Üstad'ın Kur'an'dan beslenmesi ve diğer muhterem müfessir, şeyh efendi vs. ayıran bu özelliğinin sırrı nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Yalnız İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: 'Tevhid-i kıble et.' Yani, 'Birini üstad tut, arkasından git. Başkasıyla meşgul olma.' "

"Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahvâl-i ruhiyeme muvafık gelmedi. Ne kadar düşündüm: Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim? Tahayyürde kaldım. Herbirinde ayrı ayrı cazibedar hâsiyetler var; biriyle iktifâ edemiyordum."

"O tahayyürde iken, Cenâb-ı Hakk'ın rahmetiyle kalbime geldi ki: Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi Kur'ân-ı Hakîmdir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyleyse, en âlâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele)

Bütün hak meslek ve meşreplerin esası ve aslı Kur’an’a dayansa da bu meslek ve meşrepler sonradan beşerileşip kendi döneminin şartlarına göre şekillenmişler ve umumiyetlerini yitirip hususi bazı mizaç ve meşreplere hapsolmuşlardır. Hatta öyle ki vahdet-i vücut gibi bazı hususi meşrepler birkaç zata mahsus hale gelmiş ve cadde-i kübra olma vasfını kaybetmişler. En önemlisi de kendi asırlarına hitap ettiği için bu asrın yaralarına tam reçete olamayacak bir şekle bürünmüşlerdir.

Üstad Hazretlerinin yukarıda da izah ettiği gibi, hasiyet ve meziyetlerin hepsini bünyesinde barındıran umumi ve şümullü bir meslek yok. Hepsinin ayrı bir meziyeti olmakla birlikte ayrı bir noksanlığı bulunuyor. Meselâ; medrese akla önem verirken kalbi ihmal ediyor, tasavvuf kalbe önem verirken aklı ihmal ediyor. Halbuki bu asırda bütün meziyetlerin toplandığı, mükemmel bir tesir de olan ve külli ve şümullü bir meslek lazım ki, bu asrın dinsizliğe karşı tam mukabele edebilsin ve insanların her türlü manevî yaralarına tam reçete olabilsin.

Bütün meziyetlerin toplandığı, her meslek ve meşrebin üstünde olan tek bir meslek vardır ki, o da sahabe mesleğidir.

Her şeyde ve her mevcudatta Allah’a açılan marifet pencerelerini görüp, o pencereden bakarak hakiki tevhidi ve gerçek huzuru elde eden tevhid-i hakiki mesleğine sahabe mesleği denir. Bu meslek tehlikesi ve zorluğu olmayan bir meslektir. Bu meslekte ne mevcudatın inkâr edilmesi ne de unutulması söz konusudur, bilakis her şeyde tecelli eden isim ve sıfatlar vasıtası ile hakiki huzuru kazanmak manası vardır.

Risale-i Nurların mesleği sahabe mesleğidir. Bu meslekte hakikatlere ulaşmak için tarikat berzahına girmeye gerek yoktur. Risale-i Nur mesleği, kabiliyeti olan bir insanı bazen bir derste velayet makamına, on beş hafta gibi kısa bir sürede de alim seviyesine çıkarabilir.

Risale-i Nurların hususi bir şartı ve talepleri yoktur. Her insan kendi istidat ve kabiliyeti nisbetinde makama ulaşabilir. Tek şart Risale-i Nurlar ile meşgul olmaktır. Risale-i Nurların her bir cüz ve parçası ayrı bir kemalat verir, bu sebeple hepsi ile şiddetli olarak meşgul olmak gerekir. Risale-i Nurların vasıtası ile bir Nur talebesi sahabenin şuurunu ve istikametini fehmedebilir.

Tarikat; seyrüsülûk vasıtası ve tasavvufi metot ve terbiyeler ile nefsin terbiye ve kalbin inkişaf ettirilmesidir. Seyrüsülûk ise tasavvuf büyüklerinin belirlemiş olduğu birtakım usuller ve yollarla uzun ve meşakkatli bir zaman ve müddetten sonra, kalbin olgunlaşıp Allah'a teveccüh etmesi ve marifet kazanmasıdır. Bütün bu disiplin ve metotların adına tarikat ilmi demek mümkündür. Bütün bu ilimlerin ana gayesi ise iman hakikatlerinin kalp ve ruhta inkişaf edip kökleşmesidir. Bu ilim ve metot kesbidir, yani büyük evliyaların kendi tecrübe ve görüşleri ile şekillenmiş beşerî bir hakikate ulaşma vasıtasıdır.

Hakikat ilmi ise, tarikat ve tasavvuf mesleğine girmeden doğrudan ve vehbi bir şekilde imana dair meselelerin kalp ve ruhta inkişaf etmesidir. Kul bu cihette aczini ve fakrını şefaatçi yapıp doğrudan dergâh-ı İlahi’ye ye iltica ederek hakikatlerin inkişafını talep ediyor. Allah da bu aczin ve fakrın hürmetine o kuluna, vehbi bir şekilde hakikatleri en parlak bir şekilde açıp ihtar ve ilham ediyor. Sahabelerin, müçtehitlerin ve müceddidlerin yolu bu minval üzeredir. Yukarıda da izah edildiği gibi, Risale-i Nurların yolu da aynı şekildedir.

Üstad Hazretleri bu manaları şu cümleler ile özetliyor:

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Tevfik-i İlâhî refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur'ân'dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın isâl edici bir yol buldum."

"Serîüsseyir olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîki ihsan etmek rahmet-i hâkimenin şânındandır." (Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale)

Risale-i Nurları diğer tefsirlerden ayıran en büyük fark ve hususiyet, teşbih ve temsil metodu ile mücerret, derin ve dağınık, uzak meseleleri akla yaklaştırmasıdır. Bu metot diğer tefsirlerde çok nadir vardır.

Diğer tefsirlerin veya alimlerin bu yola başvurmamış ya da nadiren başvurmuş olmaları, onların acizliğinden ya da yetersizliğinden dolayı değil, o zamanda böyle bir ihtiyacın görülmemesindendir. Şayet İmam Gazali Hazretleri bu asırda olsa idi Risale-i Nur'u o telif ederdi. Üstad Hazretleri o dönemde olsa idi, o da İmam Gazali gibi hareket ederdi. Yoksa -hâşâ- İmam Gazali bunu başaramamış demek, çok yanlış ve çirkince bir yaklaşım olur. İmam Gazali'nin muhatapları ekseri filozoflar olduğu için, üslubu ve bazı eserleri ilmi ve üst seviyede olmuştur; bazı eserlerinin zor olması da bu nedenledir.

Müceddidlerin hepsi velayet-i Kübra olan sahabe mesleğinde gitmişlerdir. Yani müceddidler Üstad Hazretlerinin makamında ve ayarında insanlardır. Bu zatlar arasında bir mukayese yapmak doğru olmaz. Müceddidlerin hepsi kıymet ve derece bakımından kendi dönemi ve şartları doğrultusunda çok mühim ve kıymetli şahsiyetlerdir; birisini birisine takdim etmek şık olmaz. Ama bazı müceddidleri döneminin şartlarının ağırlığı daha parlak bir hale getirmiştir. Mesela Üstad'ın dönemi buna misal olarak verilebilir.

Özellikle bir daha ifade edelim ki, İmam Gazali ile Üstad Hazretleri aynı meslek üzeredirler; yani ikisi de velayet-i kübra olan sahabe mesleği üzeredirler ve her ikisi de kendi asrının müceddidirler. İmam Gazali tasavvuf berzahına girmeden doğrudan velayet makamına çıkmış çok büyük bir veli ve alimdir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 3.641
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Maşaallah...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...