Ashab-ı Suffe hakkında bilgi verir misiniz? Üstad talebelerine bir miktar nafaka verip, bu uygulamayı zamanımıza nasıl taşıdı?
Değerli Kardeşimiz;
Ashab-ı Suffe: Hz. Peygamber (sav.)'in mescidine bitişik sofada kalan ve İslâmî tedrisatla meşgul olan sahabilere denir.
Suffe, eski evlerdeki seki, sed gibi yüksekçe eyvan demektir. Dilimizde buna sofa da denir. İslâm tarihinde "suffe" denilince, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'deki mescidinin bitişiğindeki bu isimle anılan yer anlaşılır. Burada kalan sahabîlere de "ashab-ı suffe" veya "ehl-i suffe" denir.(1)
Ashab-ı Suffe hayatlarını Hz. Peygamber (asm)’ın medresesinden ilim ve irfan tahsil etmeye adamış müstesna kimselerdir. Bunlar daima Mescid-i Nebevî'de bulunurlar, kendilerini ilim ve ibadete verirler, hep oruçlu olurlar, Kur'an tahsil ederler, Hz. Peygamber (asv)'in vaz ve irşâdını dinlerler, onunla beraber savaşlara iştirak ederlerdi. Onların geçimleriyle bizzat Hz. Peygamber (asm) alakada olur ve ashabın zenginlerini de onlara yardım etmeye teşvik ederdi.
Ashab-ı Suffe ictimaî, siyasî ve askerî sebeplerle Medine döneminde ortaya çıkmıştır. Kavim ve kabileleri arasında İslâm'ı yaşama imkânı bulamayıp gerek Hz. Peygamber (sav.) ile beraber Mekke'den ve gerekse muhtelif yerlerden Medine'ye hicret eden fakir, yeri yurdu olmayan kimseler burada kalırlardı. İslâmiyet'te ilk yatılı medrese burası olmuştur. Bundan sonra buranın durumu örnek alınarak İslâm aleminde medreseler hep camilerin etrafına yapılmıştır. (2)
Suffede sadece, kimsesiz sahabîler değil, zaman zaman, Sevgili Peygamberimizi (asm) görmek için gelen ve kalacak başka bir yeri olmayan misafirler de kalıyordu. Bunun yanında, evlenip ev bark sahibi olanlar da Suffe'den ayrılıyordu. Bunun için, Ehli Suffe'nin sayısı daima aynı kalmamıştır. Kaynakların bildirdiğine göre Suffeliler'in sayısı;10 ile 400 arasında değişmektedir. Bu rakamlar da, sayılarının zaman zaman değiştiğini göstermektedir.
Peygamber Efendimiz (asm) Suffe ehlinin sadece maişetiyle değil, ibadet ve ilim hayatlarıyla da yakından alakadar oluyordu. Şu hâdise bunu göstermektedir:
"Bir gün Resulullah (s.a.s.) evinden çıkarak mescide girdi. Mescidde iki halk ile karşılaştı. Bunlardan biri Kur'an okuyor ve Allah'a dua ediyor, diğeri ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Bunları görünce "İkisi de hayır işliyorlar. Bunlar Kur'an okuyor ve Allah'a dua ediyorlar. Allah, dilerse verir, dilerse vermez. Ama şunlar, ilim öğreniyor ve öğretiyorlar. Şüphesiz ben bir muallim (öğretmen) olarak gönderildim." buyurdu ve ilimle meşgul olanların yanına oturdu."(3)
Bu iki topluluk da Ehli Suffe'den idi. Çünkü onlar, gündüzleri mescidde ilim ve ibadetle meşgul olur, Suffe'yi yatakhane ve ilmî müzakere yeri olarak kullanırlardı.(4) İlimle meşgul olan Suffe ehline başta Kur'an-ı Kerîm olmak üzere; yazı, hadisler, çeşitli dînî bilgiler öğretiliyordu. Öğretmenleri ise; başta Peygamber Efendimiz (asm) olmak üzere, Abdullah b. Mes'ud, Übey b. Ka'b, Muaz b. Cebel, Ebu'd-Derdâ, Ubâde b. es-Sâmit gibi âlim sahabîler idi. Ehli Suffe ilme son derece düşkündü. Dünyevî meşgaleleri de olmadığı için zamanlarının çoğunu, ilmî müzakerelere ve Peygamber Efendimiz (asm) ile beraber olmaya verebiliyorlardı. Belki de Resulullah Efendimiz (asm), böyle bir imkânın doğması için onların ihtiyaçlarını gidermeye bu kadar ihtimam göstermiştir.
Risale-i Nur dairesindeki vakıflık müessesesi, Ashab-ı Suffeye benzemektedir. Risale-i Nur'a hizmet etmek isteyen vakıf bir kardeş; evlenmek, maişet, dünyevi meşgaleler gibi şeylerden uzak durur, onların maişet ve sair ihtiyaçlarını ise cemaat karşılar. Bu yönleri ile Ashab-ı Suffeye çok benzer, zaten meşruiyetini de oradan alır. Üstad vasiyet olarak; Risale-i Nur'un telif gelirlerinin bir kısmını, bu hizmet ehli vakıf kardeşlerin maişeti için tahsis etmiştir.
Dipnotlar:
(1) bk. Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VII, 46
(2) bk. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, II, 940
(3) bk. Dârimî, İbni Mâce
(4) bk. Ebû Dâvud, Büyû', 36
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü