Ehl-i tarik kardeşler; kalp katılığının izalesinin zikirsiz ve mürşitsiz olamayacağını ifade ediyor. Ne dersiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Tarikatta nefis terbiyesi hem uzun hem meşakkatlidir, herkes muvaffak olamaz. Çile, riyazet, uzlet, vird gibi vasıtalarla nefis terbiye edilir ve bu bazen kırk yıla kadar uzayabilir.
Tarikatta nefsi tamamen susturma ve öldürme esastır ki, bu insanın sürekli tekemmül etmesini engeller ve makamını sabitleştirir.
Risale-i Nur velayet-i kübra mesleği olduğu için, bu meslekte nefsin terbiye edilmesi kısa ve kolaydır. Kuvvetli iman dersleri ile tarikatın kırk yılda elde ettiği neticeyi kabiliyeti olana kırk dakikada verebiliyor.
Risale-i Nur'da nefsi öldürme ve susturma değil, ıslah edip hayra tevcih ettirmek, nefsin vesilesi ile şükrün bütün çeşitlerini eda etmek ve terakki ve tekemmülü daimi kılmak esastır. Nefis vahşi bir at gibidir, ıslah ve terbiye edilirse, üstüne binip yol alırsın ya da tarikatta olduğu gibi direkt öldürür yaya kalırsın.
Risale-i Nur, nefse olan muhabbet ölçüsünü şöyle hulasa etmektedir:
"...Nefsine muhabbet ise, ona acımak, terbiye etmek, zararlı hevesattan men etmektir. O vakit nefis sana binmez, seni hevasına esir etmez. Belki sen nefsine binersin. Onu hevaya değil, Hüda'ya sevk edersin." (Sözler, 32. Söz, Üçüncü Mevkıf)
Risale-i Nur'un kuvvetli iman dersleri mürşid-i kâmil vazifesi gördüğü için, şeyhe ya da mürşide ihtiyaç bırakmaz. Şeyh ve mürşid ihtiyacını fazlası ile karşılar ve ayrıca her bir Nur talebesini kendine dost ve kardeş kılarak kuvve-i maneviyesini tekit ve teyit eder. Bir şeyhi kaybeder, binlerce çok meziyetli kardeşleri kazandırır.
Zikir; Allah’ı anmak, hatırlamak ve O’nun yarattığı varlıkları tefekkür etmek, onlarda tecelli eden isim ve sufatları okumaktır. Zikrin bu manada biçok mertebe ve dereceleri bulunuyor. Tarikatta bir kelimeyi vird edinip sürekli tekrar etmek esas iken, Risale-i Nur'da hem aklı hem kalbi hem ruhu hem diğer duygu ve latifeleri besleyecek hayat verecek kuvvetli iman dersleri esastır.
Risale-i Nur'un imana dair bahisleri hem imanın kuvvetlenmesine vesie olur hem de zikir ve tefekkür yerine geçip çok sevaplara medar olur.
“Bir saat tefekkür bazen bir sene (nafile) ibadetten daha hayırlıdır.” (Suyutî, Camiu’s-Sağir, II, 127; Aclûnî, I, 310)
Zihni, bir saat Allah’ın azametiyle meşgul etmek, O’nun isim ve sıfatlarının kâinattaki tecellilerine çevirmek, O’nun emir ve yasakları çerçevesinde çizilmiş hukukullah ve hukuku’l-ibad (Allah ve kul hakkı) konusundaki taksiratını düşünmek, bir yıl nafile ibadet yapmaktan daha hayırlıdır.
Risale-i Nur'un her bir bahsi bu bir saat tefekkür manasını vererek, zikir ile nefsi terbiye etme esasını ziyadesi ile yerine getiriyor.
İnsan, bir saat sağlam tefekkür ederse, erkân-ı imaniye (iman esasları) inkişaf eder. Daha sonra o insan, Allah’ı sever ve kalbinde derin bir muhabbet-i ilahi belirir, derken zevk-i ruhaniye ulaşır ve ötelere doğru kanatlanır gibi olur. İşte böyle bir tefekkürle bazen insan, bin sene ibadet yapan ancak bu türlü bir tefekkürden mahrum kimselerin varabildiği ufka varabilir. Böyle bir anlayış ve şuur içinde, Rabbi’ne teveccüh etmeyen biri, bin sene bir yerde dursa da düşünüp derinleşemediğinden katettiği mesafe, bir saat tefekkürle kazanılan mesafeye müsavi gelmeyecektir.
Ayrıca Risale-i Nur'un tefekkür ve üstün zikir dersleri kalbi hastalıklara da tam bir şifadır, kötü ahlakın tedavisinde de tesirli bir ilaçtır. Risale-i Nur'u okuyan, anlayan ve yaşayan birisi hem nefsini ıslah eder hem kalbi hastalıklarını tedavi eder. Ayrıca manen terakki ve tekemmül ederek velayet makamlarına erişip, zikir ve tefekkürün zirvesine ulaşabilir. Hariçte nur aramaya ihtiyaç duymaz. Risale-i Nur'daki bu muazzam keyfiyetleri kâfi görmeyip hariçte nur arayan birisi güneşe bedel, mumu bulur.
"Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur'un dairesi haricinde nur aramamalı ve aramaz. Eğer ararsa, Risale-i Nur'un penceresinden ışık veren manevi güneşe bedel, bir lambayı bulur, belki güneşi kaybeder." (Lem'alar, 28. Lem'a, On Birinci Nükte.)
"Risalet-ün-Nur on beş senede medresede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi onbeş haftada ve bâzılara onbeş günde kazandırdığını yirmi senede yirmi bin zat tecrübeleriyle şehadet ederler." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Güzel Mektuplar ve Parlak Fıkralar: Isparta'ya Gönderilen Bir Fıkradır)
"Doğrudan doğruya, tarîkat berzahına uğramadan, lütf-u İlahî ile hakikata geçmektir ki, Sahabeye ve Tâbiîne has ve yüksek ve kısa tarîk şudur. Demek hakaik-i Kur'aniyeden tereşşuh eden Nurlar ve o Nurlara tercümanlık eden Sözler (Risale-i Nur), o hâssaya mâlik olabilirler ve mâliktirler." (Mektubat, 28. Mektup, Üçüncü Mesele)
İlave bilgi için tıklayınız:
- İrşat için mutlaka mürşit gerekiyor mu; mürşitsiz olmaz mı?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü