"Sana verilen hayat ve hayatın levazımatı temlik değil, ibahadır..." Temlik ve ibahe arasındaki fark ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Madem sana verilen hayat ve hayatın levâzımatı temlik değil, ibâhadır. Elbette ibâhanın düsturuyla hareket etmek lâzımdır. Yani, nasıl bir zât, ziyafete misafirleri dâvet eder. Onlara, meclis ziyafetindeki eşyadan ve ziyafetten istifadeyi ibâha ediyor, temlik etmiyor. İbâha ve ziyafetin kaidesi ise, mihmandarın rızası dahilinde tasarruf etmektir. Öyleyse israf edemez, başkasına ikram edemez, sofradan kaldırıp başkasına sadaka veremez, dökemez, zâyi edemez. Eğer temlik olsaydı, yapabilirdi ve kendi arzusuyla hareket edebilirdi." (Barla Lâhikası, 251. Mektup)

İslam hukukunda ve fıkıh literatüründe ibahe ve temlik, bir mal üzerindeki tasarruf yetkisini belirleyen iki temel kavramdır. Risale-i Nur'da geçen bu pasaj, bu farkın pratik hayattaki (özellikle bir ikram veya ortak kullanım söz konusu olduğunda) sınırlarını çok net bir şekilde çizmektedir.

Aralarındaki temel farkları şu başlıklarla inceleyebiliriz:

  • Temlik (Mülk Olarak Verme)

Temlik, bir malın mülkiyetini tamamen karşı tarafa devretmektir. Bir şey size temlik edildiğinde, o artık sizin malınız olur.

Tasarruf Hakkı: Mal üzerinde tam yetkiye sahip olursunuz. Satabilir, hibe edebilir, başkasına ikram edebilir veya saklayabilirsiniz.

Sorumluluk: Malın mülkiyeti size geçtiği için, o mal üzerindeki her türlü tasarruf sizin iradenize bağlıdır.

Misal: Birinin size bir elma hediye etmesi. O elmayı ister yersiniz, ister bir başkasına verirsiniz.

  • İbahe (Kullanım İzni / Mübah Kılma)

İbahe, bir malın mülkiyetini devretmeden, sadece ondan faydalanma veya tüketme izni vermektir.

Tasarruf Hakkı: Sadece istifade hakkınız vardır. Malın sahibi siz olmadığınız için onu başkasına devredemezsiniz.

Sınırlar: İzin veren kişinin rızası hangi yöndeyse, sadece o sınırlar içinde kalmanız gerekir.

Misal: Bir davette sofraya oturduğunuzda, önünüzdeki yemekler size ibahe edilmiştir. Yani "yiyebilirsin" denmiştir, "bu yemekler artık senindir, eve götür" denmemiştir.

Üstad'ımız bu cümle ile bize verilmiş her türlü nimetin tamamen bizim kontrolümüzde olmadığını, bunların sadece bize işimizi görebilmemiz için kullanım izinlerinin verildiğini ifade eder. Zira Mektubun sonunda bu ibaha denilen iznin dışına çıkılamayacağını da şu şekilde ilan ediyor:

"Aynen bunun gibi, Cenâb-ı Hak sana ibâha suretinde verdiği hayatı intiharla hâtime çekemezsin, gözünü çıkaramazsın ve mânen gözü kör etmek demek olan gözü verenin rızası haricinde harama sarf edemezsin. Ve hâkezâ, kulağı ve dili ve bunlar gibi cihazâtı harama sarf etmekle mânen öldüremezsin."

Dolayısıyla bu cümledeki temel mantık şudur:

Sınırlandırılmış Yetki: Eğer size bir şey sadece kullanmanız veya yemeniz için sunulmuş yani ibâha edilmişse, mülkiyet hâlâ asıl sahibindedir.

İsraf ve Sadaka Yasağı: Pasajda belirtildiği gibi; kişi malın sahibi olmadığı için onu israf edemez, sofradan alıp başkasına sadaka olarak veremez veya dökemez. Çünkü o mal üzerindeki yetkisi sadece yemek ve tüketmek ile sınırlıdır.

İrade Farkı: Eğer temlik olsaydı, mal o kişinin mülkü sayılacağı için kendi arzusuyla -meşru dairede- dilediği gibi hareket edebilirdi.

Sonuç olarak; Temlikte "bu senindir" denir, ibahede ise "bundan yararlanabilirsin" denir. İbahe, ikram edilen bir sofradaki misafirin durumunu; temlik ise kendisine hediye verilen kişinin durumunu temsil eder.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Misafir, ev sahibinin iznine ve rızasına muvafık olmayacak derecede, yemeklerde ve sâir şeylerde israf edemez...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 63
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...