"Avâlim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâtife-i Rabbâniye"yi izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Cemî zerrat-ı kâinat, birer birer, zât ve sıfât ve saire vücuh ile hadsiz imkânat mabeyninde mütereddit iken, birden bire bir ciheti takip, muayyen bir sıfatla ittisaf, mahsus bir keyfiyetle tekeyyüf ederek hayret-bahşâ hikemi intaç ettiğinden, Sâniin vücub-u vücuduna şehadetle, avâlim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâtife-i Rabbâniye içinde ilân-ı Sâni eden misbah-ı imanı ışıklandırıyorlar."(1)

Kalp, fiziki bedenimizdeki çam kozalağını andıran bir et parçasından ibaret değildir. Kalp, Allah’ın bir ihsan ve ikram eseri olarak bize verdiği vicdandan gelen hissiyat ile dimağdan, yani akıldan gelen fikirlerin depolandığı ve şekillendiği bir latife, bir duygudur.

Kalbi besleyecek ve onu çalıştıracak iki kanal, iki kutup vardır. Birisi, yaradılışta insana takılan hakkın ve doğrunun kıstaslarını taşıyan, hislerin toplamını temsil eden vicdandır. Bu vicdandaki hakka ve doğruya pusula olan hisler, kalbe uzanan ve onu besleyen ana bir damardır.

İkincisi ise dimağdır. Yani hakkı, batılı, doğruyu, yanlışı, zararı ve menfaati temyiz ve tefrik eden ve bunu fikir olarak kalbe ulaştıran ikinci ana damardır.

Bir çeşit, kalbi besleyen ve şekillendiren iç ve dış etkenlerdir. Kalp, doğuşta boş bir sayfa iken, bu sayfayı dolduran iki kalem gibi çalışırlar vicdan ve dimağ.

Buradaki latife-i Rabbaniye, kalpten ibarettir denebilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi kalp, vicdan ve dimağ kanallarından gelen bilgi ve feyizlerin teraküm ettiği bir latife bir duygudur. Kalp öyle bir latifedir ki, bütün gaybi alemler ile irtibatlıdır.

"Kalbin avalim-i gaybiyenin enmuzeci olması", kalbin bütün gaybi alemler ile irtibatlı olmasına veya olma istidadına malik olmasına kinayedir. Bütün alemleri uzun iplere benzetirsek, bütün bu iplerin ucu insanın kalbinde temerküz ediyor. Kalp âdeta bütün o gaybi alemlerin yoğrulmasından hasıl olan bir hamur gibidir.

Kainat, Allah’ın isim ve sıfatlarına dev bir aynadır. Bu aynada Allah’ın isim ve sıfatları azamet ve haşmet ile tecelli eder. İnsan ise dev ayna olan kainatın küçültülmüş bir modeli, bir özeti gibidir. Allah’ın bütün isim ve sıfatları bu küçültülmüş model ve aynada daha okunaklı ve daha kuşatılabilir bir mahiyette tecelli etmiştir.

Kalp ise insanın kainata nispeti gibi, insan mahiyetinin küçültülmüş bir misali ve modeli hükmündedir. Yani kalp öyle cami ve donanımlıdır ki, kainat ve insanda tecelli eden bütün isim ve sıfatlar kalpte de tecelli ediyor. İşte bu tecellinin kalpte faal ve parlak olabilmesi iman ve ibadete bakıyor. Kalbin gözbebeğinde Allah’ın nuru aksediyor.

"Ben göklere ve yere sığmam, fakat mü'min kulumun kalbine sığarım."(2)

kudsi hadisi bu manaya işaret eden veciz bir ifadedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Nokta.
(2) bk. el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ: 2:165; İmam-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmüddîn, 3:14.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ramazanyadak
Avalim-i gaybiye nelerdir? Latife-i Rabbaniyenin avalim-i gaybiyenin enmuzeci olması ne demektir? Biraz daha açar mısınız?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Avalim-i gaybiye terimi insanın beş zahiri duyusu ile göremediği bütün alemleri ve boyutları içine alan geniş bir terimdir. Berzah alemi, ruhlar alemi, misal alemi, arş, kürsi, cennet, cehennem, alem-i emir, levh-i mahfuz vesaire bu alemlerden bazılarıdır.

Latîfe-i Rabbaniye insanın ruh, akıl ve kalbine topluca ya da ayrı ayrı verilen bir isimdir ama ağırlıklı olarak ruha verilen bir isimdir. Ruh ise insanın temelini ve özünü oluşturur insanın bütün duygu ve cihazları ruh temeline dayanır.

Ruhun bir duygusu ve özelliği olan hayal kuvvesi alem-i misale açılan bir pencere ve alem-i misalin insanda ki karşılığıdır.

Yine ruha dayanan hafıza levh-i mahfuz aleminin insanda ki bir numunesi bir temsilcisi hükmündedir.

Ruhun kendisi hem alem-i emir hem de alem-i ervahın insanda ki bir numunesi bir temsilcisi hükmündedir.

İnsanda ki kalp Cemali Ezeli alemine açılan muazzam bir latife bir duygu bir penceredir.

İnsanın nefsi, şehveti ve öfkesi alem-i habisata açılan süfli pencereler oluyorlar.

İnsanın aklı alem-i manaya açılan muazzam bir duygudur.

İnsanın gözü alem-i mebsurata, kulağı sesler alemine, dili tatlar alemine, derisi dokunma alemine açılan zahiri duygulardır vesaire.

Özetle insan yaratılmış bütün varlıkların hülasası ve özeti gibidir. Bütün varlık boyutlarının örneği ve numunesi insanda duygu ve cihaz olarak vardır. İnsanın ahsen-i takvim suretinde yaratılmasının sırrı da bu özelliklerinden dolayıdır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...