserleri kendi malları gibi dert edinmelerini ve hayatlarının merkezine koymalarını istemiştir. Bu, talebelerin davayı şahsileştirmesi ve tam bir sadakatle bağlanması üzerine verilmiş bir sıfattır.
Özetle bu sıfatlar; Sıddık Süleyman, Hüsrev Altınbaşak ve Hafız Ali gibi ilk dönem talebelerinin, hapis ve sürgün gibi en zor şartlarda sergiledikleri fiili hizmetlerin bir takdiridir.