"Acaba, her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?" Kalp, ruh, latife-i Rabbani; bu hislerin farkı ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey şikemperver nefsim! Acaba, her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?"

"Madem vermiyor, çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyleyse, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin hava-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir."(1)

Ruh: İnsan mahiyetinin aslı ve esası ruhtur. Ruh bütün hasse ve duyguların efendisidir. Ceset ise ruh ile kaimdir. Ceset, ruhun hanesidir. Ruhsuz ceset olamaz; ama cesetsiz ruh olabilir.

Ruh basittir, bölünmez, parçalanmaz, eskimez, ölmez, dağılmaz, yaşlanmaz, ceset ise sayılan vasıfların tam aksine maruzdur.

Hayat ve şuur (akıl), ruhun bir hassesi ve vasfıdır. Ceset olmasa da ruhun hayatı devam eder. Yani insan ruhu hem görür, hem işitir, hem konuşur, hem düşünür, hem lezzet ve elemi hisseder. Ruh bedenden çıkınca, bütün bütün çıplak kalmaz, latif bir kılıf giyer.

Kalp, imanın mahalli, esma-i ilahiyenin tecelligâhı, bütün feyizlerin makesi ve manev duyguların merkezidir. Eğer kalp, iman, marifet, muhabbet ve fazilet gibi ulvi hakikatlere ayna olursa, diğer duygular da onun ile kıymet kazanır ve nurlanır. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmaktadır:

“Vücutta bir parça vardır ki, o sağlam olursa bütün vücut sağlam olur. O bozuk olduğu zaman bütün vücut harap olur. Dikkat edin, işte o kalptir.” (Buharî, İman, 39; Müslim,Musâkât, 107)

Kalp ancak zikirle tatmin olur. Zira zikir gafleti izale eder.

"İhtar: Kalpten maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır."(2)

Bedenimizin çeşitli gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, imanın mahalli, muhabbetin merkezi ve bütün esmanın tecelligâhı olan kalbimizin de başta namaz olarak manevi gıdalara ihtiyacı vardır.

Dipnotlar:

1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz.

2) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayet Tefesiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 16.843
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

mtahir42

Kalp, Latife Rabbaniye ise veyahut içinde bulunan kısımsa Ustad Neden Burada, Hem Kalp kullanıp bir kaç kelime sonunda Latife Rabbaniye diyip hemde ihtiyacını Hava olarak yazmış. Kalbe kut ve gıda derken Latifeyi Rabbaniye ihtiyacı Hava yazmış neden ayrı ayrı ele almış. Madem çok yakınsa anlamları 

Ayrıca burada Latife Rabbaniye derken Sir Hafi Ahfa gibi kısımlar mi söylenmek istedi acaba?

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Üstadın kalp ile latife-i rabbaniye kavramlarını hem birbiriyle iç içe hem de ayrı ihtiyaçlarla (kut/gıda ve hava) ele almasının çok mühim hikmetleri vardır.

Bu durumu anlaşılır kılmak için meseleyi maddeler halinde inceleyelim:

Kalp ve Latife-i Rabbaniye: Biri Zarf, Diğeri Mazruf (Kapsayan ve Kapsanan)

Tasavvufi literatürde ve Üstad'ın kullanımında kalp, bazen geniş anlamda ruhani merkezimizin tamamını ifade ederken, bazen de bu merkezin içindeki asıl cevher olan latife-i rabbaniyeyi kasteder.

Kalp: Bir yönüyle cismani kalbe bağlı, ama asıl yönüyle bütün hislerin, duyguların ve manevi cihazların toplandığı merkez üssüdür.

Latife-i Rabbaniye: O kalbin tam merkezinde yer alan, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın tecellilerine ayna olan, imanın ve marifetullahın (Allah'ı tanımanın) mekanı olan en rafine, en latif çekirdektir.

Üstad’ın aynı paragrafta iki kelimeyi birden kullanması, genelden özele (umumi olandan hususi olana) geçiş yapmasıdır. Önce geniş çerçeveyi çizip "kalp" der, hemen ardından o kalbin derinliğindeki asıl hassas noktayı, yani "latife-i rabbaniye"yi nazara verir.

Neden Biri için "Gıda/Kut", Diğeri için "Hava"?

Üstad'ın manevi ihtiyaçlar için seçtiği "gıda" ve "hava" benzetmeleri muazzam bir pedagojik ve hakikatli ölçüdür. İnsanın bedeni üzerinden yapılan bu analoji, manevi hayatın derecelerini gösterir:

Kalbin Kut ve Gıdası (Zikir ve Fikir): İnsan her an yemek yemez. Günde birkaç kez gıda alırız ve o gıda bizi bir süre idare eder. Kalp de namaz, tesbihat, tefekkür gibi ibadetlerle belirli vakitlerde "beslenir", kuvvet bulur. Gıda, kalbin hayatını sürdürmesi ve büyümesi için lazımdır.

Latife-i Rabbaniyenin Havası (Huzur, İhlas ve Süreklilik): Hava ise gıdadan farklıdır. Nefes almayı bir dakika bile durduramazsınız. Durdurduğunuz an ölüm başlar. Latife-i rabbaniye, Allah ile olan bağın kopmamasını, her an O'nun huzurunda olduğunu hissetmeyi (huzur-u daimi) ister. İşte bu yüzden onun ihtiyacı hava gibidir; yani kesintisiz, anlık ve süreklidir. O latife, gaflete düştüğü an nefessiz kalır.

Üstad bu iki kavramı ayırarak bize şunu ifade ediyor: Kalbinizi ibadetle beslemeniz (gıda) yetmez; o kalbin içindeki en hassas latifenin her an uyanık kalması ve manevi nefes alabilmesi için her daim ihlas ve huzur içinde (hava) olmanız gerekir.

Sır, Hafi, Ahfa Gibi Kısımlar mı Kastetti?

Evet, tam olarak bu manayı destekler ve içine alır. Tasavvufta "Letaif-i Aşere" (On Latife) denilen manevi merkezler vardır: Kalp, Ruh, Sir, Hafi, Ahfa bunlardandır.

Kalp bu letaifin ilk basamağı ve kapısıdır.

Sır, Hafi ve Ahfa ise o kalbin daha da derinlerinde, tabiri caizse "odacıklarında" yer alan daha gizli, Allah'a daha yakın latifelerdir.

Üstad "Latife-i Rabbaniye" dediğinde, kalbin içindeki o en derin, en gizli tabakaları (Sır, Hafi, Ahfa gibi nurani noktaları) da içine alacak şekilde manevi kalbin özünü kasteder. Çünkü insan kalbi derinleştikçe sırlar açılır, sır seviyesine, hafi ve ahfa seviyesine geçilir.

Özetle;

Üstad, manevi anatomimizin haritasını çıkarırken çok hassas bir terazi kullanıyor. Kalbi geniş bir saray gibi düşünürsek; o sarayın beslenmesi (kut) gerekir. O sarayın en mahrem, sultanın tahtının bulunduğu oda ise latife-i rabbaniyedir (ve onun derinlikleridir) ve oranın havasız kalmaması, sürekli tecelli rüzgarlarıyla temizlenmesi şarttır. Ayırt etmesi, aralarındaki bu derece ve hayatiyet farkını bize öğretmek içindir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...