15 Temmuz sonrası olumsuz bir kanaatle "Onlar da Risale-i Nur okuyordu, bakın akıbet ne oldu.", "Bütün cemaatler tehlikeli olabilir." gibi düşüncelere nasıl cevap verilebilir?
Değerli Kardeşimiz;
15 Temmuz sonrasında cemaatlere ve dinî gruplara yönelik menfi kanaatlerin ve saldırıların artması, içtimaî bir travma ve güven kaybına yol açmıştır. Bu durumun doğurduğu sıkıntılara, özellikle Risale-i Nur perspektifinden hareketle nasıl cevap verilebileceğini değerlendirmeye çalışalım:
Risale-i Nur’a göre, her şeyden önce Allah rızası için samimiyetle hareket etme temeline dayanan hakiki ihlas esastır. Üstad Bediüzzaman Said Nursî, eserlerinde sürekli "bir hakkı elde etmek için haksız bir yoldan gidilmemesi" ve "Meşru bir netice için gayrimeşru yol izlenemez" prensibine vurgu yapar. Eğer bir grup ya da bir topluluk, dine veya Kur’an hizmetine yanlış niyetlerle yaklaşıyorsa, bu onların şahsi hatalarından kaynaklanır ve hiçbir şekilde İslam’a veya Risale-i Nur’a mal edilemez. İslam içerisinde hatta dinde mutaassıp oldukları hâlde, akli muhakemeden noksan olanların az olmadığını ve İslam'a zarar verdiklerini tarih gösteriyor. Fakat onların bu yanlışı kesinlikle İslam'ın müspet anlayışına uymadığı için, İslam'a mal edilemez.
15 Temmuz’da yaşanan elim hâdiseler, bir grubun ve mensuplarının siyaseti ve dünyevi menfaatleri dine alet etmesinin bir neticesidir. Bu noktada Üstad Bediüzzaman, Risale-i Nur’un bir siyasi hareket olmadığını, bilakis iman hizmetine yönelik bir Kur’an tefsiri olduğunu sık sık vurgular. Risale-i Nur hizmetinin asıl gayesi; “imanı kurtarmak” ve “ahlakı güzelleştirmek”tir. Siyaset, makam ve dünyevi menfaat peşinde koşan bir zihniyet, Risale-i Nur’un bu ihlas düsturuna aykırıdır.
Üstad’ın Cemaatlere Dair Prensipleri
Bediüzzaman, cemaatlerin nasıl olması gerektiği konusunda Risale-i Nur’da çok açık prensipler koymuştur:
1. İhlası Kaybetmemek:
“Amelinizde rıza-yı İlahi olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.” (Lem’alar, 21. Lem'a)
Yani cemaatler, Allah’ın rızasını esas almalı, şöhret, teveccüh-i nas, siyasi güç ya da makam peşinde koşmamalıdır.
2. Siyasetten Uzak Durmak:
Risale-i Nur’da siyasetin dine alet edilmesi veya dini hizmetlerin siyasete karıştırılması kesinlikle reddedilir. Bediüzzaman, dini cemaatlerin ve grupların tarafgirlikten ve dünyevi menfaatlerden uzak durması gerektiğini ifade eder.
"Sakın, sakın, dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalâlet fırkalarına karşı perişan etmesin" (Kastamonu Lahikası, 84. Mektup)
3. Şahs-ı Manevi ve İstişare:
Risale-i Nur hizmeti, şahs-ı maneviye dayanır. Yani bir liderin veya kişinin otoriterliği yerine, ortak akıl, istişare ve kardeşlik esası vardır. Lider odaklı bir yapı, şahsi menfaatlere açık bir sistemdir ve cemaatin çürümesine neden olabilir. Üstad'ımız, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin, bir nevi manevî meclis-i şura hükmünde olduğunu risalelerde beyan eder.
“Onlar da Risale-i Nur okuyordu, bakın akıbet ne oldu” diyenlere şöyle bir cevap verilebilir:
Risale-i Nur, insanları Allah’a yaklaştıran, iman ve ahlak terbiyesi veren bir eserdir. Ancak Risale-i Nur’u okuyan herkes, o eserle amel ediyor veya ihlasla hareket ediyor demek değildir. Eğer bir kişi veya grup, Risale-i Nur’un ortaya koyduğu ihlas, sadakat ve rıza-yı ilahi gibi düsturlardan sapar ve dünyevi heveslere kapılırsa, bu onların kendi hatalarıdır. Suyun temizliği, kabın temizliğine bağlıdır. Risale-i Nur temizdir; ama onu taşıyan kişiler niyetlerinde samimi değilse, bu eseri yanlış şekilde kullanabilir. Bir doktor hata yaptı diye bütün doktorlar mesul olmayacağı gibi, bir asker hata yapmakla bütün askerlik mesul olamaz.
“Bütün cemaatler tehlikeli olabilir” diyenlere şu hakikati anlatmalıyız:
Her cemaat, kendi gayesi ve prensiplerine göre değerlendirilmelidir. Risale-i Nur cemaati, hiçbir zaman siyaseti vasıta edinmemiş, sadece imana ve Kur’an’a hizmet eden bir yapı olmuştur. Her topluluğun içinde hatalı insanlar çıkabilir, ancak bu durum, o topluluğun tamamını kötülemez. Kur’an’a hizmet eden ve ihlasla çalışan cemaatler, bir topluma ışık tutan kandillerdir. Kaldı ki 15 Temmuz’u yapanlar bir cemaat değil, bir örgüt gibi çalıştığını meydana gelen hâdiseler göstermiştir.
Netice
Cemaatlerin veya grupların yanlış yapması, İslam’a ya da Risale-i Nur’a mal edilemez. Risale-i Nur, insanlara ihlasla ve samimiyetle Allah’a hizmet etmeyi öğretir. Ancak insanların şahsi niyetleri ve hataları, o hakikatin kirlenmesine yol açamaz. 15 Temmuz sonrası dönemde, genellemeci bir tavırla bütün cemaatleri suçlamak, hem İslam’ın rahmet mesajına hem de içtimaî barışa büyük zarar verir. Bu yüzden, cemaatlerin doğru prensiplere (ihlasa, istişareye ve rıza-yı ilahiye) dayalı olarak değerlendirilmeleri gerektiği Risale-i Nur’un düsturlarıyla açıklanabilir.
İlave bilgi için tıklayınız:
- BEDİÜZZAMAN VE NUR TALEBELERİYLE, PARALEL YAPI (FETÖ) ARASINDAKİ DERİN FARKLAR
- BİR ÖMRÜN DEĞİŞMEZ PRENSİBİ: MÜSBET HAREKET
- FETÖ ile Nur Talebeleri Arasındaki Derin Farklar (Video: Dr. B. SABAZ-H. DÜLGAR).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü