"Fıtratın namuslarına nüfuz eden kuva-yı sâriye ile tâbir etmişlerdir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Meselâ, Meşşaiyyun, envâ-ı mevcudatı idare eden ruhanî mahiyet-i mücerrede ile, İşrakiyyun ise ukûl ve erbabü’l-envâ ile, dinler dahi melekü’l-cibal, melekü’l-bihar, melekü’l-emtar gibi tâbirlerle tâbir etmişlerdir. Hattâ, akılları kör gözlerinde bulunan maddiyyun taifesi de, melâikenin mânâsını inkâr etmeye mecal bulamadıklarından, fıtratın namuslarına nüfuz eden kuva-yı sariye ile tâbir etmişlerdir." (İ. İ'caz)
Allah, kâinatta her bir mahlûkunu temsil ve tevkil edecek melaike ile teçhiz etmiştir. Her bir melek vekâlet ettiği mahlûkun ibadet ve tesbihini temsilen ve tevkilen Allah’a takdim etmekle kalmıyor; bir insanın iradî işlerindeki tasarrufu gibi, o melek de, o mahlûkat üzerinde tasarruf ediyor. Yani melek o mahlûkun âdeta bir ruhu hükmünde oluyor.
Mesela, bir ağaca vekâlet eden melek, o ağacın ruhu, ağaç ise o ruha bir ceset mesabesindedir. Nasıl ruh insan bedeninde mükemmel ve kolay bir şekilde tasarruf ediyorsa, melek de o ağaç üzerinde o şekilde tasarruf ediyor. Melek ile ağaç, beden ile ruh gibi münasebet peyda ediyor. Ayetin cansız varlıkları canlı ve şuurlu bir şekilde tesbih ediyor, diye tasvir etmesinde meleğin de büyük hissesi vardır.
Biz ruhumuzu göremiyoruz, ama varlığını eserlerinden ve tasarrufatından anlıyoruz. Aynı şekilde bir ağacın ruhu gibi, onda tasarruf eden meleği de göremiyoruz, ama tasarruf ve vekâletinden varlığını hissediyoruz. İşte maddeci felsefe bu hissettiği meleğin varlığını, “kuvay-ı sâriye” (akıcı kuvvetler) olarak tarif ediyor. Halbuki kuvay-ı sariye denilen şeyin esası ve hakikati melekten başkası değildir.
Fıtratın namuslarından maksat ise, kâinata konulmuş olan sabit kanunlar demektir. Bir ağaca bir melek nasıl vekâlet edip ona ruh oluyor ise, aynı şekilde kâinata konulmuş olan fıtrî kanunlara da vekâlet edip ona ruh hükmünde olan melekler de vardır.
Meselâ; yerçekimi kanununu bir meleğin oradaki istimrar ve istikrarı şeklinde anlayabiliriz. Yani orada o vazifeyi melek yapıyor.
İster insan olsun, ister melek olsun hepsinin tasarruf ve tedbiri mecazîdir, hakiki tasarruf ve tedbir eden Allah’ın Rububiyetidir. İnsan nasıl kendi fiilinin yaratıcısı değilse, aynı şekilde melekler de fiillerinde yaratıcı değildir.
Üstadımız cansız ve şuursuz olan kuvay-ı sâriye denilen akıcı kuvvetlerin ve vehmî şeylerin haricî vücudu olan hayatı, eşyayı ve kâinatın nizamını idare etmesi mümkün olmadığını şöyle ifade eder:
"Hiç hatırına gelmesin ki, şu hilkatte câri olan namuslar, kanunlar, kâinatın hayattar olmasına kâfi gelir. Çünkü, o cereyan eden namuslar, şu hükmeden kanunlar itibarî emirlerdir, vehmî düsturlardır; ademî sayılır. Onları temsil edecek, onları gösterecek, onların dizginlerini ellerinde tutacak melâike denilen ibâdullah olmazsa, o namuslara, o kanunlara bir vücut taayyün edemez, bir hüviyet teşahhus edemez, bir hakikat-i hariciye olamaz. Halbuki, hayat bir hakikat-i hariciyedir. Vehmî bir emir, hakikat-i hariciyeyi yüklenemez." (29. söz)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü