"Sevgili Üstad'ım, inşallah zaman takarrüb etmiştir. İnşallah, mevûd vakte biz de erişmiş bulunuyoruz..." Mektupta anlatılmak istenen nedir?

Soru Detayı

- Zamanin takarrub etmesi ile selefi salihin ve ulemai muteahhririn fikirlerinin çakışması ile Üstadın zamanuında Arapçanın yasaklanması gibi konuların vech-i irtibati nedir ki Hüsrev abi bir emr-i hayrin gerekliline vasıl olmuş?
- O emr-i hayır nedir? O emri-i hayrın lüzumuna yapılan izahlar ki Arapça ile alakalı mezkur cümleler ile vech-i irtibatı nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Evet,sevgili Üstad'ım! İnşaallah zaman takarrub etmiştir. İnşaallah mev'ud vakte biz de erişmiş bulunuyoruz. Artık sebeb selef-i sâlihînin Kur'an'a haşiye olarak bir şey ilave edilmemesi hakkındaki kararlarının, zamanlarına aid bulunması ve ulema-i müteahhirînin müsaadeleri de Arabçanın tahsili cihetine gidilmediğinden ileri geldiği kanaatini taşıyarak, Arabçanın okumak ve yazmak istenilmediği bir zamanda bulunuyoruz. Binaenaleyh Kur'an hakkında sevgili Üstad'ımın düşündüklerine pek büyük bir ihtiyaç olmakla beraber, bu güzel ve pek büyük bir emr-i hayra kapı açan bu işin hemen ikmal edilmesi için her şeye tercih edilmesi rica ve istirhamındayım.” (Barla Lahikası, 82. Mektup)

Kur’an’ın müteşabih ayetlerini tevil etme konusuna selef-i salihin (sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin dönemi) dönemi karşı çıkmış, ayetleri olduğu gibi kabul edilmesi gerektiğini ifade ederek tevil ve tabir yolunu kapamışlardır. Bu görüşte olan âlimlere mütakaddimin (Selef âlimleri) denilmektedir.

Daha sonra İslam âlemi fetihler sayesinde genişleyip Arap olmayan kavimlerin de Müslüman olması ile Kur’an’ın gerek müteşabih ayetleri gerek muhkem ayetlerinin inceliklerin anlaşılabilmesi için tevil ve tabire bir ihtiyaç doğmuş ve müteahhirînin (Halef âlimleri) selef-i salihine muhalif bir şekilde buna ruhsat vererek tevil ve tabirin önünü açmışlardır.

Herkesin Arapçayı öğrenip tevil ve tabire ihtiyaç duymadan Kur’an’ı doğrudan ve direkt anlaması imkansız bir hâle geldiğinden bu işin uzmanlarının tevil, tabir ve tefsirine bir ihtiyaç oluşmuştur.

Mütekaddimin ve müteahhirin ikisi de Ehlisünnet âlimleridir. Risale-i Nur bu zamanda özellikle inkâr ve hücuma uğramış müteşabih ayetleri tevil ve tabir etme konusunda muazzam bir vazife görmüş dinsizlerin itirazlarını susturmuştur.

En başta ifade edilen "zaman yaklaştı vadedilen vakte gelmiş bulunuyoruz" ifadeleri de tevil ve tabir vaktinin geldiğini ifade etmektedir. Özellikle bu zaman diliminde ayetlerin kuvvetli ve sağlam bir şekilde tabir ve tevile ihtiyacı vardır ki Risale-i Nur bu vazifeyi hakkıyla ifa etmiş ve etmektedir.

- "Selef-i Sâlihînin Kur’ân’a haşiye olarak bir şey ilave edilmemesi..." İzah eder misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...