"Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebedîyettir..." Neden böyledir? "Vehim kuvvesi" hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu dünya hayatında insanlar, kendilerine ihsan edilen maddi ve manevi sermayelerini, yani hem bedenlerine konulan organlarını hem de ruhlarına takılan duygularını, hislerini ve diğer latifelerini doğru kullanıp kullanmama konusunda bir imtihan geçiriyorlar.

"Vehim kuvvesi" insana verilen manevi sermayelerden biridir. İnsan bu kuvveyi yerinde kullanmakla hem dünya hayatına şevkle çalışır, hem de “Ene bahsi"nde güzelce izah edildiği gibi, kendine ihsan edilen sıfatlarla ve kabiliyetlerle Allah’ın sıfatlarına ve şuunatına bir derece bakma imkânı bulur.

İnsan akıl kuvvesi sayesinde, bu dünyanın fâni olduğunu ve her nefis gibi onun da bir gün ölümü tadacağını bilir. Bu bilgi onu sadece dünyaya çalışıp ahiretini unutma gafletinden kurtarır. Ancak, insanın bu fani dünyaya da belli bir mesai ayırması gerekir. İşte vehim kuvvesi bu görevi yapar ve insan sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya da çalışabilir.

Öte yandan, insan kendi ruhuna takılan hayat, ilim, irade, kudret, görme ve işitme gibi sıfatlar yanında merhamet, gazap gibi birçok şuunata da hakiki sahip olmadığını aklen çok iyi bilir. Ancak vehim kuvvesi devreye girdiğinde bunları kendine mal eder. Ve “Ben kuvvetimle nasıl şu taşı kaldırıyorsam, Allah da sonsuz kudretiyle bütün âlemleri son derece kolay idare ediyor.” der. Bu mukayeseyi yaptıran ondaki vehim kuvvesidir. "Benim kuvvetim, benim ilmim, benim gözüm, benim kulağım" gibi ifadelerde bu kuvve hâkimdir. Yoksa akıl çok iyi bilir ki bunların hiçbiri kişinin kendi malı değildir, hepsi emanettir.

İşte vehim kuvvesini yanlış kullanan kişi, dünyada ebedî kalacağını vehmederek her gün kılacağı beş vakit namazı istikbalin bütün günlerine teşmil eder, büyük bir rakam ortaya çıkarır ve bunun altından kalkamayacağını düşünerek namazdan kaçar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...