"Âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır." Neden ölmüş hayvanlar? Ekolojik dengeyi muhafaza şeklindeki yorum doğru olur mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayatta olan hayvanların vahşi hayvanlara haram olması, onları yemeyeceği manasına gelmiyor. Vahşi hayvanların basit bir iradeleri olmasından dolayı, onlar da kendilerine münasip bir cezayı hak ediyorlar ve cezalandırılıyorlar.

Üstat bu manayı, hadise dayanarak şu şekilde ifade ediyor:

"Evet, âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, cezâ görürler. حَتّٰى يَقْتَصُّ الْجَمَّاۤءُ مِنَ الْقَرْنَاۤءِ (ev kemâ kàl). Yani, 'Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı kıyâmette boynuzludan alınır.' diye ifade-i hadîsiye gösteriyor ki: Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir."(1)

Vahşi hayvanların zayıf ve hastalıklı hayvanları yiyip ekolojik dengeye hizmet etmeleri, akıldan uzak bir mana değildir. Vahşi hayvanlar bir şekilde ekolojik dengeye hizmet edebilirler. Bunun hakikate zıt bir tarafı yoktur. Hatta bazen aynı türler birbirini ve hatta yavrusunu yemek sureti ile bu ekolojik dengeye farkında olmadan hizmet edebilirler.

Kaldı ki, türlerin birbirlerine musallat edilmesi, kâinat içinde inkâr edilemeyecek kadar açık bir hakikattir. Yoksa, nizam diye bir şey kalmazdı. Ama bu ekolojik dengeye farkında olmadan hizmet etmesi, cezadan kurtulmasına yetmez. Tıpkı şeytanın imtihana vesile noktasından hizmet edip de azaptan kurtulamaması gibi.

Cenâb-ı Hak, sonsuz hikmetiyle hayvanlar âlemini “et ile beslenenler”ve “ot ile beslenenler” olmak üzere iki kısma ayırmıştır. Bütün hayvanlar ot yeselerdi, hepisinin cenazeleri ortada kalacaktı.

İlâhî hikmet, hayvanların bir kısmını diğerlerine rızık yapmakla hem Rezzak ismini tecelli ettirmekte, hem de Kuddüs sminin tecellisiyle yeryüzünün temizliği ve nezafeti sağlanmış olmaktadır.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Vahşi hayvanlardan maksat; aslan ve kaplan gibi yırtıcı hayvanlar mı? Hayvanların mükâfat ve mücazatları nasıl olabilir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Öncelikle, Allah hiçbir mahlûkuna kaldıramayacağı teklifi ve sorumluluğu yüklemez. Bu mana ayet ve hadislerle sabit bir hakikattir. Bunun böyle olduğuna ayrıca kâinatta cari olan ölçü, adalet ile muamele, intizam ve ahenk gibi fiiller şahittir. Yani Allah’ın adaletle iş gördüğüne bütün kâinat şahittir.

Allah mahlûkatı sınıf sınıf yaratmış ve hepsini ayrı vazifeler ile donatmıştır. Vazifesinin ağırlığına göre de güç ve kuvvet vermiştir. Mesela inek, deve, koyun gibi hayvanlarınn vazifesi et ve süt vermektir. Bedenleri de bu vazifeyi yapacak şekilde tanzim ve terbiye edilmiştir. At, deve, katır gibi hayvanların vazifesi ise yük taşımaktır; vücutları da buna göre tanzim edilmiştir. Her mahlûkun vazifesi ile bedeni arasındaki mütenasiblik Allah’ın hikmet, adalet ve rahmet ile iş gördüğünün ispatıdır.

Aynı şekilde, yırtıcı ve vahşi hayvanların da bir vazifesi, buna uygun vücutları ve azaları vardır. Allah onlara da ayrı bir vazife takmıştır. Bunların vazifeleri ise ekolojik dengeyi muhafaza için zayıf ve hastalıklı hayvanları yemektir. Otobur olan hayvanların içindeki zayıf ve hastalıklı hayvanlar türlerini tehdit eden birer unsurlardır. O türlerin hem ekolojik dengesini muhafaza, hem de sağlıklı olabilmeleri için, Allah vahşi hayvanları onlara musallat etmiştir. Bu kanun, bütün türler için geçerlidir. İşte vahşi ve yırtıcı hayvanlar, bu zayıf ve hastalıklı hayvanları yemekle, o türlerin zinde ve sağlıklı kalmalarını temin ediyorlar.

Bu yırtıcı ve vahşi hayvanlar bazen haddini ve vazifesini aşarak sağlam hayvanlara ve onların şefkate muhtaç yavrularına saldırıp parçalıyorlar. Yani bir çeşit yaradılış maksatlarını aşıp zulüm ve gaddarlık yapıyorlar. Allah da bu zulüm ve gaddarlığa mukabil onları fıtri kanunlar dâhilinde cezalandırıyor.

Şimdi akla şu soru geliyor; bunlarda cezayı gerektirecek sorumluluk ve irade var mıdır?

Evet, Allah her mahlûkuna münasip bir irade ve teklif yüklemiştir. Ve yüklediği teklif ve iradeye göre de onlara öyle muamele ediyor. Yani bu yırtıcı ve vahşi hayvanların da mübtedi ve basit bir iradeleri vardır. Her hayvan iradesinin derecesine göre sorumludur ve ona göre cezaya müstahak oluyorlar.

Üstat bu manaya şu şekil işaret ediyor:

"Evet, âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, cezâ görürler.  حَتّٰى يَقْتَصُّ الْجَمَّاۤءُ مِنَ الْقَرْنَاۤءِ (ev kemâ kàl). Yani,  'Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı kıyâmette boynuzludan alınır.' diye ifade-i hadîsiye gösteriyor ki: Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir."(1)

Aslan ve kaplanlar, vahşi hayvanlar sınıfındandır,  ama vahşi hayvanlar bunlardan ibaret değildir. Deniz, hava ve kara hayvanları içinde de vahşi hayvanlar vardır. Kartal ve köpek balığı gibi.

 (1) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

Âkilü'l-lahm (et yiyen) hayvanlar, sadece ölmüş hayvan leşlerini yeselerdi, hayatlarını devam ettirebilirler miydi? Bazı zamanlarda (kuraklık gibi) avlanmakta zorluk da çekiyorlar.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Rezzak-ı hakiki sebepler değil, Allah’tır. Rezzak olan Allah, yeryüzünde ne kadar canlı varsa hepsinin rızkını unutmadan ve şaşırmadan mütemadiyen veriyor. Meselelere sebepler noktasından bakarsak işin içinden çıkamayız. Ama Allah canibinden bakarsak her şey çok berrak ve kolaydır.

Şu sebep böyle olursa, bu olmazdı, gibi karmaşık ve bizim aklımızın haricinde olan meselelere kafa yormak, beyhude ve sıkıntı verici bir durumdur. Bu sebeple "Rezzak-ı Hakiki Allah’tır" deyip, teslim olmak gerekir. Dünya kurulduğundan bu yana sayısız canlıların sayısız rızıklarını yaratan Allah, elbette aslan ve çıta gibi canavarları aç bırakmaz, bırakmıyor da.

"Yeryüzündeki her canlının rızkı, Allah’a aittir."(Hud Suresi, 11/ 6)

"Nice canlı vardır, rızkını kendi elde edemez. Sizin de onların da rızkını Allah verir."(Ankebut Suresi, 29/60)

"Rabbin, rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır."(İsra Suresi, 17/30)

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor:

“Eğer siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz, kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler."(1)

(1) bk. Tirmizi, Zühd, 33; İbn Mace, Zühd, 14; İbn Hanbel,1/332.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

Aslan, kaplan gibi hayvanların helal rızkları; ölmüş hayvanların etleriyken, neden bu hayvanlar sağlam hayvanların etlerini yiyorlar? Yirmi Dördüncü Söz'de hayvanata çobanlık yapan melaikeden de bahsediliyor, bilgi verir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Sualin ikinci şıkkı: "Sen, bir mektubunda, şairane bir lâtifeyi yani kuşların, mektuplarını yazmak ve okumak zamanında yanınıza ve şakirtlerin yanına gelmelerini o lâtifeyi ciddî bir tarzda kardeşlerine yazdın. Halbuki o kuşlar, hal-i âlemi ve Risale-i Nur'un hadisata karşı faydasını bilecek mahiyetinden uzaktırlar."

"Elcevap: Emir ve izn-i İlâhî ve havl ve kuvvet-i Rabbâniyeile, umum hayvanatın, melâikeden bir çobanı, bir nâzırı olduğu gibi, kuş taifesinin de bir çobanı var. Onlar bilmese de emr-i İlâhî ile ve ilham-ı Rabbânî ile çobanları onları sevk eder. O sevk-i fıtrî ise, kuşlara gelen ilhama dayanır. Kuşlar, ilhama mazhardırlar ki, yaşı bir günlük bir arı yavrusu, havada, bir gün mesafede gider, o ilham-ı fıtrî ile, o sevk-i Rabbânî ile yolunu şaşırmadan dönüp, gelip yuvasına girer." (1)

Nasıl ki, balığın; balinadan hamsiye kadar binlerce türü ve cinsi varsa, aynı şekilde meleklerin de dört büyük melek ve arşın meleklerinden tut, ta bir damla yağmura nezaret ve tasarruf eden meleklere kadar sayısız türleri ve cinsleri var.

Allah kâinatta her bir mahlûkunu temsil edecek melaike ile donatmıştır. Her bir melek vekâlet ettiği mahlûkun ibadet ve tesbihini temsilen Allah’a takdim etmekle kalmıyor, bir insanın iradi işlerindeki tasarrufu gibi o melek de o mahlûkat üzerinde tasarruf ediyor. Yani melek o mahlûkun adeta bir ruhu hükmünde oluyor.

Mesela; bir ağaca vekâlet eden melek, o ağacın ruhu, ağaç ise o ruha bir ceset gibidir. Nasıl ki ruh, insan bedeninde tasarruf ediyor ise, melek de o ağaç üzerinde o şekilde tasarruf ediyor. Her bir mahlûka nezaret ve vekâlet eden bir meleğin olduğu hadis ile sabittir. Mesela; bir ağaca vekâlet eden melek, ağacın her bir yaprak ve dallarının fıtri bir dil ile yaptığı tesbih ve takdisi, kendi namına Allah’a takdim eder. Yani melek ağacın her bir yaprak ve dallarını temsil edecek fıtri bir ahvale sahiptir.

Mesela; İsrafil (as) bütün yeryüzündeki canlı mahlûklara nezaret ve vekâlet eden umumi bir melek olmasından, bütün mahlûkatı temsil edebilecek bir fıtrata sahip olması gerekir. Nasıl küçük bir ağacın her bir yaprağı bir dil hükmünde olup, yaprakları adedince ağza ve dillere sahip oluyorsa; bu ağaca nezaret eden meleğin de dolayısı ile ağacın yaprağı adedince dilleri ve ağızları oluyor.

Madem her bir taifeden sorumlu bir melek var, elbette kuş taifesinden sorumlu ve ona nezaret ve vekâlet edecek bir meleğin olması da mukadderdir. Sadece türlere değil, türlerin her bir ferdinden mesul melekler de vardır. Meleklerin ihtilaf ve cinsleri, nezaret ve vekâlet ettiği mahlûkatın ihtilafına ve farklılığına göre şekilleniyor. 

“Melâikenin ise, ecsamın muhtelif cinsleri gibi, cinsleri muhteliftir...”(2)

Ecsam (cisimler) kelimesi, yağmur tanesinden, çakıl taşına, yapraktan, dağa ve denize kadar birbirinden farklı mahlûkların tümünü ifade ettiği gibi, melâike kelimesi de birbirinden çok farklı nice nuranî varlıkları içine alır...

"Elbette bir katre yağmura müekkel olan melek, şemse müekkel meleğin cinsinden değildir." (3)

Hepsi topraktan yaratılmakla birlikte, karınca ile insan, kuş ile deve arasında büyük farklılık olduğu açıktır. Aynı şekilde, hepsi nurdan yaratılan melekler arasında da bundan daha fazla bir farklılık olabileceğini Üstad Hazretleri “nihâyetsiz melâike envaı ve ruhaniyet ecnası” ifadesiyle ders vermiştir. Verilen misal de çok harikadır. Yağmur katresi ve güneş...

Bir yağmur tanesi güneşten ne kadar farklı ise, o taneye müekkel olan ve onun tesbihatını temsil eden melek de güneşe müekkel melekten, cins olarak, o kadar farklıdır.

Dipnotlar

 (1) Emirdağ Lahikası-I, (53. Mektup)

(2) Sözler (Yirmi Dokuzuncu Söz)

(3) a.g.e

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

Şayet vahşi hayvanlara avlarını yakalayıp parçalamak kabiliyetlerinin verilmesi ne hikmete binaen olabilir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Evvelâ; “Cenab-ı  Hak, her şeye lâyıkını veriyor ve maslahata göre veriyor.” (Mesnevi-i Nuriye)

Bu cümle adaletin bir şubesi olan ihkak-ı hakkı  ifade ediyor. Bilindiği gibi adalet ikiye ayrılır: Birisi ihkak-ı  hak, yani her hak sahibine hakkını en güzel şekilde vermek, diğeri ise zalimleri cezalandırmak. Birinci şık, bu dünyada her varlıkta kendini gösteriyor. Bir varlığın mahiyeti neyi gerektiriyorsa, ona lazım olan her şey eksiksiz veriliyor.

Allah, ağacın dallarından, güneşin gezegenlerine, Cennetin tabakalarından, Cehennemin menzillerine kadar her şeyi lâyık mevkiine koymuştur.

Mesela, serçe kuşunun mahiyetine göre kendisine bir beden verilmiş, kanatlarla donatılmış, çeviklikle düşmanlardan korunması sağlanmış. Aslanın mahiyetine göre kendisine pençe verilmiş, güç verilmiş, avını parçalayıcı dişler ve çiğ eti hazmedecek mide verilmiş. Bu iki misale bütün canlı türlerini ekleyebiliriz. Bütün bu varlıkların mahiyetlerini ve cihazatlarını birlikte düşündüğümüzde “Cenab-ı Hak, her şeye lâyıkını veriyor ve maslahata göre veriyor” hakikatini bütün açıklığıyla okuruz. 

Şunu da ifade edelim ki,  aslanların avını yakalama oranı yüzde otuzu geçmiyor, genellikle hasta ve zayıf hayvanları yakalıyorlar. Hal böyle olunca sadece aslanların anatomisine bakarak bir hükme varmak doğru olmaz.

İkincisi, atmaca kuşunun serçeye musallat edilmesi, serçe kuşunun kabiliyetlerinin inkişaf etmesi içindir.  Hâdiseye sadece rızık noktasından bakmak noksan olur.

Üçüncüsü, bu sorunuza iki farklı açıdan bakabiliriz: Birincisi: Hayatta olan hayvanların vahşi hayvanlara haram olması, onları yemeyeceği manasına gelmiyor. Vahşi hayvanların basit bir iradeleri olmasından dolayı, onlar da kendilerine  münasip bir cezayı hak ediyorlar ve cezalandırılıyorlar.

Üstad Hazretleri bu manayı, hadise dayanarak şu şekilde ifade ediyor:

"Evet, âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, cezâ görürler."

 حَتّٰى يَقْتَصُّ الْجَمَّاۤءُ مِنَ الْقَرْنَاۤءِ (ev kemâ kàl). Yani,  'Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı kıyâmette boynuzludan alınır.' diye ifade-i hadîsiye gösteriyor ki: Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir."(1)

Vahşi hayvanların obur hayvanları yemeleri helal olduğu anlamına gelmiyor. Adam öldürmek dinimizde haramdır, ama yine adam öldürülebiliyor. Dolayısı ile bir çelişki yoktur. Vahşi hayvanların zayıf ve hastalıklı hayvanları yiyip, ekolojik dengeye hizmet etmeleri akıldan uzak bir mana değildir. Nefis ve şeytan gibi muzır şeyler insanın terakkisine nasıl vesile oluyorlarlarsa; aynı şekilde, vahşi hayvanlar da ekolojik dengeye hizmet edebilirler. Bunun hakikate zıt bir tarafı yoktur.

Yukarıda bu hususla ilgili vermiş olduğumuz alıntılara dikkat ile bakıldığı zaman, bu fıtri yasağın sadece vahşi ve katliam yapmaya müsait fıtratta olan vahşi hayvanlara mahsus olduğunu anlıyoruz.

 (1) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir." sözü, hangi rivayete binaen söylenmiştir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Âlimlerin ve Allah dostu olan evliyaların haberlerinin hepsine zahir ve kat’i deliller istenilmez. Zira ayet ve hadislerin zahiri manasından başka, ince ve latif işarî ve remzî birçok manaları da vardır. Peygamber Efendimiz (asm) bu manaya şu hadis ile işaret ediyor:

“Her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır.”(1)

Yani âyet ve hadîslerin zahirî manalarından başka, avam insanların göremeyeceği çok ince ve latif manaları da vardır ki, bunu ancak müdakkik nazarlar görebilir. Bu yüzden, büyük ve mutemet zatların sözleri delilsiz, kaziye-i makbule nevinden kabul edilebilir. Ama bu sözleri inkâr etmenin dini açıdan bir sakıncası yoktur. Sadece feyizden mahrumiyet söz konusudur.

İkinci bir mana olarak; “Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı kıyâmette boynuzludan alınır."(2) hadisi şerifinde, “Akilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir."(3) cümlesi ve hükmü zımen vardır. Yani Üstat bu cümleyi ve bu hükmü bu hadisten çıkarmıştır. Zaten bahsi geçen yerde de bu hadis-i şerif zikrediliyor.

Dipnotlar:

(1) bk. İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü'l-Kadîr, III/54.
(2) bk. Ahmed bin Hanbel, Müsned, II/235.
(3) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...