Bediüzzaman Said Nursî "Banka" ve "Faiz" hakkında Risalelerde ne buyurmuş?
Değerli Kardeşimiz;
Bediüzzaman Hazretleri birçok beyanatıyla ribanın, yani faizin; Kur'an'ın emri ve hadisi şeriflerinde bu manayı tamamlaması neticesinde, bu çirkef şeyden ehli imanın uzak durmasını istemektedir. Çünkü bankalara ve faiz müesselerine giriftar olanlar manen diyorlar ki, “sen çalış ben yiyeyim." Yani alın teri dökmeden milleti helal olmayan bir mala taaşşuk ettirmektedir.
Bunun neticesinde fakirler daha fakir olmuş. Zengin parasını, bu tür müesseselerle işbirliği yaparak faize yatıranlar da gittikçe zenginleşmektedir. Bu da helal bir kazanç olmadığından ve faturası da avam tabakasına kesildiğinden zenginlerin gurur küpü ve enaniyet fıçısı olmasına sebebiyet vermiştir. Fakirlerin de bu türdeki insanlara karşı cephe alıp, onları kötülemesiyle neticelenmiştir. Bunun çaresi; zengin olanlar helal kazanca yönelecek ve zekâtını verecek. Bu şekilde her iki kitle arasındaki uçurumda giderilmiş olacaktır. İşte Kur'an bu manayı nazara vererek şakirdlerine 'banka kapısından girmeyin' der. Tabi zaruretler haricinde o tür kurumlara fazla giriş çıkış İslam alimleri tarafından nahoş karşılanmıştır.
Risale-i Nur'da geçen "banka" ile ilgili birkaç pasajı istifadenize sunuyoruz:
"Sa'y ü ameli, sermaye ile mübareze ettirip, fukarayı zenginlerle çarpıştıran muzaaf riba yapıp, bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud'a ile cem-i mal eden o millet olduğu..."(1)
"Bu devirde sû-i istimâlât o dereceye vardı ki, bir sermâyedar, kendi yerinde oturup, bankalar vâsıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde; bir bîçare amele, sabahtan akşama kadar, tahte'l-arz mâdenlerde çalışıp, kût-u lâyemût derecesinde, on kuruşluk bir ücret kazanıyor. Şu hal, müthiş bir kin, bir iğbirar verdi ki, avâm tabakası havâssa îlân-ı isyan etti. Şu asrın tâbiriyle, sosyalistlik, bolşeviklik sûretinde, evvel Rusya'yı zîr ü zeber edip, geçer Harb-i Umûmiden istifade ederek, her yerde kök saldılar. Şu bolşevizm perdesi altındaki kıyâm-ı avâm, havâssa karşı bir kin ve bir tezyif fıkrini verdiğinden, büyüklere ve havâssa âit medâr-ı şeref her şeyi kırmak için bir cesâret vermiş."(2)
"Ribânın kap ve kapıları olan bankaların nef'i, beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Âlem-i İslâma zarar-ı mutlaktır; mutlak beşerin refahı nazara alınmaz. Zira gâvur harbî ve mütecaviz ise, hürmetsiz ve ismetsizdir."(3)
"Ribâ atâlet verir, şevk-i sa’yi söndürür. Ribânın kapıları, hem de onun kapları olan bu bankaların her dem nef’i ise, beşerin en fena kısmınadır. Onlar da gâvurlardır. Gâvurlardaki nef’i en fena kısmınadır; onlar da zalimler. Her dem zalimlerdeki nef’i en fena kısmınadır. Onlar da sefihlerdir."
"Âlem-i İslâma bir zarar-ı mutlaktır. Mutlak beşer her dem refahı nazar-ı şer’îde yoktur. Zira harbî bir gâvur hürmetsiz, ismetsizdir, demi hederdir. Her de...m."(Lemeat)
"Ribâ atâlet verir, şevk-i sa'yi söndürür. Ribânın kapıları, hem de onun kapları olan bu bankalar…"
Faiz, insanları tembelliğe sevk eden iktisadî bir kanserdir. İnsanların üretme ve çalışma azmini bitirir, kolay ve haksız kazanca teşvik eder. Faizin hükmettiği bir yerde üretim ve alın teri zayıflar, sönmeye yüz tutar. Bugün modern ülkelerde faiz nisbetlerinin düşük tutulması bundandır. Ama maalesef geri kalmış İslam ülkelerinde faiz nisbetleri çok yüksek, bankalar ise fazladır. Demek kurtuluş İslam’ın emirlerine sarılmak, yasaklarından kaçınmaktadır.
"... bankaların her dem nef'i ise, beşerin en fena kısmınadır. Onlar da gâvurlardır. Gâvurlardaki nef'i en fena kısmınadır; onlar da zalimler…"
Üstelik faizin menfaati insanlığın yüzde birlik kısmınadır ki, bu kısım da ekseriyetle en âdi ve şerli tabakasıdır. Mesela, faizciliği geçim kapısı haline getirenler ekseriyetle Yahudilerdir. Faize bulaşan kişi doğrudan ya da dolaylı olarak Yahudileri kalkındırmış oluyor.
"Her dem zalimlerdeki nef'i en fena kısmınadır. Onlar da sefihlerdir. Âlem-i İslâm’a zarar-ı mutlaktır..."
Bu gâvurlar içinde faizden nemalananlar da en fena ve zalim kısımdır ki, bunlar İslam düşmanı olup İslam ve insanlığa savaş açmışlardır. Her daim savaş, kan ve gözyaşı dökenler bu alçak tabakadır ki, bunların en mühim sermayesi faizcilik ve haram yollardır.
"Mutlak beşer her dem refahı nazar-ı şer'îde yoktur. Zira harbî bir gâvur hürmetsiz, ismetsizdir, demi hederdir. Her...dem."
İslam dini, insanlığın umumuna menfaati olan sistemi kabul eder, zararlı olanı ise reddeder. Halbuki şu faiz illeti insanlığın yüzde birine menfaat temin ederken, yüzde doksan dokuza kan kusturuyor. Bugün dünya çapında finans sektörü faiz sistemi üzerine değil de, üretim sistemi üzerine kurulmuş olsa idi, insanlığın ekserisi menfaat görecekti. Başta Afrika ülkeleri olmak insanlar sefil duruma düşmezdi.
Harbî gâvur, İslam’a savaş açmış kâfirler demektir ki, İslam hukukuna göre bunların kanı helaldir, hayat hakları ve hürmetleri yoktur. Onların cezasını şahıslar değil, devlet verir. İşte faiz ekseri olarak böyle kâfirlerin kazanç yoludur.
Faizin kaldırılması, zekâtın işler hale getirilmesi, bu iki sınıf arasındaki dengesizliğin giderilmesinde ve hakça bir paylaşımın teşekkülünde ehemmiyetli reçete İslam'dır. Bu yüzden zekât zengin ile fakir arasında güzel ve sağlam bir köprü vazifesini görüyor.
İslam dini, faiz gibi meşru olmayan yollarla servetin belli ellerde toplanmasını haram kılmıştır. Faiz, çalışmadan kazanmak, başka insanların emeğini sömürmektir. Faiz sa’ye şevkini kıran ve çalışmaya sekte vuran bir kanserdir. İslam dini zekâtı beraberinde emretmiş ki, istihsal ve ticaret hayatında bir canlılık ve hareket olsun hem de insanlar büyük bir adaletsizliğe ve zulümlere maruz kalmasın.
Dipnotlar:
(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz.
(2) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup.
(3) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri-110.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü