Bazı istidadın cüz’iyetten geçememesi, gölgeden çıkamaması ne demektir? İstidada göre bazen bir ismin galip olması ve kendi hükmünü icra etmesi ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bazı istidatlar eşya ve hâdiseleri dar bir dairede değerlendirirler; onları küllî mânada düşünüp nazarlarını inkişaf ettiremezler. Meselâ, bir yakınını kaybeden kişi, onun ölümüne sebep olan hastalığı yahut kazayı münferit bir olay olarak değerlendirdiğinde dar bir dairede hapsolmuş olur. Değişen mevsimleri, dökülen yaprakları, ölümü tadan bütün canlıları birlikte düşünse, bütün bu varlıklarda ölümü yaratan bir kudreti görecek ve söz konusu ölüm olayının da bütün ölümleri yaratan Allah’tan geldiğini bilecektir.

“Gölgeden çıkamamak”; eşya ve hâdiselerin arkasında esmâ-i İlâhiyeyi okuyamamak mânasındadır. Bir önceki şıkta belirtildiği gibi, eşyanın hakikati esmâ-i İlâhiyedir. Eşya o esmâdan haber verir ve o esmânın varlığına nisbetle onun varlığı gölge gibi zayıf kalır.

Her insanın istidadı cüz’iyetten geçemiyor. İkinci Şuâ’da küllî düşünme için verilen misaller küllî tecelli için de aynen geçerlidir.

"Tevhid ve vahdette cemâl-i İlâhî ve kemâl-i Rabbânî tezahür eder. Eğer vahdet olmazsa, o hazine-i ezeliye gizli kalır..."(1)

Dersin devamında, bu konuda üç ayrı misal veriliyor: Rızık, şifa ve hidâyet.

Misal olarak, rızık üzerinde kısaca duralım. Bir insanın, sofrasındaki nimetlere bakarak Allah’ın Rezzak ismini düşünmesi cüz’îdir. Bütün canlıların o anda rızıklandıklarını düşünmesi, hatta hayaliyle geçmiş ve gelecek zamanlara uzanması ve nihâyet cennet sofralarında müminlerin ebediyen rızıklanmalarını düşünmesi ise küllî bir tefekkürdür.

Allah Resulünde (asm.) bütün esmâ azamî derecede tecelli ettiği gibi, onun yolunda giden ve sahabe mesleğini benimseyenlerde de bu mâna, şahısların istidatları nisbetinde, kendini gösterebilmektedir.

Tasavvuf mesleğinde giderek bir isme küllî mânada mazhar olabilen bir kimsenin kalb âleminde o isim hükmünü icra eder, diğer esmâ, o isme göre ikinci, üçüncü planda kalabilir. Birçok esmâya küllî mânada mazhar olabilen zatlar nadirdir.

İnsanların dünyevî mesleklerinde bunun çok misali vardır. Bir padişah çok güçlü bir kumandan ise onda “Kumandan” ismi asıldır. O padişah aynı zamanda resimle de iştigal edebilir yahut şiir yazabilir. Onun “Ressam” ve “Şair” isimleri, “Kumandan” ismine göre gölge mesabesinde kalırlar.

Hem büyük bir kumandan, hem harika bir ressam, hem de eşsiz bir şair olmayı şahsında toplayabilen kimseler çok nadirdir.

Manevî kemalatta da birden fazla esmâya azamî derecede mazhar olan harika zatlar vardır. Ancak, ekseriyetle bir, iki ismin tecellisinde ileri gidilir, diğer tecelliler o tecellilere nisbetle daha zayıf düşerler.

(1) bk. Şuâlar, İkinci Şua, Birinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...