Block title
Block content

Üstad'ın hediye kabul etmemesinin hikmeti nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad'ın aldığı hediye olsa da mutlaka fiyatını verirdi. Hizmete faydası olacağına inandığı ve kıramadığı kişiler olursa onları hediyesini bir kereye mahsus olmak üzere alır ve ücretini de muhakkak verirdi. Talebelerin de dikkat etmesi lazımdır. Şahsına dönük hiçbir şey kabul etmemelidir. Hizmete taalluk ederse başka. Hizmet için verilen para hediye değildir.

Üstad neden hediye almazdı? Bu soruya cevap Barla Lahikası'nda geçmektedir. Şöyle ki:

"Fakat çok rica ederim ki, gücenmeyiniz, hediyeyi kabul edemedim. Adem-i kabulün esbabı çoktur. En mühim bir sebep, benim kardeşlerim ve talebelerimle olan münasebetin samimiyetini ve ihlâsı zedelememektir."

"Hem iktisat, bereket ve kanaat sayesinde, şiddetli ihtiyacım olmadığı halde, dünya malına el uzatmak elimde değil, ihtiyarım haricindedir. Hem bir misalle ince bir sebebi anlatacağım:

"Mühim bir tüccar dostum otuz kuruşluk bir çay getirdi, kabul etmedim. 'İstanbul’dan senin için getirdim, beni kırma.' dedi. Kabul ettim. Fakat iki kat fiyatını verdim.

"Dedi: Niçin böyle yapıyorsun, hikmeti nedir?"

"Dedim: Benden aldığın dersi, elmas derecesinden şişe derecesine indirmemektir. Senin menfaatin için, menfaatımı terk ediyorum. Çünkü, dünyaya tenezzül etmez, tamah ve zillete düşmez, hakikat mukabilinde dünya malını almaz, tasannua mecbur olmaz bir üstaddan alınan ders-i hakikat elmas kıymetinde ise, sadaka almaya mecbur olmuş, ehl-i servete tasannua muztar kalmış, tamah zilletiyle izzet-i ilmini feda etmiş, sadaka verenlere hoş görünmek için riyakârlığa temayül etmiş, âhiret meyvelerini dünyada yemeye cevaz göstermiş bir üstaddan alınan aynı ders-i hakikat, elmas derecesinden şişe derecesine iner. İşte, sana mânen otuz lira zarar vermekle, otuz kuruşluk menfaatimi aramak, bana ağır geliyor ve vicdansızlık telâkki ediyorum. Sen mâdem fedakârsın; ben de o fedakârlığa mukabil, menfaatinizi menfaatime tercih ediyorum, gücenme."

"O da bu sırrı anladıktan sonra kabul etti, gücenmedi."

"Ey Nuh Bey ve Hamid Kardeşlerim, siz de gücenmeyiniz. Hem Nuh Bey, biliniz ki, şu zamanda o havâlide vefâdârâne, şefkatkârâne beni aramaklığınız öyle bir hediyedir ki, bunun gibi binler hediyeden kıymettardır. Hem size gönderdiğim risaleleri muhafaza etmek ve sahip çıkmak ve benim yerimde onları himaye etmek, binler lira kıymetinde bana karşı büyük bir hediyedir. Çünkü, netice-i hayatımı ve vazife-i vataniyemi ve o havâlideki kardeşlerimin uhuvvet ve muhabbetlerine karşı borçlarımı eda eden o risalelere ciddî sahip çıkmak, tam muhafaza etmek ve ehline yetiştirmeye vasıta olmak öyle bir hediyedir ki, dünyevî hediyelerin binlerine mukabildir."

"Hem emin olunuz ki, manevî zararım büyük olmasaydı, Nuh Beyin hatırını kırmayacaktım. Şimdiye kadar, Cenâb-ı Hakka şükür, hediyeleri kabul etmeye mecbur olmadım ve şu zamanda ehl-i ilmin bir sebeb-i sukutu olan tamaha girmeye ihtiyar benden selb edildi. Hem eğer sizin hediyenizi kabul etseydim, çok zâtların ya kalbi kırılacaktı veyahut elli senelik kaidem bozulacaktı.

"Orada ve civarınızda bulunan eski talebelerim ve kardeşlerime birer birer selâm ve dua ediyorum ve onların dualarını istiyorum."(1)

(1) bk. Barla Lahikası, (119. Mektup).

İlave bilgi için tıklayınız:

- Mektubat, İkinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...