Hüsnü Bayram Ağabey’imizin de eleştirdiği bazı gruplar hakkında bakış açımız nasıl olmalıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, Muhterem Hüsnü Bayram Ağabeyimiz Üstadımızın en has ve samimi talebelerinden olmakla birlikte, hizmetimizin rüknü ve direği hükmündeki en mühim Ağabeylerimizdendir. Allah bu gibi Ağabeylerimizi başımızdan eksik etmesin, âmin.

İkincisi, şahıslar veya grupların kendileriyle ilgili değerlendirme yapmayı hikmeten uygun görmediğimizden, onlardan ziyade Risale-i Nur’un kaide ve kurallarının tahlilini yapıp, ona göre muhatabın değerlendirme yapmasını daha münasip görüyoruz. Çünkü hadis-i şerifte buyurulduğu gibi;

“Sevdiğin kimseyi ölçülü sev; olur ki bir gün o, senin buğzettiğin / sevmediğin kimse oluverir. Buna mukabil, buğzettiğin kimseye de ölçülü buğzet; olur ki bir gün o, senin sevdiğin kimse oluverir.”(1)

buğzettiğimiz veya muhabbet ettiğimiz kişilere karşı ölçüsüz olmak, insanı mesul etmektedir. Bu nedenle şahıs veya grubun açıktan düşmanlığı veya hainliği yoksa, bunlarla alakalı değerlendirmelerimiz bizi manevi açıdan sıkıntıya sokabilir.

Üçüncüsü, Üstadımız siyasi partilerle ilgili şöyle bir değerlendirme yapar:

"Muhali talep etmek, kendine fenalık etmektir. Zerrâtı günahkârlardan mürekkep bir hükûmet tamamıyla mâsum olamaz. Demek, nokta-i nazar, hükûmetin hasenâtı, seyyiatına tereccuhudur. Yoksa, seyyiesiz hükûmet muhal-i âdidir. Ben öyle adamlara anarşist nazarıyla bakıyorum. Zira onlardan birisi -Allah etmesin- bin sene yaşayacak olsa, âdetâ mümkün hükûmetin hangi sûretini görse, hülya ile yine razı olmayacak. Şu hülyanın neticesi olan meylü’t-tahrip ile o sûreti bozmaya çalışacak..."(2)

Dolayısıyla hatasız ve kusursuz insan arayan bulamadığı gibi, hatasız dost arayan da dostsuz kalır. Bu nedenle şahıs veya grubun doğruları yanlışlarına galip ise bunlara doğru, hataları hasenatına galip ise bunlara da yanlış denmelidir. Vicdanen, aklen ve usulen daha doğru görünen gruplara da yanlışlarını tedavi etme noktasında tahakkümle değil, lütufla yaklaşmak ve ıslah etmek gerekir.

Dördüncüsü, hadis usulü, tefsir usulü, fıkıh usulü gibi ilimler bize gösteriyor ki, bir şeyi kabul veya reddetmenin usulleri olmalıdır. “Usulsüz vusul olmaz.” hükmü, bir hikmet dersi olarak karşımıza çıkmaktadır ki, Mecelle’nin temelini de “Usul esastan mukaddemdir.” cümlesi teşkil eder.

Dolayısıyla Risale-i Nur hizmeti madem şer’i şerife uygun bir harekettir. Üstadımızın bundan sonra hizmetlerin sağlam ve kaliteli bir şekilde yürümesini temin etmek hikmetiyle, Risalelerin muhtelif yerlerinde belirlediği ve serpiştirdiği kaide ve kuralları ortaya koymak lazımdır. Böylece bir kişi veya grubun Nur camiasıyla uyuşup uyuşmadığı gibi noktalar aydınlanmış olur.

Beşincisi; Allah’ın Üstadımıza lütfettiği belirli bir hizmet tarzı vardır. Bu tarzı beğenenler burada yürür, beğenmeyenler de bu yolda yürümemelidir. Kendi hizmet tarzına uyan herhangi bir cemaat veya grupla veya müstakil yürüyebilir. Hem kendisine Nur talebesi diyecek hem de kaide ve kurallara uymayacaksa bu yanlış olur.

Madem Nur talebesiyiz, o zaman genel kaide ve kurallara uymak mecburiyetimiz vardır. Yoksa şahs-ı maneviyi incittiğimiz gibi, şahs-ı manevinin tahkirine de sebep olabiliriz. Rahmetli Bayram Yüksel Ağabeyimizin hatıralarda devamlı üzerine basarak anlattığı bir mühim hadise vardır. Üstadımızın Ağabeylerden devamlı sadakat yemini aldığı çokça vakidir... Bu olayla ilgili hatırayı olduğu gibi alıyoruz;

“Ri­sa­le-i Nur’un Tar­zı­na Sa­da­kat Ye­mi­ni…”

“Üs­tad’ımız si­ze sa­da­kat ders­le­ri­ni na­sıl ve­rir­di? Sa­da­kat na­sıl ol­ma­lı? Üs­tad si­ze na­sıl sa­da­kat ye­mini et­ti­rir­di?”

“Üs­tad’ımız ba­zı ve­si­le­ler­le bi­ze sık sık sa­da­kat der­si ve­rir­di. Şef­kat­le sa­da­kat der­si veril­mez; ba­zen dö­ve­rek, kı­za­rak, ko­va­rak ders ve­rir­di. Üs­tad’ımız şöy­le der­di: ‘Kar­deş­le­rim! Eğer Şeyh Ab­dül­ka­dir-i Gey­lâ­nî şim­di gel­se "Said bu yo­lu, bu tar­zı bı­rak, bir par­ça da şöy­le yap; bir ge­ce­de bir mil­yon mü­ri­din ola­cak." de­se; "Ya Üs­tad’ım, bu mes­le­ği bı­ra­ka­mam; çün­kü Üs­tad-ı Ha­ki­kî’den der­si­mi al­mı­şım." der, bu tar­zı­mız­da de­vam ede­riz.'"

“Üs­tad bi­ze de­fa­lar­ca Kur’an’a el bas­tı­ra­rak, ‘Ri­sa­le-i Nur’un tar­zı­na sa­da­kat’ ye­mi­ni ettir­di. Tek­rar ab­dest al­dı­rır, ‘Ge­lin! Bu tar­zım­dan ay­rıl­ma­ya­ca­ğı­nı­za dair Kur’an’ın üze­ri­ne ye­min edin.’ der, biz de Kur’an’a el ba­sa­rak ye­min eder­dik.”(3)

Buradan da anlıyoruz ki, çok dinleyicimiz, talebemiz veya cemaatimizin olması önemli değildir. Önemli olan Allah’ın razı olmasıdır. Allah razı ise hizmetin azlığı çokluğu mühim olmadığı gibi, Allah razı değilse yine çokluk azlık mühim olmaz. Bu asırda Risale-i Nur vasıtasıyla İman ve Kur'ana hizmet yolunda sağlam gitmek için, Cenab-ı Hakkın Üstadımıza ve cemaate takdir ettiği hizmete ve düsturlarına riayet edilmesi ve kanaat edilmesi gerekir.

Üstadımız; Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum; siz dahi Risaletü’n-Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir." (Kastamonu Lahikası, 48. Mektub) ayrıca; “Bazen bir halis ve fedakâr talebe, bine mukabildir.” diyerek bu konunun ehemmiyetini ortaya koymuştur.

Altıncısı; Hizmetimizin esasları çok olmakla birlikte genel anlamda şunlardır:

1. Risale-i Nur’un mehazı, menbaı, Kur’ân-ı Azimüşşan'dır. Rehberi, Peygamber-i Zişan Hz. Muhammed (a.s.m)'dır. Çizgisi, Ehl-i sünnet ve’l-cemâatin cadde-i kübrasıdır.

2. Risale-i Nur’un mesleği, hizmet-i iman ve dava-yı Kur’an'dır.

3. Risale-i Nur hizmeti şahıs eksenli değildir. Hizmette şahs-i manevi esastır ve hizmetlerin tanzim ve tedbiri meşveret ile olur.

4. Hizmette rıza-i İlahi ve istikamet esastır, Risale-i Nur, hiçbir şeye alet edilemez.

5. Risale-i Nur’un mesleğinin esası ihlas ve uhuvvettir.

6. Risale-i Nur, hizmetin icrasında ecir ve ücret istemez.

7. Risale-i Nur hizmetinde kemiyet değil keyfiyet esastır.

8. Risale-i Nur’un metodu müsbet harekettir.

9. Üstad Bediüzzaman Hazretleri talebelerini aktif siyasetten men etmiştir.

10. Risale-i Nur talebeleri hükûmetin işine karışmaz, idareye ilişmez.

11. Bu hizmet-i Kur’aniyede bulunan kardeşleri tenkit etmeden, lütufla ıslahlarına çalışmak.

İşte bir şahıs veya grup kendini bu esaslı kaidelere göre tartmalı, nerde yanlışlık ve eğrilik varsa düzeltmeye gayret etmelidir. Allah’ın rızasından başka değer olmadığını, yaptığımız her hareketin dünya ve uhrada karşılığının olduğunu bilerek adım atmalıdır.

Risale-i Nurların sadece iman esaslarından ibaret olmadığını, hizmetlerin sağlam yürümesi için Lahikalar dediğimiz hizmet düsturlarının da ciddi okunup hayata geçmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Geniş bilgi için tıklayınız:

- RİSALE-İ NUR TALEBELERİNİN HİZMET ÖLÇÜLERİ.

Dipnotlar:

(1) bk. Tirmizi, Bir, 59.
(2) bk. Münazarat, Sualler ve Cevapları.
(3) bk. Tanıyanların Dilinden, BAYRAM YÜKSEL.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Lazgin

3. Risale-i Nur hizmeti şahıs eksenli değildir. Hizmette şahs-i manevi esastır ve hizmetlerin tanzim ve tedbiri meşveret ile olur. 

  Üçüncü sıraya bu maddeyi koymanız gayet manidar olmuş. Allah razı olsun. Allah Hüsnü Ağabeye de uzun ve sıhhatli ömürler ihsan etsin. Ve ona bir tarikat şeyhi gibi muamele edip bu mühim düsturu çiğnemekten bizi muhafaza buyursun. Amin. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...