"İktisat", "İsraf", "Kanaat" münasebeti nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İktisat; tutumlu olmak, israf ve savurganlıktan uzak durmak demektir.

İktisat, her şeyin en ölçülü ve ahenkli olanını yapmak demektir. İsrafın zıddıdır; insanın her hususta haddi aşmayıp, ihtiyacı kadarını istimal etmesidir. Helal de olsa aşırı yemek israftır. Her şeyde olduğu gibi yeme ve içmede de ölçülü olunmalıdır.

İsraf; lüzumsuz ve ölçüsüz harcamak, malı ve parayı lüzumsuz yere sarf etmek, ihtiyacından fazla tüketmek, en lüzumlu aslî vazifeleri bırakıp en lüzumsuz veya zararlı şeylerle meşgul olup ömrünü zayi etmek gibi manalara geliyor

İsraf eden adam malını çabuk tüketir, lükse ve rahata alıştığı için de az ile yetinemez. O zaman ihtiyaçlarını temin etmek için ya haramlara girer ya da yüzsuyunu döküp dilenci vaziyetine düşer. Hâlbuki iktisadı prensip edinmiş bir adam az ile kanaat edebildiği için, israfa ve harama girmeye kendini mecbur görmüyor. Allah, onun iktisadına binaen az malına bereket ihsan ediyor, maddeten az gibi görünen o mal, manen çok hükmüne geçiyor.

İsraf eden kişi, nimetlerin kıymet ve değerini idrak edemez. Suyun içinde yüzen balığın, suyun kıymetini fark edememesi gibi, bolluk içinde olan bir adam da nimetin kıymetini fark edemez, fark edemeyince hürmet edemez, hürmet edemeyince de şükredemez.

"Şükrün mikyâsı kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir."(1)

Cenab-ı Hakk’ın ihsan ettiği nimetlere rıza göstermek, kanaat etmek ve iktisatlı harcamak, şükrün esasıdır.

Nimetin meşru yollarla kazanılması, helal yollara sarf edilmiş olması, iktisatlı kullanılması kârlı bir ticarettir.

Yemesinde ve içmesinde ölçülü olan insan, nimetten hiç usanmaz, iştahla yer ve şükreder. Ama ölçüyü kaçıran adam, bazı hastalıklara yakalanır, bir süre sonra birçok nimetleri yemekten men edilir. Bu ölçüyü diğer nimetler açısından da düşünebiliriz.

İnsan, ihtiyacını ne kadar derinden hissederse, şükür ve teşekkürü de o derinlikte ve o seviyede olur. Çok aç bir adamın kuru bir ekmekten aldığı lezzet, duyduğu minnet ve ettiği şükür, tok adamın yediği en âlâ yemekten aldığı lezzetten, duyduğu minnetten ve ettiği teşekkürden daima üstün olacaktır.

Nimetleri Allah’tan bilmek şükrün ilk adımı ve ilk merhalesidir. Allah’a şükretmenin ikinci merhalesi, verilen nimetlerin kıymetini ve ehemmiyetini bilmektir. Üçüncü merhalesi ise, kendi ihtiyacını çok derinden hissedip, o nimetlere ne kadar mecbur ve muhtaç olduğunu idrak etmesidir.

Kanaat; sebeplere değil, neticeye olur. Ama Allah, hikmeti icabı çalışıp çabalayan, sebeplere teşebbüs eden kişiyi de bazen arzusuna nail etmeyebilir. İşte o zaman tam teslimiyet ile kanaat etmek gerekir. O şey onun hakkı imiş gibi hak dava etmek, şikâyet tarzında itiraz etmek kanaatsizliktir, takdire razı olmamaktır ve kaderi tenkittir.

Sebeplere uymak, çok çalışmak ve çabalamak, ama buna rağmen verilen neticeye de tam teslim olmak Allah’a iman ve tevekkülün muktezasıdır.

Kanaat; dünya malını kanaat ile talep etmek, sünnetullah kanunlarına riayet ettikten sonra neticeye rıza ve teslimiyet göstermektir. Aldığı maaşa veya elde ettiği netice razı olmak kanaat,

Kanaat; sebeplere müracaat ettikten sonra, Allah’ın ihsan etmiş olduğu neticeye razı olmaktır. İktisat ise; nimetleri israf etmeden yerinde ve ölçülü bir şekilde kullanmaktır.

Tabiri yerinde ise; patronun verdiği maaşa razı olmak kanaat, o maaşı ay sonuna kadar idare edip tutumlu bir şekilde harcamak da iktisat oluyor.

(1) Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Beşinci Risale (Şükür Risalesi)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...