"Şahs-ı manevi" ile "şahsiyet-i manevi" kavramları arasındaki fark nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şahsi manevi, şahısların oluşturduğu cemaate ve havuza nispeten kullanılır. Şahsiyet-i manevi ise, bu havuzun temsilcisine nispeten kullanılır. Nurculuk bir şahsi manevidir. Bediüzzaman, bu şahs-ı manevinin temsilcisidir.

Mesela, her partinin bir şahsi manevisi vardır. Bu şahsi maneviyi temsil eden bir zat, bir parti başkanı vardır. Şahsiyeti manevi kavramı, genellikle bu mümessil zatlara nispeten kullanılır. Yani şahs-ı manevinin temsilcisine nispeten şahsiyet-i manevi kullanılır.

Peygamberimiz (a.s.m) için şahsiyet-i manevi kavramı, Risale-i Nur'da çok geçer. Onun temsil ettiği şahs-ı manevi ise ümmetinin tamamı ve kendisine atfedilen temsil ettiği manevi şeylerin bütünüdür. Ümmetine nispeten ise şahs-ı manevi kullanılır. Bu konuda birkaç misal vermeye çalışalım:

“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın şecere-i tûbâ-i nübüvvetinin çekirdeği olan beşeriyeti ve suret-i cismaniyesini değil, belki umum envâr-ı İslâmiye ve hakaik-i Kur'aniye ile nurani muhteşem şahs-ı manevîsini bin mu'cizat ile muhat olarak akıl gözüyle gördüğünüz halde...”(1)

"Evet, o burhanın şahs-ı mânevîsine bak: Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o burhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzâkiri; bütün enbiya hayattar kökleri, bütün evliya tarâvettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki, her bir dâvâsını, mu’cizatlarına istinat eden bütün enbiya ve kerametlerine itimat eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar."(2)

Yukarıda verdiğimiz bu pasajlardan anlaşıldığı gibi, Efendimiz (a.s.m) temsil ettiği İslamiyet şahs-ı manevisini oluşturduğu gibi, O zatın (a.s.m) maneviyatı ve ahlakı da bir şahsi manevi oluşturur.

Keza Risale-i Nur'da Hz. Ali (r.a) için şahsiyet-i manevi kelimesi kullanılır. Hz. Ali’nin temsilcisi olduğu Ehl-i beyte nispeten ise şahs-ı manevi kavramı kullanılır.

“Hem Hazret-i Ali'nin (R.A.) zâtında temessül eden şahs-ı manevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i maneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecelli eden hakikat-i Muhammediye (A.S.M.) noktasında muvazene edilmez. Çünki orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sırr-ı azîmi var.”(3)

Aynı şekilde ahir zamanda Hz. Mehdi üç büyük ve muazzam vazife olan "iman, hayat ve şeriat" konularını sadece şahsı ile değil, temsil ettiği şahs-ı manevi ile halletmesi, bu meselenin aydınlatılması hususunda, güzel bir misal olabilir. Şöye ki;

“Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor. Âhir zamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir."(4)

Buradaki pasaj ve önceki bilgiye göre, Ehl-i beytin temsilcisi Hz. Ali iken, ahir zamanda yine Onun namına Hz. Mehdi olmuş. Bu demektir ki zamanla ve belki mekânla ilgili olarak şahs-ı manevinin temsilcisi değişebilir.

Hz. İsa’nın temsilcisi olduğu şahsı manevi ise, aşağıda ifade edildiği gibi hakiki İsevilik dinidir;

"Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek."(5)

Risale-i Nur talebeleri için de şahs-ı manevi tabiri çokça kullanılmaktadır. Mesela,

"Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da madem Risale-i Nur şakirtlerinin bir şahs-ı mânevîsi var; şüphesiz o şahs-ı mânevî bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır."(6)

Evet, Risale-i Nur talebeleri, kendi müktesebatları olan her türlü hizmet ve müspet faaliyetlerini, ihlasla ve samimiyetle şahs-ı manevi havuzunda eritmekte ve her bir fert bütün cemaat namına geçebilmektedir.

Aynı şekilde, "Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevîsi 'Ferîd' makamına mazhar oldukları için..."(7) ifadesiyle bir kişinin Ferid makamına çıkmasının zor olduğu, lakin şahs-ı manevi kuvvetiyle bu makama istihkak kesbedilebileceği vurgulanır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli.
(2) bk. age., On Dokuzuncu Söz.
(3) bk. Lem'alar, Dördüncü Lem'a.
(4) bk. Kastamonu Lahikası, 117. Mektup.
(5) bk. Mektubat, On Beşinci Mektup.
(6) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.
(7) bk. Kastamonu Lahikası, 120. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...